Edebiyatta Klasiklerimize İlgi

Türk edebiyatında klasik eserlere ilgi artarak devam ediyor. Hece Yayınları Recaîzade Mahmut Ekrem’in külliyatını yayımlıyor.

Klasikleri okumadan, eskiyi tanımadan ortaya yeni ürünler koymak güç. Bu doğru anlayış yayın dünyamızı da büyük ölçüde kendisini hissettiriyor. Son dönemde en çok okunan kitaplar arasında hem kadim Türk edebiyatının büyük eserleri hem de Tanzimat devrinden sonraki mühim yayınlar yer alıyor. Bütün kitapları külliyat olarak yeniden yayımlanan şair ve yazarlarımızdan biri de bir neslin üstadı ve öncüsü olan Recaîzade Mahmut Ekrem’dir.

Hakan Sazyek, Esra Sazyek ve Betül Solmaz’ın hazırladığı külliyatın ikinci cildi Takrdir-i Elhân Kudemadan Birkaç Şair Pejmürde Takrizat ile ilgili olarak yayınevinin tanıtım yazısı şöyle:

“Recaîzade Mahmut Ekrem Külliyatı”nın ikinci cildi, üstadın Üçüncü Zemzeme ile birlikte şiirlerini artık topluca yayımlamayı bıraktığı, dolayısıyla, edebiyatın şiir dışındaki yönlerine açıldığı bir dönemin ürünlerini kapsıyor. Bunlar, Takdîr-i Elhan (1885), Kudemadan Birkaç Şair (1889), Pejmürde (1895) ile Takrizat (1898) adlı eserlerdir. Bu kitaplar, çok sevdiği oğlu Nijad’ın hayatta olduğu, dolayısıyla üstadın edebî üretkenliğini kişisel mutluluğuyla beslediği yıllara aittir. Bir başka deyişle, Recaîzade’nin, şiirin dışına da çıkarak ilgi alanını, dikkatini eleştiri, edebiyat tarihi, biyografi gibi ikincil türlere yönelttiği süreç, özel yaşamındaki huzurla örtüşmektedir.

Takdîr-i Elhan, üstadın, Mekteb-i Mülkiye’den öğrencisi Menemenlizade Tahir’in Elhan (1887) adlı eserine önce takriz olarak verme niyetiyle giriştiği ama daha sonra eleştiriye döktüğü kitabıdır. Kudemadan Birkaç Şair, edebiyatımızın modernleşme sürecinin önemli isimlerinden biri olarak Recaîzade Ekrem’in klâsik Türk şairleriyle ilgili bir eseridir. Pejmürde, şiirlerden, deneme nitelikli metinlerden, aforizmal cümlelerden, mektuplardan, sanat-edebiyat-şiir konulu yazılardan ve bir hikâyeden meydana gelmiştir. Bu ciltte yer verdiğimiz dördüncü ve son kitap Takrizat, Ekrem’in ‘takriz’lerinden, yani sunuşlarından onüçünü içeren bir eserdir.”

DİL KÜLTÜR VE GELENEK

Dil Kültür ve Gelenek Salih Özer’in incelemelerinden oluşuyor. Kitabın tanıtım metninde, “Kültür değişince dil ve dile ilişkin algılar da değişir; dile ilişkin algılar değişince kutsal olanın kavranışı da değişir…” deniliyor. Önemli birçok konunun ele alındığı giriş ve iki bölümden meydana gelen eserde yer alan konular arasında şunlar da var: Dile İlişkin Bazı Mülahazalar, Erken Dönemlerde Dil Algıları, Kudretli Kelimeler, Dil ile Eşya Arasında Derin İlişki, Dilde Hakikat-Mecaz, Dil Kültür İlişkisine Dair, Kültür ve İnsan, Kültür-Din İlişkisi Üzerine Bazı Değiniler, İslam Geleneğinde Din Kültür İlişkisine Genel Bir Bakış, Eski Şiir, İslam Önesi Araplar Düşünüşü ve Buna Bağlı Dil Algısı İpuçları.

ÇİN KADAR UZAK CAN KADAR YAKIN ŞEHİRLER

Seyahat elbette çok önemli. Bizim kültürümüzde büyük önem arz ediyor. Ama yapılan gezilerin kaleme alınması da bir o kadar değerli ve gereklidir. Son yıllarda seyahat edebiyatımızda ciddi bir ilerleme var. Şairlerimiz, yazarlarımız, gazetecilerimiz ve genel olarak farklı mesleklere mensup olan seyyahlarımız, artık gezip gördükleri yerleri kendilerine saklamıyor, kaleme alıp topluma da sunuyorlar. Şüphesiz bu çok güzel bir gelişmedir. O seyahat intibalarından birini de Mesut Doğan yazdı. Çin Kadar Uzak Can Kadar Yakın Şehirler’de hassas, rikkatli ve dikkatli bir kalbin tezahürlerine şahit oluyoruz. Eserle ilgili kıymetli kalem erbabımızdan Mehmet Ali Kalkan şunları söylüyor:

