Ekranın Soğuk Işığı: Okul Koridorlarına Sızan Tehlike

Türkiye, son günlerde yaşanan okul saldırılarıyla derin bir sarsıntı yaşamaktadır. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da meydana gelen trajik olaylar, toplumun güven duygusunu zedelemiş ve haklı bir kaygı doğurmuştur. Bu kaygıyı gidermenin yolu, sonuçlara odaklanmaktan çok bu şiddetin nasıl üretildiğini doğru anlamaktan geçer.

Genç şiddete bir anda yönelmez. Süreç çoğu zaman görünmeyen bir zihinsel dönüşümle başlar. Önce yalnızlık ve dışlanmışlık hissi oluşur. Ardından öfke ve değersizlik duygusu yerleşir. Dijital dünyada karşılaşılan içerikler bu duyguları besler; mizah, ironi ve provokasyonla sunulan mesajlar zamanla normalleşir. Aidiyet arayan genç, kendisini anlaşılmış hissettiği çevrimiçi topluluklara yönelir. Empati zayıflar, öfke meşrulaşır ve gerçeklik algısı bozulur. Son aşamada şiddet, bir çözüm olarak değil bir ifade biçimi olarak görülmeye başlanır.

Dönüşüm çoğu zaman çevrimiçi platformlarda, Discord sunucularında (çevrim içi sohbet toplulukları), Reddit başlıklarında (subreddit – tematik tartışma forumları) ve mem akışlarında (internet mizahı) ya da oyun sunucularında gerçekleşir. Gençler bu ortamlarda kendilerine özgü bir dil, semboller ve takma isimler geliştirir. Dışarıdan bakıldığında eğlence alanı gibi görünen bu mecralar, içeride kimlik ve aidiyetin şekillendiği güçlü kültürel alanlara dönüşür. Semboller ve sloganlar birer işaret değil, bir zihniyetin yansımasıdır. Çünkü semboller, kültürlerin sözlüğüdür.

Nitekim bazı dijital profillerde aşırı ideolojileri çağrıştıran semboller ve küresel saldırganlara yapılan göndermeler tespit edilmektedir. Bu imgeler çoğu zaman ideolojik bağlılıktan çok provokasyon, dikkat çekme ve görünür olma arzusudur. Ancak taşıdıkları anlam göz ardı edilemez. Bu dil çözümlenmeden gençliğin zihinsel dünyasını kavramak mümkün değildir.

Literatürde “alt-right pipeline” (aşırı sağa yönlendirme hattı) olarak adlandırılan süreç, gençlerin dijital ortamlarda aşamalı biçimde radikal düşüncelerle tanışmasını ifade eder. Bir oyun sohbetinde başlayan etkileşim forumlarda ve kapalı gruplarda yoğunlaşır. Algoritmalar benzer içerikleri önerir; yankı odaları (echo chambers – benzer görüşlerin tekrarlandığı dijital ortamlar) bu düşünceleri pekiştirir. Süreç yavaş ilerler, fakat zihinsel etkisi kalıcıdır.

Okullarda fiziki güvenliği yükseltmek elbette gereklidir; ancak aşırı güvenlikçi yaklaşımlar bazı kırılgan zihinlerde caydırıcılık yerine meydan okuma duygusu doğurabilir ve şiddet eylemlerini tetikleyebilir. Meseleye yalnızca bariyerler ve dedektörler üzerinden yaklaşmak, sorunun özünü gözden kaçırmak anlamına gelir. Asıl ihtiyaç, riskleri doğmadan tespit edebilecek bütüncül bir anlayıştır. Aile, okul ve devlet eş güdüm içinde hareket etmeli; psikososyal destek mekanizmaları güçlendirilmelidir. Eğitimciler ve ruh sağlığı uzmanları dijital çağın gerçeklerine uygun biçimde donatılmalı, gençlerin çevrimiçi dünyası doğru okunmalıdır.

Türkiye’nin sosyolojik yapısına uygun, yerli ve sahaya dayalı politikalar geliştirilmelidir. Çözüm, kâğıt üzerinde kalan protokoller ve projeler üretmek değil; sahada karşılığı olan, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir irade ortaya koymaktır. Çünkü gerçek güvenlik duvarlarda değil, anlaşılmış ve korunmuş bir gençliğin zihninde başlar.

Ekranın soğuk ışığında büyüyen karanlık anlaşılmadıkça hiçbir kapı tam anlamıyla güvenli olmayacaktır. Gençliğin dilini çözen toplum geleceğini korur; çözemeyenler trajediyi izler. Bir milletin gerçek güvenliği duvarlarında değil, yetiştirdiği evlatların özgüveninde saklıdır. Devlet görünürlük peşinde koşmaz; şov yapmaz, gereğini yapar. Güç, sirenlerde değil, sağduyuda; güvenlik, bariyerlerde değil, bilinçli ve özgüvenli bir neslin inşasında hayat bulur.