Erdoğan Sosyolojisi

0

Eğer başarılı olsalardı...

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı öldürecek, tüm AK Parti Milletvekillerini tutuklayacaklardı. AYM, Yargıtay ve Danıştay marifetiyle AK Parti'yi kapatıp tüm İl Başkanlarını gözaltına alacaklardı. Haşhaş çekmekten iradesi köle pazarında satılığa çıkartılmış savcılar ve hakimler, hapis cezası almış bütün maklubecileri salıverecekti. Hapishaneler boşaltılacaktı. Fethullahçı Terör Örgütü Lideri, bütün kötülüklerin ve günahların baş sorumlusu Gülen, Türkiye'ye 'Bir Humeyni' gibi getirtilecekti.

Sömürge düzeni, 'Ilımlı İslam sosuna bandırılarak' Türkiye ve Ortadoğu halkına bir model olarak yutturulacaktı. Fethullah, ABD ve İngiliz hegemonyasının Ortadoğu'da neo-sömürge düzeni için 'Aparat' görevi görecekti. İslam dünyası, kontrol altına alınmış, tutsak, bağımlı bir pro-İslam dönemine geçirilecekti. Türkiye ekonomisini büyüten, bağımsızlaştıran bütün anlaşmalar iptal edilecek, Türkiye, 'Yeniden müstemleke ülke' haline getirtilecekti.

Ama olmadı...

Yapamadılar!

Her zamanki gibi hevesleri, 'Darbe girişiminin daha ilk saatlerinde' kursaklarında kaldı. Türkiye halkı, CHP'lisinden MHP'lisine, sağcısından solcusuna, Alevisinden Sünnisine sokaklara döküldü, tankların üzerine çıktı, kendisine doğultulan namludan çıkacak kurşunlara aldırmadan direndi. Türkiye darbeler tarihinde ilk kez bir darbe girişimi bizzat 'Halkın kendisi tarafından' püskürtüldü.

Millet tarih yazdı.

Meydanlarda "Demokrasi Nöbetleri" tutuldu.

Şehadet mertebesine ulaşanlar, yaralananlar oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Meclis Başkanı Kahraman, Başbakan Binalı Yıldırım, Bakanlar, Milletvekilleri, HDP hariç diğer tüm muhalefet partileri, CNN Türk'ten Habertürk'e kadar bütün Medya Mensupları ve köşe yazarları birlik olup darbecileri psikolojik açıdan çökertti.

Türkiye'nin bütün şehirleri, ilçeleri, köyleri, mezraları teyakkuz haline geçti. İradelerini tank paletleriyle ezmeye çalışanları, oy vererek seçtikleri vekillerinin tepesine bomba yağdıranları, Başkomutan olarak seçtikleri Cumhurbaşkanlarına suikast düzenlemek isteyenleri "inlerine" geri göndermeyi bildi.

Türkiye'yi, '27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat Türkiye'si' sandılar.

Türkiye'de 'Değişen sosyolojiyi' anlayamadılar.

15 Temmuz Türkiye'sinin dinamiklerini kavrayamadılar.

Halkın; 'Erdoğan'la kader birliği' yaptığını, ona yapılan tüm saldırıları, kendilerine yapılmış saldırılar olarak telakki ettiğini düşünemediler.

Erdoğan'ın şahsında tecessüm eden direnişin aslına 'Halkın öz direnişi' olduğunu idrak edemediler.

Erdoğan'ın ismiyle özdeşleşen sosyolojisinin aslında 'Tam bağımsızlık talep eden mazlum Türkiye halkının sosyolojisi' olduğunu çözemediler.

İşte bu yüzden yenildiler, kaybettiler!

Yaşasın halk devrimi, yaşasın özgürlük!