"Dert" içini, uzun yolculuklarla, yürüyüşlerle, gayret ve sızlanmalarla doldurduğumuz bir kavram. O kadar büyüyor ki bu kelime gönül alemimizde, üzerinde dolanan derman bulutunu kimsecikler görmüyor. Öyle sarsıcı düşüyor ki muhayyilemizin tam orta yerine, ömrümüzün gizil öğretmeni olduğu anlaşılamıyor. Belki de hikmet, bu çözümsüzlükte saklı… Onun da kavranabilmesi için, idrak ve irfan seviyesinin, ruhun engin koridorlarında uzun soluklu bir mesafe kat etmiş olması gerekiyor…
Canını, kurbiyete borçlu olan bir bayrama daha kavuşacağız Rahman'ın izni olursa… Hakikatini Hakk'a yakınlıktan alan İbrahimî mirasa… Hepimiz değilse de pek çoğumuz kollarını açarak kuşatıcı bir iklim sunan bayrama, sinelerimizdeki dertleri taşıyacağız. Derdimiz mi büyük, herkesin derdi kendince mi büyük anlayamayacağız…
Kimimizin çilesi anlaşılmadığını düşünmekten mürekkep… Kiminde kariyer, kiminde maddiyat, kiminde güç, kiminde kıyas… Kimimiz borçlarından ibaret görüyor dünya sahrasını, kimimiz gecikmiş bir eğitim hayatının peşinden gidiyor. "Dediler, demişler" çukurunda filizleniyor ve oradan ayrılamıyor dert pek çoğumuz için… Kimimiz yitirilen değerler üzerinde durarak farkındalık geliştirirken, geliştirdiği farkındalıkla misyon üstlenmeyi tercih ediyor bir diğerimiz. Bu tercih, onun değil de pusulası kalp hassasiyeti olan iç aleminin dayatması oluyor daha çok… Kimimizin derdi aşksızlık, kimimiz gittikçe yozlaşan aile bağlarından şikayet ediyor en çok… "Ortam" kelimesini merkezine alanlar ve gidişatın çarkında mazlum ve masum yanlarının öğütülebileceğini düşünenler de var elbet… Bir korkuyu tavaf edenler… Herkes kendi yüreğini istila eden kaygı ve kederler üzerinde dururken gözünün önünde dünyaya gönderilen acıların en büyüğü ile sınananları, gözünün bebeğinden sakındığı evladını kan ile kınalayıp toprağın bağrına gönderenleri kalbiyle görme noktasında noksan kalıyor. Kaygı ve korkularını dil külfeti ile büyütenlerin hemen karşısında duruyor derdi, vatanının bağrından kopmuş olmak olanlar… Onlar da dünya hayatında sürgün çekenler…. Yaşantımızın merkezine aldığımız dertlere bakınca, çilesi yurtsuzluk olanların yanında nasıl duruyor çilemiz? Peki, vatanının felahı için göğsüne onlarca kurşun doldurulan bir evladı ebedî diyarına vakur bir onur fakat acıların en çetiniyle uğurlayan bir anne için dünyanın kederi, sevinç ve sızısı neye tekabül ediyor?
Derdin büyüklüğü davayı da büyük kılar. Davanın büyüklüğü neticeyi… Ateşi gülzara teslimiyetinin gücüyle çeviren İbrahim Peygamber, aynı teslimiyetle inşa etti bayramı… Onun derdi Rabbine yakın olmaktı. Bir ömrü O, bu yakınlığa adamıştı. Bunun neticesinde yakınlık kelimesine karşılık gelen kurbiyetten, kurban bayramı husule geldi. Kalplerin birbirine sıkı sıkı tutunduğu; saklanmış, hırpalanmış, köhnemiş duyguların yeniden filizlenmesine vesile olduğu coşku iklimi…
Kulun kurbiyet makamını edeple kazanabileceğini söylemiş İbn Ata… Ahmed b. Hadraveyh hoşgörüye kulaç atarak ulaşabileceğimizi zikretmiş bize şah damarımızdan yakın duranı… Ebü'l Hüseyin en- Nûrî yakınlığa karşılık gelen kelimenin sevgi olduğunu dillendirmiş… Hakkın rızasına uygun işler yapılmasına bağlamış bu makamı İbn Hafife…
Rıza yerde gökte; dilde gönülde… Yakınlık her açıdan yoksul bir çocuğun kirlenmiş avuç içlerinde… Seccadenin nabzında, istiğfarın omzunda… Yakınlık, yeni bir günü şükür ve şuurla karşılama noktasında… Hakiki yakınlığın bilincine varmakta… Hakiki bayrama ulaşma telaşında…
Gün batmadan önce kul, kurbiyetin elinden tutsun. Bilsin onu, canını, malını, en sevdiklerini kurban ederek elde edebileceğini…
Gün batmadan… En büyük derdi uzaklığı olsun.
Selam ile…
Nuray Alper