Durun

0

Bağırmak, haykırmak istiyorum; olanca nefesimle; "Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak/Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak/Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden/Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden."

Bir dünya iniyor tepemizden. Savaşın eşiğindeyiz. Rusya'nın tahrik ve tacizi her geçen gün artıyor. Dünyanın jandarması olan ABD, kendi iç politikasının girdabına hapsolmuş durumda. Türkmen dağı ha düştü, ha düşecek. YPG, ilerlemeye devam ediyor; en son Azez'in güneyindeki Menag askeri üssünü de muhaliflerin elinden almış. Sınırımızda adım adım yeni bir devlet kuruluyor. İçeri de ise şehit haberlerine yeni gözyaşları ekleniyor… Terör, güneydoğu üzerinden ülkeyi ipotek altına almak üzere…

Tanrıyı Kıyamete mi Zorluyoruz?

Mültecilerin durumunu ise betimleyebilecek herhangi bir kelime yok lügatlerimizde. İnsanlık, Akdeniz'de ölüyor. Belki de Tanrıyı kıyamete zorluyoruz. Hangimizin vicdanı kaldırabilir ki böyle bir zulme… Ne şiir, ne edebiyat bir anlam ifade ediyor. Gök kubbe çatlamaya namzet. Her geçen derin bir acı ve öfke birikiyor içimizde. Ölenlerin sadece Müslümanlar olması, hınç ve öfkemizi daha da perçinliyor, içimdeki ses küfrün tek millet olduğunu hatırlatıyor olmasına rağmen.

Aslında bunlar madalyonun sadece bir yüzü… Küresel kuşatmanın tasallutu altındayız. Sanki kuşatılan, yok edilmeye çalışılan biz değiliz. Kapımızdaki savaş bize dokunmayacak. Ölüm, bizim kapımızı çalmayacak. Peki, ben bunları neden mi söylüyorum?

Siyaset cadı kazanı gibi kaynıyor. Birkaç gün önce Bülent Arınç'ın yapmış olduğu açıklamalar gündeme bomba gibi düştü. Hüseyin Çelik abimiz konuşmaya ve yazmaya devam ediyor. Herkes silahındaki son kurşunu atmanın şehvetine kapılmış durumda… Gül'ün nazik hamlesi ile Erdoğan ile Arınç ile arasındaki kavga kapatıldı.

Neyi Paylaşamıyorsunuz?

Ya medyamızda yaşanan kavgaya ne demeli? Star medya grubundan Cem Küçük ile Kanal 7 Ankara Temsilcisi Mehmet Acet arasındaki kavga, aklımızın ve ahlakımızın sınırlarını zorluyor. Ne oldu da biz bu aşamaya geldik? Neyi paylaşamadık, şu kısacık ömrümüzde. Hangi iktidar, bu kadar müptezelliğe layıktır? İstiklal Şairinin haklı olduğunu bir kez daha anlamanın hüznü içerisindeyim; "Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez/Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez/Bırakın eski hükümetleri meydandakiler/Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer/işte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti/işte Irak'ı da taksim ediyorlar şimdi." Artık aramıza tefrika girdi; yüreklerimiz toplu vurmuyor. Ve yaşananlar, tam bir akıl tutulması... İhtişam ve sefalet iç içe…

Dostlara hatırlatmak ve ikazda bulunmak isterim; "süngülerle iktidara gelinir ama süngülerin üzerine oturulmaz." Durun, bu cadde çıkmaz sokak…