Eğitimin Mayın Tarlası

Hala var mı bilemiyorum; Hatırlar mısınız eskiden bilgisayarlarda otomatik yüklü birkaç oyun vardı, onlardan biri de 'mayın tarlası' idi. Kazanmak için mayınlara basmadan mayınsız kutucuklara basarak oyunda ilerlemeniz gerekiyordu. Mayına bastığınızda tüm mayınlar patlıyor ve oyun bitiyordu. İnanır mısınız okullarda, tıpkı o oyundaki mayınlara benzeyen o kadar çok öğrenci var ki… Beden dilleri, ergenlik dönemi tripleri, tutum ve davranışlarıyla okul ve sınıfları adeta birer mayın tarlası haline getirmiş durumdalar. Kaybedişimiz işte bundan…

Sınıfta dikkatin ve ilginin kendisine yönelmesini isteyen; bu nedenle derste arkadaşlarına sataşan, sınıfın düzenini ve huzurunu bozan, öğretmenin motivasyonunu dağıtmaktan keyif alan ve hatta bunu bir marifet olarak gören bu öğrencileri patlamaya hazır birer mayın gibi öğretmenin kucağına verip, sınıfta/derste eğitmesini istiyoruz. Bırakın eğitilmelerini ve bu tür çocuklara bir şeyler gösterilmesini; bu tür öğrencilerin örgün eğitim sistemimiz içerisinde kendilerine yaşam alanı bulmaları bile başlı başına büyük bir konfor. Bu konfor bir an evvel son bulmalı. Bu konfora sahip öğrenciler yüzünden okullarda gün geçtikçe akademik, kültürel, ahlaki olarak inişe geçen bir öğrenci profili söz konusu.

Anne babaların "çocuğum okusun, bir şeyler öğrensin, ahlaki olarak gelişsin" demeleri gerekirken "yeter ki çocuğum diplomayı alsın, mezun olsun" anlayışıyla hareket etmeleri ve bu nedenle çocuklarının işledikleri her türlü yanlışı görmezden gelmeleri konusunda sergiledikleri tutum kadar eğitim sistemimizi dinamitleyen başka bir durum yok! Nitekim anne ve babalarından aldıkları cesaretle okullarda her türlü olumsuz davranışı yapmakta sınır tanımayan bu öğrencilerin sırtları pek de emin! Olayı öğretmenine şiddet uygulamaya kadar götüren bir öğrenciye en ufak bir söz söylemeyen hatta çocuğunu sahiplenen bu tür anne ve babalar, çocuklarını yine bir öğretmene emanet etmek, eğitmesini beklemekte olması tüm öğretmenlerin, eğitimcilerin vicdanını yaralıyor. Okulları, sınıfları, dersin işleyişini, okul iklimini terörize etmeye çalışan bu tür öğrencilerin sınıf tekrarına bırakılmaları kadar doğal, haklı bir talep olamaz. Eğitimcilerin bu taleplerinin görmezden gelinmeyeceği düşünüyor ve Milli Eğitim Bakanlığının öncü kadrosunun bu konuda bir çalışma yürüteceğine tüm samimiyetimle inanıyorum.

Anne ve babaların dahi kontrol edemedikleri bazı öğrenci profillerini öğretmenlere emanet edip kontrol etmesini beklemek hem öğretmeni yıpratır, hem motivasyonunu düşürür hem de uzun vadede mesleğine olan saygınlığı azaltır. Nitekim her türlü yolu denemesine rağmen istediği sınıf atmosferini oluşturamayan öğretmenlerin süreç içerisinde olumsuz davranış sergileyen öğrenciler ile ne yazık ki karşı karşıya gelmekte. Hatta kimi zaman olayın daha da büyümesi sonucu öğretmen-öğrenci kavgalarının ortaya çıkması kaçınılmaz olmakta.

Mevcut uygulamada sınıf tekrarına kalmayacağını bilen öğrenciler bu durumu fazlasıyla istismar etmekte; dersi kaynatmaktan keyif almakta, öğretmene kafa tutmayı marifet saymakta, okul malına zarar vermeyi eğlence haline dönüştürmekte, akranlarını sindirmekten büyük bir haz almakta… O kadar çok olumsuz örnek sayabilirim ki… Düşünebiliyor musunuz; sınıf içi iletişim dilinin küfür hakimiyeti altında ilerlediğini? Sınıfta öğretmenin varlığını görmezden gelen öğrencilerin odluğunu düşününce ne hissediyorsunuz? Evde anne ve babanın varlığını görmezden gelen bir çocuğun o anne ve babaya hissettireceği duygular ne ise, o öğretmenin de hissedeceği duygular aynıdır. Efendi, uysal, akıllı ama diğer öğrenciler gibi olmaya meyilli öğrencilerin, küfür jargonuyla konuşan bu öğrencilerin mahalle baskısı altında kalmasından ötürü bozulması hepimiz için bir vebal değil midir? Öğrenmeyi isteyen, ahlaklı ve çalışkan öğrencilerin hakkına giren bu öğrencilere bir çözüm üretmemiz gerekmiyor mu? Öğretmenleri çaresizlikle baş başa bırakmak ne derece doğru?

Başta lise öğretmenleri olmak üzere hangi öğretmenle konuşsanız öğrencilerin 'nasıl olsa geçeceğim, nasıl olsa mezun olacağım' rahatlığına sahip olduğu söyler. Neredeyse hiçbir öğrencide "Derslerde başarısız olursam sınıf tekrarına kalacağım, biraz gayret edip çalışayım" endişesi, kaygısı yok. Hatta öğrenciler devam-devamsızlıkta hissettiği endişeyi derslerde hissetmiyor. Bu nedenle öğrenciler okullara dersi dinlemekten öte 'yok yazılmamak' için gittikleri söyleniyor. Bir şeyler öğrenmek, başarılı öğrenci olmak, üniversite sınavlarını kazanmanın temelini atmak için okula giden öğrenci sayısı yok denecek kadar az. Yeni bir model üzerinde çalışılıp sınıf tekrarına kalma konusu getirilmeli ve eğitim sistemi içerisindeki mayınlar bir an evvel temizlenmeli ki; başarıyı arzulayan, başarı için mücadele eden, başarabilecek potansiyeline sahip öğrenciler eğitim sistemimize kazandırılsın ve mesleğini severek, motive olarak, kendini öğrencisine adayarak geceli gündüzlü çalışan öğretmenlerle buluşsun.