“Ben yolum. Başımda taşıdıklarım yol yol çiğner beni, bağrıma taş basarım. Yolun güzelliği bazen gidilecek yerden bazen de yolculuğun hedefinden kaynaklanır oysa. “İnsan, bir damla kan ve sayısız endişe” diyordu Sadi umarsızca. Arif Nihat Asya ise “Su içen kuşu her yudumda gagasını göklere kaldırarak Allah’a şükrederken gördüm” diyordu. Biz görmediklerimizi de söyleriz; çünkü gurbeti bizden öncekilerden devralmışızdır. Yol bizi bekler. Yol, yolcunun durağıdır ama bazen duraklar bile yorulur beklemekten. Yolun önemi, önde yürüyen kişiye sayısız hayranlık ve değerlerle örülü görünmez iplerle tutunup onu izleyenlerden kaynaklanır. Gelen gelir, giden gider. Aslında gelen de giden de gitmektedir. Geniş yollar her yere, dar yollar bir yere gider, biliriz. Mesut Doğan’ın sınırları aşan bu eseriyle siz de yol içinde yolu, gül içinde gülü göreceksiniz. Sayısız gözlerle kendinize bakıp keşfederek bu tuhaf varlıkla yüzleşeceksiniz. Gözleriniz ve kalbiniz ışıyacak. Gözlerinizin gözleri açılacak.”

GÜNÜMÜZ KARAKALPAK ÖYKÜSÜ

Kardeş edebiyatların tezahürlerini son yıllarda daha çok merak etmeye başladık. Sadece Türkiye’de üretilen değil, dünyanın değişik ülkelerindeki edebiyatlarına da tecessüsümüz arttı. Bilhassa Türk dünyasındaki edebî mahsulleri elbette bilmemiz, okumamız gerekiyor. Günümüz Karakalpak Öyküsü bu anlamda ortaya konulmuş son derece seviyeli bir çalışma. Antolojiyi hazırlayan Aşur Özdemir. “Söz Başı”nda şöyle diyor: “Karakalpaklar, çoğu Özbekistan’a bağlı Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Türk soylu küçük topluluktur. Dünyadaki toplam nüfusu sekiz yüz bin civarında olan bu ulus zengin bir sözlü edebiyat geleneği ile sağlam bir yazılı edebiyat geleneğine sahiptir. Kendisine özgü bir tarihi, kültürü, dili ve edebiyatı bulunan Karakalpakların Türkiye’de yeterince tanındığını söylemek zordur. Bunda pek çok etken yanında bu küçük topluluğun bir Türk cumhuriyeti olan Özbekistan sınırları içinde yaşamasıdır. Zira Rusya’ya bağlı özerk topluluklar Türkiye’de çok ilgi çekerken maalesef Karakalpaklar gözden ırak kalmıştır.” Günümüz Karakalpak Öyküsü adlı kitapta başlangıçtan günümüze elli dokuz yazardan elli dokuz hikâye yer alıyor.

ÖZGE KORKMAZ’DAN HİKÂYELER

Özge Korkmaz’ın öyküleri Sular Rüyalarını Hep Bana Anlatır adıyla yayımlandı. Kitabın başındaki ithaf dikkat çekici: “Ana dilim, ses bayrağım, güzel ve nazlı Türkçeme; bana tüm zenginliğini sunarak kendimi onda ifade etme şansı verdiği için minnetle…” Emin Gürdamar kitapla ilgili olarak şu tespiti yapıyor: Sular Rüyalarını Hep Bana Anlatır, hafızanın kuytularına sinmiş sesleri, gölgede kalmış yüzleri, kelimesiz çırpınışları su yüzüne çıkaran bir ilk kitap. Özge Korkmaz ilk öykü kitabında dilin, kurgunun ve karakterlerin hakkını vererek derli toplu bir anlatı evreni sunuyor. Bireyin yabancılaşmasını, hafızayla kurduğu girift ilişkiyi, kendine ve ötekine bakışındaki çelişkiyi titizlikle işleyen öyküler; kaçtıklarına yakalananlara, dışarıya küsüp içine dönenlere, hatıralarını kaybedenlere, hastane odalarında kendi sesine yenik düşenlere, düğün davetiyeleriyle sarsılan gizli âşıklara kelimelerden bir sığınak kuruyor. Her öyküde kelimeler rüya ile uyanıklık, hatırlamak ile unutmak, susmak ile anlatmak arasında salınıyor.”

YERLİ VE YABANCI EDEBİYAT

Hece Yayınları son yıllarda yaptığı büyük atakla hem yerli edebiyatımızın kıymetli eserlerini kültür dünyamıza kazandırıyor, hem de yabancı edebiyatın seçkin kitaplarını okurlarıyla buluşturuyor. Gerek kapak tasarımları, gerek muhtevaları gerekse iç mizanpajlarıyla dikkat çeken kitaplar ciddi editöryal çalışmalardan da da geçiyor. Hece Yayınları’nın bugünlerde günışığına çıkan kitaplarını isimleri, yazarları ve mütercimleriyle okuyucularımıza takdim ederken, yayın dünyamıza ve edebiyat âlemine değer katan bütün yayıncı dostlara kolaylıklar diliyorum. İşleri rast gitsin.

HECE YAYINEVİ’NDEN ÇIKAN DİĞER KİTAPLAR

Bu yazıda ele aldığım bütün kitaplar Ankara merkezli yayınevimiz Hece’den. Yayınevinden çıkan diğer kitaplar şöyle: Sırlar -Güneşteki Kan Üçlemesi III, Nuruddin Farah, Türkçesi: Sel Erensal, Düşüşün Dört Mevsimi, Ahmad Ziya, Türkçesi: Nihat Değirmenci. Yaman Kan, Wole Soyinka, Türkçesi Leyla Burcu Dündar, Gurur ve Önyargı, Jane Austen, Türkçesi: Ruhiye Öztürk, Hayatını Geri Al (Janja Lalıch, Türkçesi: Ali Öztürk.