Ekonomi ve siyaset

Ekonomi ve siyaset bir birine güç katan veya tam tersi bir birini yiyen önemli alanlardır. İç içedirler. Ülkelerde iktidar değişimleri, toplumsal kaoslar veya iktidarların ömürleri bu iki alanın paralelliği doğrultusunda yürür.

Eğer bugün Türkiye'de 16 yıllık bir AK Parti iktidarı görevdeyse ve halkın teveccühüne mazhar olmuş ise bu genel toplum refahının sağlanması ile ortaya çıkmıştır. Her kesimin cebine, günlük yaşam kalitesine sağladığı katkıdan dolayı toplumsal desteğini sürdürmektedir. Böyle bir durumda dışarıdan saldırılar, iç kaos planları, savaş tehditleri, dış baskılar ekonomi düzgün gittiği, vatandaşın yaşam kalitesi düşmediği müddetçe etkili olmayacaktır.

Yıllar önce 2013'ün Nisan ayının sonlarıydı. Bir dönem Tansu Çiller'e ve kuruluş aşamasından itibaren de dolaylı yoldan AK Parti'ye de danışmanlık yaptığını bildiğim rahmetli Şükrü Karaca o zaman CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun danışmanlığını yapıyordu. Bu arada Balgat'ta Beylerbeyi Cafe'nin de işletmecisi idi. Zaman zaman gittiğimizde sohbet ederdik. İşte öyle bir sohbet sırasında mesele AK Parti'nin nasıl iktidardan indirilebileceği gündeme geldi. Rahmetli derin kulislerin içinde. İç dış bütün muhalif kesimler AK Parti'nin nasıl zayıflatılacağı üzerine kafa yoruyor. Şükrü Karaca o sohbette AK Parti'nin zayıflatılması konusunda bazı mahfillerin tek çıkar yol olarak ekonominin zayıflatılması ve ekonomik kriz olduğunu tespit etiklerini aktarmıştı. Bu sohbetimizden çok zaman geçmeden Türkiye tarihinin son yıllardaki en büyük sosyal patlama girişimi 'Gezi kalkışması' patladı. O güne kadar sürekli yükselişte olan ekonomik göstergeler duruldu. O güne kadar artış trendi göstermeyen dövizde kıpırdanmalar başladı. Türkiye o gün Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı duruşu ve tavizsiz tavrı ile 'Gezi kalkışmasını' atlattı. Zaten onun ardından 17-25 Aralık operasyonu ve sonrasında Rıza Zarrap olayını devreye koydular. Bunlarda kar etmeyince terörü tekrar devreye ve darbe girişimine yöneldiler. Tüm bunlarla başarılamayınca ekonomik savaş tekrar devreye alındı. Bugün Türkiye'nin yaşadığı döviz operasyonu Türkiye ekonomisine yönelik ciddi bir darbe girişimidir. Bu darbe girişimi direk vatandaşın cebine, vatandaşın yaşam kalitesine yöneliktir. Silahlı darbeyle başarılamayan uzun sürecek ekonomik krizlerle gerçekleştirilmek istenmektedir. Nihai hedef iktidar değişimi ve Türkiye'nin bir 100 yıl daha sömürge olarak devam etmesidir. Mücadele odur. İktidarın bu saldırıya karşı hazırlığı tam olarak nedir bilmiyorum. Çok büyük bir telaşı olmadığından hazır tedbirleri olduğuna yorumluyorum. Fakat her alanda kılcal damarlar gibi kriz görüntüsü yayılmakta ve etkilemektedir. Darbelerle, sosyal patlamalarla, uluslar arası oyunlarla dize getirilemeyen Türkiye'nin ekonomik krizle dize getirilmemesi gerekmektedir.

Bunun için 12 Ağustos 2018 tarihli "Yaşanan ekonomik darbe girişimidir" başlıklı yazımızda özellikle elektronik ortam konusunda uyarılarda bulunmuştuk. Bazı bankaların döviz kurları konusunda yaşanan olaylar sonrası bu uyarıları tekrarlamakta yarar vardır.

"Bugünlerde yaşanan olaylar göstermektedir ki Türkiye çok acil olarak uluslar arası networka bağlı bulunan sistemlerini bağımsızlaştırmalıdır. Bu çerçevede ekonomik sektörler, finansman sektörleri, bankacılık sektörü, Merkez Bankası, iletişim, internet, telefon, güvenlik ve askeri sistemlerini istediği zaman kontrolü altına alabileceği, özellikle ABD, İngiltere ve NATO bağlantılarından bağımsız yönetebileceği modele geçmelidir.

Aralık ayından bu yana çalışmaları devam ettiği bilgileri gelen yeni model darbelere hazırlıklı olunması kaçınılmazdır…..

İçlerinde milliyetçi, ülkücü, dindar, muhafazakar, mütedeyyin, solcu, sağcı, hacı-hoca, radikal, başında Prof. Doç unvanı bulunan bütün maşalar devreye konuldu. Toplumu endişeye sürükleyecek algılara başlandı. Medya ve sosyal medyada bunu çok rahat görmek mümkün. Şu iyi bilinmelidir; bu memlekette aylık 2 bin doları bulan maaşlara bağlı yerel görünümlü satın alınmış ciddi sayıda insan bulunmaktadır…..

Bugün yaşanan döviz dalgalanmasını Türkiye fırsat bilerek gelecek dönemlerde daha sağlam ve daha tedbirli durabilmek için laboratuar olarak kullanmalıdır. Bu kapsamda iş dünyası başta olmak üzere bütün alanlarda döviz dalgalanması başta olmak üzere oyuncuları tespit etmeli, bir taraftan ise toplumsal algıyı yöneten uç unsurlar ve kanalların haritalarını çıkarmalıdır. Gerektiğinde oyuncuları engellemeli, uç unsurları etkisizleştirmeli, kanalları kontrol altına almalıdır. 'Buda geçer' denilerek yaşananlar görmezden gelindiğinde her seferinde dış oyuncuların kartlarını karşımızda göreceğiz…..

İster ekonomik, ister sosyal, isterse askeri, ister toplumsal açıdan yapılacak darbe girişimlerinde bu sefer elektronik ve sanal alem kontrol altına alınarak yürütülecektir. Türkiye'nin elektronik alt yapısı her şeyi ile ABD ve Batı networklarına bağlıdır. ABD'nin tek tuşla yapacağı ekonomik, NATO'nun tek tuşla yapacağı askeri operasyonlara hazırlıklı olunmalıdır……

Şu unutulmasın Türkiye finansal ve ekonomik açıdan sisteme daha koyamadığı kaynaklara sahiptir. Elindeki bu imkanları daha büyük savaşa hazırlamaktadır…."

12 Ağustos'ta kaleme aldığımız bu satırlar ne kadar dikkate alındı bilmiyorum. Ama hem Halk Bankası hem de diğer bazı bankalardaki döviz oyunları bu konudaki kaos planlarının deneme girişimleri olarak algılanıp gerekli tedbirler acil alınmalıdır.

Cuma'nın hayrı üzerinize olsun…