Telefonun öbür ucundaki annenin sesi titriyor: “Kreşe bırakırken kalbim yerinde kalmıyor” diyor. Başka bir baba, “Yurtta kalan oğlumu her aradığımda sesi kısık geliyor ama bir şey söylemiyor” diye anlatıyor. Son günlerde kreşlerden gelen haberler içimizi acıtıyor. Ama asıl acıtan şu: Belki de bunlar buzdağının sadece görünen kısmı.
Çocuklarımızı sabah kapıdan uğurlarken, onları emanet ettiğimiz ellerin temiz olduğundan emin olabiliyor muyuz? Kreşler, yurtlar, öğrenci pansiyonları… Çocuklarımızın vakit geçireceği mekânlar. Peki bu mekânlarda neler oluyor, kim denetliyor, ne sıklıkla kontrol ediliyor?
Devlet yurtlarında kalan binlerce öğrencimiz var. Ailesinden uzak, belki de ilk kez yalnız kalan gençler. Bazıları lise çağında, bazıları daha küçük. Onların sesini kim duyuyor? Bir şikâyetleri olduğunda kime gideceklerini biliyorlar mı? Yoksa “Nasılsa kimse inanmaz” diye içlerine mi atıyorlar yaşadıklarını?
Kreşlerde çalışan personelin geçmişi mercek altına alınmalı. Psikolojik değerlendirmeler yapılmalı. Ama daha da önemlisi, kameralar olmalı ve veliler istediği zaman erişebilmeli. “Mahremiyet” diye itiraz edenler çıkabilir ama çocuklarımızın güvenliği her mahremiyetten önce gelir.
Devlet yurtlarında ise denetim mekanizması sadece kâğıt üzerinde kalmamalı. Yılda bir kez değil, önceden haber verilmeden yapılan sık denetimler şart. Ama asıl önemli olan şu: Çocukların anonim olarak şikâyette bulunabilecekleri, seslerinin mutlaka duyulacağından emin olabilecekleri bir sistem kurulmalı. Her yurtta bağımsız bir sosyal çalışmacı, her okulda güvenilir bir psikolojik danışman olmalı.
Bir çocuk “Bana kötü davrandılar” dediğinde, ilk tepkimiz “Abartıyorsun” veya “Yanlış anlamışsındır” olmamalı. İnanmalıyız önce. Dinlemeliyiz. Çünkü bir çocuğun susması, bir toplumun vicdanının susması demektir.
Bu sadece devletin değil, hepimizin meselesi. Komşunuzun kreşe giden çocuğuna sorun: “Nasılsın bakalım, orada iyi mi bakıyorlar sana?” Yurtta kalan akrabanızı arayın, gerçekten nasıl olduğunu öğrenin. Emanetlerimiz sadece bizim değil, hepimizin.
Çünkü yarın o çocuklar büyüyecek. Ve biz onlara sadece eğitim değil, güvenli bir çocukluk borçluyuz