Dost Yazıları

Bizde okunup istifade edilen, değerli bilgileri ve seçkin fikirleri ihtiva eden kitaplar üzerinde yazı yazanlar azdır. Sosyal medyayı kullanmayı alışkanlık hâline getirenler, en çok sevdikleri ve beğendikleri kitapların kapak fotoğrafını çekip duyurduklarında görevlerini yaptıklarını zannederler. Hâlbuki önemli olan, okunan eserler hakkında düşünce serdetmektir. Muhtevasından okuyucuları haberdar etmektir. Şüphesiz bu iş, kolay değildir. Zaman ayırmanız, mesai harcamanız, çaba göstermeniz, alın teri dökmeniz gerek. Bu kutlu emeği harcayanlar arasında Prof. Dr. Cemal Kurnaz da bulunuyor. Hocamızın yeni eseri Dost Yazıları, Post Yayınları’ndan çıktı. ‘Kitaplar Arasında’ uzun ve bereketli seyahate çıkan yazarımız, okuduklarından bahsederken önemli tespit ve tahliller de yapıyor.

Kırk yıldan beri kitaplar hakkında yazan yazarımız, verilen emekleri küçümsemeden tenkit hakkını kullanmakta, gördüğü eksiklikleri yumuşak bir lisanla söylemektedir. Kitap tanıtımı, kritiği, tenkidi yapacak olanların Hocamızın bu eserinden istifade etmesi gerekiyor. Kitaplar anlatılırken müelliflerin hayatlarından, hususiyetlerinde çarpıcı bazı bilgiler de veriliyor. Kitaba ‘Eskilerden’ başlıyoruz. Mehmed Çavuşoğlu Hocamız rahmetle anılırken, “Hayâlî Bey ve Divanından Örnekler”inin sonunda eserin “Divan şiirinin kapısını aralamak isteyenlere kıymetli anahtarlar verdiği” hatırlatılıyor.

Sezâyî-i Gülşenî Divanı”, “İsmail Beliğ ve Nuhbetü’l Âsar’ı”, “Müstesna Güzeller’e Dair”, “Divan Şiirinde Hikemî Tarzın Büyük Temsilcisi Nâbî”, “Nef’î’yi Anarken”, “Çavuşoğlu, Çelebioğlu ve İpekten Armağanları” bölümlerinden sonra “Mehmed Çavuşoğlu Rüzgârı”na kapılıyoruz. Çavuşoğlu’nun Divanlar Arasında kitabındaki yazıları ile Divan edebiyatına bir yönelişi sağladığı ifade edilirken “Milletinin inançlarına bağlılığını” gösteren şu satırları okumak gerek: “M. Çavuşoğlu, merhametli ve yardımsever bir insandır. Tatilde memleketine gidemeyen öğrencilerle ilgilenir, harçlık verir, iş bulur; onları kalacak yer buluncaya kadar evinde barındırır. Kardeşi Fatma Gürbüz Hanım onun milletinin inançlarına bağlı bir kişi olduğunu söyler. Balkanlarda, Fransa’da, Amerika’da, Rusya’da her yerde ibadet edecek bir yer bulur, camileri dolaşıp iki rekât şükür namazı kılar. Mehmet Kalpaklı da, beraber çalıştıkları bazı günlerde öğle yemeği vakti, ‘Sen git, ben bugün niyetliyim.’ dediğini aktarır. 1980’li yıllarda yol yapımı için kaldırılan Edirnekapı Şehitliği’nde gördüğü, yeni gömülmüş gibi bozulmamış şekilde duran Yeniçeri cesetlerinden etkilenerek Ulubatlı Hasan Destanı’nı yazar.”

Sayfaları çevirmeye devam ediyoruz: “Oğuz Han Mersiyesi: Bir Kaside mi Üç Gazel mi?”, “Şeyh Galip Divanı’nda Nazım Şekilleriyle İlgili Problemler”, “17. Yüzyılda Hece Vezniyle Yazılmış Bir Mesnevi: Feyzî Çelebi’nin Şem’ü Pervâne’si”… “Hasan Âli Yücel’in pek bilinmeyen ve “Yayımlanamayan Divan’ı” hakkında iki makalede ilginç bilgilere yer veren Cemal Hoca, kaleme alınan eserlerin dönemlerini yansımalarının altını önemle çiziyor. Şaşırtıcı duruşlara sahip olan Yücel’in meçhul ve mistik yönlerini okurlarıyla paylaşıyor.

“Kitapların da Bir Kaderi Var” ve “Mersiye Şairinin İşi: Acıyı Bal Eylemek” bölümlerinin ardından “Fuzûlî Divanı Sözlüğü”nün başında şu açıklama yapılıyor: “Türk edebiyatında din ve tasavvuf önemli yer tutar. Gerek Tasavvuf Edebiyatında gerekse Divan Edebiyatında din ve tasavvufun bütün inceliklerine yer verilir.” Altı çizili satırları çoğaltarak ilerlediğimiz sayfalarda şu başlıklar dikkatimizi çekiyor: “Türk Edebiyatında Tevhidler”, “Tasavvufî Rüya Tabirnâmeleri”, “Mustafa Sarı’dan Yörük Sözleri”, “Kadîm Mânânın Şiiri”, “Tahranlı Ali Rıza Hiyabani ve Aşk Havası”, “Yozgatlı Fennî Divanı”. Mütecessis bir nazarla devam ediyoruz. “Hezar Gıpta”da M. Uğur Derman’ın duyduklarını, gördüklerini, öğrendiklerini, sürekli araştırarak yeni bilgilerle zenginleştirdiğini, bir ömür boyu bunları yazıya dökmenin gayreti içinde olduğunu belirten Cemal Kurnaz, sanatkârımızın hakkını teslim ediyor: “Uğur Derman’ın her daim mütebessim yüzüne bakanlar, onda Necmeddin Okyay’ı, Süheyl Ünver’i, Macid Ayral’ı, Halim Özyazıcı’yı, Fethi Gemuhluoğlu’yu; bütün bunların şahsında eski İstanbul’u, Osmanlı asırları içinden süzülüp gelen güzel sanatların üstatlarını görür. O, bunların hepsini tevarüs ederek şahsında toplamış müstesna bir kişiliktir.”

“Yenilerden” bölümünün başında, Ahmet Güner Sayar’ın Örsle Çekiç Arasında Mehmed Âkif Ersoy kitabı ele alınıyor. Âkif’in tasavvufla ilgili münasebeti üzerine vicdani, soğukkanlı ve hakşinas değerlendirmede bulunan Cemal Hoca, yazısının sonunda “Âkif’in samimiyeti”ni zikrettikten sonra şöyle diyor: “o hiçbir zaman hesap adamı olmadı. Hep hasbi idi. İmparatorluk kayıp giderken ayaklarımızın altından, çoğu aydın rahatını bozmazken, gözyaşıyla yollara düşen adamdır o. ‘Gitme dur yolcu berâber oturup ağlaşalım/Elemim bir yüreğin kârı değil paylaşalım’ diye hıçkıran adamdır. Bu samimiyeti yüzünden ‘İstiklâl Marşı’nı yazmak ona nasip oldu. Rahmet olsun.” Dost Yazıları’nda daha pek çok kitaptan bahsediliyor, hasbi yorumlar yapılıyor. Bu kitabın en mühim özelliği, hatta hizmeti, okuyucuyu söz edilen iyi kitaplara yönlendirmesidir.