Bugün yaşananlar, dağınık hadiselerin toplamı değil; açık bir iradenin, planlı bir stratejinin sonucudur. İnsanlıktan nasibini almamış Amerika Birleşik Devletleri, cinayet şebekesi İsrail ile birlikte Gazze’de büyük bir yıkımı doğrudan yürütmüş, ardından bu yangını bölgenin geneline yayacak adımları sistemli bir şekilde atmıştır. Gazze’de yakılan ateş, artık sadece bir şehirle sınırlı değildir; bütün bir coğrafya bu ateşin içine çekilmektedir.
Daha acı olan ise şudur: Önce Sünni olan Gazze yandı… Ümmet yeterince sahip çıkmadı. Şimdi ise Şii olan İran hedefe konulmuş durumda. Ve korkulan gerçek şudur ki, Sünni olan Gazze’ye sahip çıkılmadığı gibi Şii olan İran için de aynı suskunluk tekrar edebilir. Eğer bu böyle devam ederse, her ülke sırasını bekleyen bir hedefe dönüşecek; herkes kendi kapısına gelecek ateşi seyredecektir.
Kur’ân-ı Kerîm bu gafleti açıkça uyarır:
“Zalimlere meyletmeyin, yoksa size ateş dokunur.” (Hûd, 113)
Bugün dünyanın en büyük teröristi Amerika Birleşik Devletleri ve onun tasmasını elinde tutan İsrail ile kurulan her türlü yakınlık, bu ilahi uyarının kapsamına girmektedir. Ama mesele sadece yakınlık da değildir; susmak da bir meyletmektir. Görmezden gelmek de bir tercihtir.
Dün Gazze’deki yıkım karşısında susanlar, bugün İran için de susarsa; ardından başka bir ülke için susacak, sonra bir başkası için… Ta ki insanlıktan nasibini almamış İsrail işgal düzeni, bu coğrafyada karşısında direnç kalmayana kadar ilerleyecektir.
Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ümmetin nasıl olması gerektiğini şöyle tarif eder:
“Müminler, birbirlerini sevmede, merhamette ve şefkatte bir vücut gibidir.” (Buhârî, Müslim)
Bu bedenin bir parçası Gazze’de acı çekerken diğer parçalar sessiz kalırsa; bugün İran yalnız bırakılırsa; yarın kimse kimseyi bulamayacaktır. Mezhep farklılıkları, siyasi ayrılıklar, tarihsel kırgınlıklar… Bunların hiçbiri zulüm karşısında susmayı meşrulaştıramaz.
Kur’ân’ın çağrısı açıktır:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 103)
Bugün yaşanan parçalanmışlık, sadece siyasi bir zafiyet değil; ümmet bilincinin zayıflamasıdır. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail kendi hedefleri doğrultusunda birlik içinde hareket ederken, Müslümanların mezhep ve çıkar eksenli ayrışmaları bu kuşatmayı kolaylaştırmaktadır.
Resûlullah (s.a.v.) ise sorumluluğu açıkça ortaya koyar:
“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin.” (Müslim)
Bugün yapılması gereken bellidir: Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından kurulan bu kuşatma düzenine karşı açık, net ve ortak bir duruş sergilemek. Sünni-Şii ayrımı yapmadan, mazlumun yanında saf tutmak.
Çünkü mesele artık sadece Gazze meselesi değildir… Sadece İran meselesi de değildir…
Mesele, bu ümmetin var olup olmayacağı meselesidir.
Unutulmamalıdır:
“Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed, 7)
Aksi hâlde korkulan senaryo kaçınılmaz olur: Herkes sırasını bekler… Ve sıra geldiğinde kimse kimseyi bulamaz.