Dövizin Serüveni: Tehdit Altında mıyız?

0

Türkiye'nin olagelen sorunlarından biridir…

Döviz sorunu.

Neden sorundur? Neden halledilemeyen bir sorundur? Sorunun çözümündeki aksaklık bizden mi yoksa dışarıdan mı kaynaklanıyor?

Aslında bu soruların cevabının çok basit bir açıklaması var…

İhracatımız ithalatımızdan fazla olursa bu sorun da ortadan kalkacaktır.

Düz mantık olarak bu doğru.

Ancak madalyonun diğer yüzü var: Yani ihracatımızı ithalattan nasıl yüksek yapacağız? Bunun gerekleri nelerdir? Ve bu gerekleri hayata nasıl geçireceğiz veya nasıl geçirmemiz lazım?

İşte madalyonun bu yüzü, işin bu kısmı çok da kolay değil…

-öncelikle dünyada 2011 yılından bu yana yaşanmakta olan "Endüstri 4" sanayi devrimini çok iyi anlamamız ve hazırlık yapmamız gerekiyor.

-Yeni dünya ekonomisinde tüketiciler artık "sürekli olarak yeni ve farklı ürün" istiyor. Gelişmiş ülkeler bu bireysel değişimi gördü ve imalat modelini hemen değiştirdi.

Dolayısıyla imalat modelimizi yeni, farklı ve özel sipariş üretim modeli üzerine oturtmamız gerekiyor.

-Ar-Ge oranımızı milli gelirimizin % 3'üne çıkarmamız gerekiyor. Şu an bu oranımız % 1,06 seviyelerinde. Bu düzeye % 0,34 seviyelerinden geldik. Çok yol katettik, ama yetmiyor…

-Son verilere göre ihracat teknolojik ürün oranımız % 3,8 nispetinde. Bu oranı en az % 15 seviyelerine çıkarmak için gerekli çalışmaları hayata geçirmemiz gerekiyor.

Aslında yukarıda sıraladığım hususların her biri ayrı bir yazı konusu ve izaha muhtaç…

Hem doğrudan yazımızın konusu olmamaları hem de bu konularda daha önce birkaç yazı yazdığımdan bugün detayına girmeyeceğim.

Ancak bu hususları başaramazsak döviz operasyonlarına ve bu yazımda değinmediğim faiz lobisinin oyunlarına daha çok maruz kalmak durumunda kalacağız.

Savunma sanayiinde nasıl başardıysak bu alanlarda da rahatlıkla istediğimiz seviyelere gelebiliriz.

Evet.

Başaracağız… Başarmak zorundayız… İzzetimiz için… Geleceğimiz için… Çocuklarımız için… Yüksek hayallerimiz için…

Bilinçli dalgalı yıllar…

Tablodaki verileri dikkate aldığımızda 2002-2008 yılları arasında döviz kuru bazında bir istikrarın olduğu rahatlıkla söylenebilir.

YIL

ALMAN MARKI

USD

Döviz Alış

Döviz Satış

Artış (%)

Döviz Alış

Döviz Satış

Artış (%)

1996

69,073

69,420

-

107,505

108,045

-

1999

277,169

278,506

301,27

540,098

542,703

402,39

EURO

USD

2002

1,718,945

1,727,236

-

1,639,745

1,647,654

203,65

2005

1.5875

1.5952

-7,64

1.3418

1.3483

-18,17

2008

2.1332

2.1435

34,37

1.5218

1.5291

13,41

2011

2.4438

2.4556

14,56

1.8889

1.8980

24,12

2013

2.9344

2.9397

20,08

2.1304

2.1343

12,79

2016 (5 Aralık)

3.7579

3.7647

28,06

3.5344

3.5408

65,90

Kaynak: www.tcmb.gov.tr

Artış oranı tabloda gösterilen bir önceki yıla göre hesaplanmıştır.

Dövizin çalkantılı olduğu yıllar 2011 ve sonrasında başlıyor…

Girdiği her seçimde oylarını artıran bir siyasi iradenin "hazmedilememezliği" neticesinde 2002 öncesinde yapılan operasyonlar tekrar sahnelenmeye çalışılmıştır. Zira 2011'in 12 Haziran'ında yapılan genel seçimler vardı.

Siyasi iradenin seçimlerden zaferle çıkması yani istikrarın kazanması bazı kesimleri yine memnun etmemiş olmalı ki; bu sefer farklı oyunlar sahnelendi:

28 Mayıs 2013 "gezi olayları"…

6-7 Ekim olayları…

Ve 2016… 15 Temmuz darbe kalkışması…

Milli, insani ve İslami tarihin gördüğü en acımasız ve hain plan…

Güçlü siyasi iradeyi zor durumda bırakmak için yapılan operasyonlarla döviz kuru bu yıllarda (2011-2016) artış yönünde seyir izlemiştir.

Peki bu operasyonlar neden yapılıyor?...

Bunun cevabı oldukça uzun. Bu sebeple Yeni Şafak gazetesinde 18 Kasım 2016 tarihinde yayımlanan ve kişisel web sitemde de yer alan "Erdoğan ve Türkiye Neden Hedefte" başlıklı tam sayfa demecimi okumanıza havale ederek kısa kesecem….

Akla şu soru gelebilir: Tamam, ama bizim hiç mi suçumuz yok?

2002-2016 yılları arasında tüm engellemelere rağmen çalıştığımız gibi 2002 öncesinde de çalışmış olsaydık; şuan her şey çok farklı olurdu. Ve çok daha yüksek seviyelerde olurduk.

Bizi engelliyorlar, doğru. Bizi tehdit ediyorlar, doğru. Bize operasyon yapılıyor, doğru…

Ancak tüm bunlara rağmen biz çalışmak zorundayız… Ve her sonuçlandırarak başardığımız işten sonra kalkıp yorulmaya devam etmek mecburiyetindeyiz

Yani kanaat edebiliriz. Hatta etmeliyiz… Ancak asla yetinemeyiz

Zira bizi bekleyen ve fethedilmesi gereken "yüksek hayallerimiz var"