Dünya Savaşta, Türkiye Yükselişte

Bir ülkenin bağımsızlığı yalnızca sınırlarını koruyabilmesiyle değil, aynı zamanda savunma teknolojilerini kendi imkânlarıyla üretebilmesiyle de ölçülür. Türkiye son yıllarda savunma sanayinde gerçekleştirdiği atılımlarla bu alanda önemli bir mesafe kat etmiş ve dünya çapında dikkat çeken projelere imza atmıştır. Kara, hava ve deniz kuvvetlerine kazandırılan yeni sistemler, ülkenin caydırıcılığını artırırken aynı zamanda teknolojik kapasitesinin de güçlendiğini göstermektedir. Bu süreç, yıllar süren emek, vizyon ve kararlılıkla şekillenen büyük bir dönüşümün sonucudur.

Ortadoğu’da gerilim her geçen gün daha da artarken İran ile İsrail arasındaki karşılıklı saldırılar ve bu gerilime dâhil olan Amerika Birleşik Devletleri bölgeyi yeni bir savaşın eşiğine taşımaktadır. Füze saldırıları, askeri yığınaklar ve sert açıklamalar dünyanın farklı bölgelerinde güvenlik endişelerini artırırken, bu gelişmeler Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın ne kadar hassas ve stratejik olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Böyle bir ortamda Türkiye, yalnızca krizlerin ortasında kalmamak için değil; aynı zamanda kendi güvenliğini sağlam temellere oturtmak için savunma sanayinde güçlü adımlar atmaya devam etmektedir.

Savunma sanayinde elde edilen bu başarıların arkasında güçlü bir siyasi irade ve büyük bir mühendislik gayreti bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır dile getirdiği “yerli ve milli savunma sanayi” vizyonu, devlet politikası hâline gelerek birçok projenin hayata geçirilmesine öncülük etmiştir. Aynı şekilde Türk mühendislerinin öncülüğünde geliştirilen insansız hava araçlarıyla dünya çapında adından söz ettiren BAYKAR Teknoloji, Selçuk Bayraktar ve ekip arkadaşlarının ortaya koyduğu çalışmalar da bu başarı hikâyesinin önemli bir parçası olmuştur. Özellikle İHA ve SİHA teknolojilerinde elde edilen ilerleme, Türkiye’nin savunma alanındaki kabiliyetini yeni bir seviyeye taşımıştır.

Bugün Türkiye’nin envanterinde yer alan sistemler bu dönüşümün somut örneklerini oluşturmaktadır. İnsansız hava araçları alanında Bayraktar TB2, Bayraktar Akıncı ve ANKA gibi platformlar önemli görevler üstlenmektedir. Hava kuvvetlerinde aktif olarak kullanılan F-16 Fighting Falcon uçaklarının yanı sıra Türkiye’nin milli savaş uçağı projesi olan KAAN da geleceğin savunma gücünü şekillendirmektedir. Kara kuvvetleri envanterinde Altay tankı, Kirpi zırhlı aracı ve T-155 Fırtına obüsü önemli bir ateş gücü sağlamaktadır.

Deniz kuvvetlerinde ise milli projeler dikkat çekmektedir. Çok maksatlı amfibi hücum gemisi TCG Anadolu, MİLGEM kapsamında geliştirilen Ada sınıfı korvetler ve İstanbul sınıfı fırkateynler Türk donanmasının modernleşmesinde önemli rol oynamaktadır. Füze ve hava savunma sistemleri alanında ise HİSAR-A ve HİSAR-O gibi sistemler ile ATMACA ve SOM gibi füzeler Türkiye’nin caydırıcılık gücünü artırmaktadır.

Ne var ki, bazı gerçekler bazı kesimler tarafından göz ardı ediliyor. Birileri çıkıp hâlâ “Savunma sanayimiz için 14 yılda hiçbir değişiklik yapılmamıştır” deyip, “Bir tane bile savaş uçağımız yok” hamaseti ortaya atabiliyor. Aynı kişiler Karadeniz’de yapılan füze testlerine ilişkin tartışma yaratan bir açıklamada bulunmuştur. Sinop’taki test merkezinde yapılan roket ve füze denemelerinde balıkçılığı ve turizmi olumsuz etkilediğini savunmuştur. Konuşmasında: “O seslerden balıklar ürküyor, yuvalarını terk ediyor, yuva yapamıyor.” gibi akıl tutulması yaratacak tezler ortaya koymuştur.

Bugün gelinen noktada savunma sanayinde elde edilen başarılar, yalnızca askeri bir güç artışı değil; aynı zamanda bir milletin kendi imkânlarına güvenerek ayağa kalkmasının da sembolüdür. Türkiye, güçlü siyasi irade, yerli mühendislik ve milletin desteğiyle savunma teknolojilerinde önemli bir yol kat etmiş ve geleceğe daha güvenle bakar hâle gelmiştir. Bu süreç, bağımsızlığını korumak isteyen bir milletin azimle yazdığı güçlü bir başarı hikâyesidir.