Bugün ne Pakistan'da yapılan yumuşak FETÖ darbesine, ne Mehmet Görmez'in hüzünlü vedasına, ne Katar'daki gelişmelere, ne İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (IIT) İstanbul'daki kınama toplantısına, ne de her nefesimizde düşünmek zorunda olduğumuz Filistinli kardeşlerimizin dıramına ve Mescidi Aksa'nın İsrail zulmü altında döktüğü göz yaşlarına yer vereceğim...
Bugün hepsini topyekün ilgilendiren, İslam Alemi ve Müslümanlarla uğraşan, sinsi oyunların örtülü sebebi Batının bitmişliğine değineceğim. Batı en nihayetinde varlığını İslam Dünyasını özelde, diğer toplumları genelde birbirine düşürüp kendi kendilerini yemelerine borçludur.
Müslümanların birlik ve beraberliğini temin eden, düşmanlara karşı yek vücut olmasını sağlayan Hilafet sisteminin yıktırılması ile birlikte bir tesbihin taneleri gibi İslam Alemi etrafa saçılmış, param parça edilip bütün değerleri ellerinden alınmıştı. Osmanlı'nın parçalanması ile birlikte şimdiki İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (IIT) üye sayısı kadar küçük devletçikler peydahlattırılmış kolayca yutulabilmesi için.
Osmanlı'yı parçalamak için çalışan Batı dünyası şimdi de İslam Alemi'nin birleşmesini, yada birlikte hareket etmesini engellemk için çalışmakta, bütün gücünü bu hedef için harcamaktadır. Sadece güç birliğini engellemekle kalmayıp muhtemel entellektüel, kültürel, sosyal birlikteliklerin kurulmasına neden olabilecek hertürlü oluşuma engel olmak için gizli ve açık teşkilatlarını harıl harıl çalıştırmaktadır. İşte İslam Dünyasında cereyan eden olayların gizli hakikati buna dayanmaktadır.
Endişelenmekte haklıyız. Endişelenip, dert sahibi olmamız, bir dava uğruna uykularımızın kaçması çok doğal, ama korkuya kapılmaya hiç gerek yok. Allah'ın kudreti ilahiyesi gereği mazlumların kanlarını döken, yerealtı ve yerüstü değerlerini pervasızca talan edip, çarpıp çırpan Batı ve Batı zihniyetli Devletler er yada geç bir toplu iğnenin ucunda gizli kaderlerine mahkum olacaklar.
Bu düşüncelerimi destekleyen ilginç bir bilimsel araştırmanın sonuçları dikkatimi çekti. Yapılan araştırmada Batılı ülke vatandaşlarının devlet bilincinin olup olmadığı incelenmiş ve bunun için de şöyle bir soru sorulmuş: "Ülken için savaşmayı göze alır mısın?"
Bu soruya Avrupa ülkelerinin vatandaşlarının verdiği cevap ise çok daha ilginç . Neredeyse tamanında vatan, millet ve devlet şuuru yok olmuş. Bu değerlerini kaybetmiş bir toplum da zaten ayakta kalamaz. Mesele Almanya'da halkın sadece yüzde 18'i ülkem için savaşırım diyor; Fransızların yüzde 29'u, İngilizlerin yüzde 27'si İspanyolların yüzde 21'i, İtalyanların ise sadece yüzde 20'si ülkeleri için savaşabileceklerini söylemişler.
Bu basit bir anket bile Batı dünyasının bitmiş olduğunun açık göstergesidir. Diğer verilere bakmaya bile gerek yok. Dolayısı ile Roma'nın fethi de yakındır.
Türkiye halkının 15 Temmuz'da göstermiş olduğu o muhteşem savunmanın Batılıların sadece uykularını değil yaşam zevklerini bile kaçırmakta, rüyalarını karabasanların boğmakta olduğunun bir başka göstergesidir. İşte o yüzdendir Batının hırçınlığı, işte o yüzdendir İslam ülkelerinde yapmakta oldukları operasyonların asıl nedeni.
ABD'nin askeri gücünün bütün dünyanın stratejik yerlerini işgal etmesi kimseyi korkutmasın. O silahları aklı selimle kullanmak insan gücüne ve iradesine bakar. İradesi yok olmuş toplumların elindeki güç de, silah da egosu şişirilmiş bir balondan başka bir şey değildir. İnsanlık adına endişesi olmayan böylesi toplumlar korku krizleri geçiren delidana hastalığına tutulmuş canavarlar gibidir. Böye sorunlar yaşayan toplumlar ellerindeki silahları ya kendilerine çevirip intihar ederler yada rastgele etrafa ateş açarlar. Son günlerde Batı ve Batının şimartılmış kuklası İsrail'in pervasızca yaptığı saldırılar da bundan başka bir şey değildir. Kendi yokoluşlarını hazırlamaktan başka bir iş yapmamaktadırlar.
Yokokuşları küçük bir toplu iğnenin hareket kabiliyetine bağlıdır. Yeter ki o iğnenin ucu şişkinlik naraları atan çılgın balona doğru yöneltilebilsin... Sonrası malum büyük bir gürüldü ve etrafa saçılmış içi boş balon parçacıkları...
Endişeye gerek var ama korkuya gerek yok. Gelecek İslam'ın değerlerini yaşam felsefesi haline getiren, Allah'tan başka hiçbir gücün baki kalmayacağı hakikatine inanmış adil ve merhametli toplumların olacaktır.