Futbolu en iyi oynayanlar, takdir edersiniz ki Brezilyalılardır. Fakat bu oyunu icat eden ve kurallarını koyanlar ise İngilizler malumuz. Yani Brezilyalılar, ancak kurulmuş belli bir sistemin içinde iyi oyuncudurlar.
İşte bu TEŞBİH, ABD seçimlerini kazanan Trump'ın, hali pür melalini özetlemeye yeterde artar bile. Nitekim Trump'ın müesses nizama boyun eğdiği, günümüzde inkar edilemez kesinlikle. Sakın, nasıl olur demeyin? Farkındaysanız, artık seçimler öncesinin, tam tersi bir Trump vardı karşımızda. Sonuçta müesses nizamın politikalarını sürdürmesi bu izlenimi veriyor.
Zira öncekilerin; ne Çin, ne Suriye, ne Körfez ve nede FETÖ konusundaki tutumu değişmemişti. Öyle ki en son Rusya yaptırımları da, gelinen son noktayı ifade ediyor. Bakalım Trump'ın sergilediği bu uyumlu tavır, kabul görecek mi? Bence çok zor... Senatonun; Trump yönetimine ait hiçbir teklifi onamadan tatile girmesi, bunun işareti gibi.
Neticede ABD'deki yerleşik düzen; kendilerine olan sadakatte, en ufak bir şüphe duymadıklarını tercih ederdi daima. Trump ise bu güveni fazlasıyla çizdirdi. Yerine ise evanjelist Başkan Yardımcısının zikredilmesi, iddiaları kuvvetlendiriyor. Ne diyelim! Bunu zaman gösterecek…
Mevcut durumun, bizi ilgilen tarafına gelince; Irak, Suriye (PKK/PYD) ve FETÖ meselesi başat konumda. Zira terörist unsurlara olan yardımların, Trump yönetiminden sonra da artarak devam etmesi bu açıdan manidar. TABİ DEVLETİMİZİN SES ÇIKARMAMASI ADINA, BAŞKA ŞEYLERLE MEŞGUL EDİLME DÜŞÜNCESİ DE. Ne de olsa psikolojide değişmez mantık; taşı atandan ziyade, taşa yoğunlaşmaktan öte bir şey değildir.
Mesela McGurk'un; Suriye'deki bazı yapılanmalardan, Türkiye'yi sorumlu tutma yalanı aynı zeminde cereyan ediyor. Atatürk büstüne saldırılırken verilen fotoğraftan tutunda, simitçiyi darp edenlerin kamera çekimi ve ortada fol yok yumurta yokken, bir anda peyda olan "Kıyafetime dokunma" eylemleri ise benzer izleri barındırıyor.
Bu minvalde Ana Muhalefetin, Devletimizi yurt dışında kötülemesi, işin başka bir boyutu. Çünkü yukarıda saydıklarımın hemen hepsini; "2019'da Erdoğan'dan nihai olarak kurtulacağız. DEMOKRASİDEN YANA OLAN BÜTÜN GÜÇLERİ bir araya getireceğiz ve Erdoğan'ı iktidardan indireceğiz" demecinde okuyabilirsiniz.
Peki, bu atmosferde Mit Müsteşarını istifaya davet etmek, nasıl yorumlanmalıydı sizce? Yada şöyle soralım: Şayet böyle bir davranış; FETÖ'nün, 11 Şubatta yarım kalan emeli için tekrar imkan sağmış olmaz mı? El cevap: Tabi ki evet… O cihetle gerekçesi ne olursa olsun; Sn. Fidanı köşelerinde istifaya çağıranlar, "Milli refleksle" bir kes daha düşünmelidir kanısındayım.
Yanlış anlaşılmasın! Kimseyi suçlama veya zan altında bırakma niyetinde değiliz muhakkak. Bizimkisi sadece; söz konusu olayların, kimin işine yarayacağının muhakemesi adına bir tavsiye…
Toparlarsak; tüm hadiselerin, dolaylı şekilde "coğrafyamızdaki dizayna" dayanması, hiçte ütopik görülmemeli. Sudan meselelerle uğraşırken, Türkiye'nin vakit kaybetmesi yadsınamazdı elbette. Kaldı ki Fırat kalkanı Harekatının, benzer bir senaryo ile (Gezi, 17-25 Aralık, Mit Tırları ve 15 Temmuz) 2016'ya dek geciktirilmesi de, bu minvalde düşünülebilir.
Anlayacağınız temelinde, buram buram küreselci kokan bir plan mevzu bahis. Hani Trump'a diz çöktüren kesim var ya, işte ta kendisi… Sebebini; ister doğalgaz, ister PKK/PYD devleti, isterseniz de Arz-ı Mevut olarak tanımlayın; nihai hedef bundan ibaret.
Rusya'dan alınacak ve sonrada beraber üreteceğimiz S-400'lerden "endişelenmeleri" de, bu kapsamda değerlendirebilir. Yoksa "müttefiklerimiz"; savunma için alınan sistemden niye rahatsızlık duysunlar ki? Adı üstünde "savunma sistemi"…
Hülasa; bırakın PKK/PYD'nin silahlandırılmasını, gündemdeki algısal operasyonlar bile; "BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİZ" gerçeği asla değiştiremeyecektir. Zaten Sn. Cumhurbaşkanımızın; "Suriye'deki gelişmeler karşısında, yeni adımlarımız olacak' sözleri, beka özelinde malumu ilan ediyor. Şimdi soruyorum: Onlar endişelenmesin de, kimler endişelensin Allah Aşkına…? Vesselam…