Eğitim kışkırtmaktır!

Her eğitim-öğretim yılı başında okullar açılırken eğitimin krizlerle dolu en sancılı alanımız olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Eğitimi, sancılı alan olarak nitelemek, aslında bu alanda var olan sorunların çözülmez olduğuna kendimizi ikna etmek ve bu durumu içselleştirmek anlamına gelmektedir. Başka bir ifade ile eğitim konusunda kendimizi öğretilmiş çaresizlik olarak diyebileceğimiz bir duruma alıştırıyoruz.

Eğitimi konuşurken, çoğu zaman eğitimin kendisinden ziyade eğitimin nesnelerinden, yani kırtasiye malzemelerinden konuşuyoruz. Okullar açıldığında kırtasiye malzemelerinin ailelere olan maliyetine odaklaşıyoruz. Ciddi bir ekonomik durgunluk ve kriz döneminden geçtiğimiz bugünlerde eğitimde kullanılan kırtasiye malzemelerinin cep yaktığı gerçeğini, veliler çok iyi bilmektedirler. Kırtasiye malzemelerinin yüksek maliyetini konuşmak önemlidir, ancak bu konuşma eğitimin kendisini konuşmak anlamına gelmemektedir. Eğitimi konuşmak, eğitimin asli öznesi olan insanı konuşmak anlamına gelmektedir. Eğitimde her şeyi konuşmamıza rağmen, hiç konuşmadığımız ve ihmal ettiğimiz özne, insanın kendisidir. İnsanı ihmal ettiğimizden dolayı, eğitim alanımız sancılı olmaktan kurtulmamaktadır. Sancılı olan insandır. İnsan sancılarını, sadece eğitim alanında tezahür ettirmektedir. Eğitimin sancıları ile insanın sancılarının birbirinin aynısı olduğu gerçeğini fark etmeye ihtiyaç vardır.

Eğitimdeki sancıların, ancak büyük projelerle aşılabileceği şeklinde büyük iddialar sürekli olarak gündeme getirilmektedir. Okulların teknolojiyle donatılması, sınav sistemlerinin değiştirilmesi, okul yönetimlerinin değiştirilmesi ve öğretmen yetiştiren büyük programların dizayn edilmesi sürekli olarak öne sürülen büyük iddialardır. Aslında eğitimde büyük iddiaların dönemi sona ermiştir. Eğitimde öğretmene, öğrenciye, veliye, kısacası insana dokunan, küçük, sade, mütevazi, insani ve ahlaki somut tutum ve uygulamalara ihtiyaç vardır. Eğitimde sahici anlamda insana ulaşmanın ve dokunmanın yolunu mutlaka bulma arayışında olmalıyız.

Öğretmenlerin, kendi mesleklerine yabancılaştığı gerçeği önümüzde durmaktadır. Öğretmenler, kendilerini çok önemli bir insani tecrübenin uygulayıcıları olarak değil, angarya bir işi yapmak zorunda olan hamallar olarak görmeye başlamışlardır. Öğretmenlerin bıkkınlığı, tükenmişliği ve usanmışlığı üzerinde ciddiyetle ve nitelikli bir şekilde durmak lazımdır. Moral ve motivasyonu yüksek olmayan bir öğretmenin, eğitim faaliyetinin bizzat kendisini herkes için ağır bir yüke dönüştüreceğinin unutulmaması lazımdır. Ülkemizde bir öğretmen sorunu vardır. Yıllardır birikime ve bilgiye dayalı, öğrenen ve öğreten bir eğitimci modeli ortaya koyamadık. Bilgiyi, birikimi, liyakati ve gelişimi esas alan, öğretmenlik mesleğinin her tarafına bu değerleri sahici anlamda yerleştiren köklü bir perspektif değişikliğini gerçekleştirmek acil bir zorunluluk ve zorunluluk haline gelmiştir.

Öğrenci olarak okullara gönderdiğimiz çocuklarımızın öğrenmekten vazgeçtiğini, merak etmediklerini ve kendilerini geliştirmeyi gereksiz görmeye başladıklarını görüyoruz. Öğrenci, öğrenmekte ısrar eden ve talepkar davranan kişidir. Çocuklarımızdın öğrenmekten vazgeçtiği ve merak yeteneklerinin körelme ve tükenme tehlikesiyle yüz yüze olduğu mevcut insani durumumuzda, verimli ve dinamik bir eğitim faaliyeti gerçekleştirmek mümkün değildir. Eğitimin sancılı bir alan olmasının asli sebebi, belki de öğrenmeden vazgeçişimiz ve merak etmeyi gereksiz bir şey olarak anlamamızdır. Eğitimin, kışkırtıcı olması lazımdır. Öğrencilerin meraklarını körelten değil, kışkırtan bir eğitim faaliyetine ihtiyaç vardır. Köreltmenin kendisini eğitimin asli bir işlevi haline getiren bir yaklaşımın ve uygulamanın, kışkırtıcı bir eğitim ortaya koyması mümkün değildir. Körelten hiçbir şey, eğitim olarak nitelenmeyi hak etmemektedir. "Eğitim, kışkırtmaktır" gerçeğini yeniden keşfetmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.

Ebeveyn-öğrenci-öğretmen üçgeninde büyük bir kopuş yaşanmıştır. Öğretmen ve öğrenci arasında karşılıklı paylaşıma, etkileşime, ilgiye ve ilişkiye dair fıtri bir insani münasebet modeli geliştirmekte başarısız ve yetersiz kalıyoruz. Okulu basan öğrenciler, müdürünü öldüren çocuklar ve öğretmenini değersiz gören öğrenciler gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Okulu ve eğitimi çok önemseyen bir aile ve ebeveyn profiline sahip bulunuyoruz. Ebeveynler, eğitime önem vermeyi çocuğu kursa veya özel okula göndermek olarak algılayabilmektedirler. Çocuk ve öğretmen arasında, okul ve aile arasında sevgi, saygı, ahlak ve hukuk temelinde sağlıklı insani ilişkiler ve köprüler kuracağımız üzerinde herkes kendisince bir yol bulmalı ve bunun için çaba sarf etmelidir.

Eğitim, insanı nicel olarak ölçen ve notlarla değerlendiren yapay bir faaliyet değildir. Eğitim, insanı değerlendirmekten ziyade, insanın değerinin her şeyin üstünde olduğunu fark ettiren asli bir insani tecrübedir. İnsanın bizzat kendisini değerli gören bir eğitim faaliyeti, kişiyi insanın asli değerleri olan özgürlüğü, onuru, düşünceyi, hukuku, ahlakı, tefekkürü ve gelişimi keşfetmeye kışkırtmak işlevine sahip olmalıdır.