Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen haftayı Asya'da geçirdi. Çin ve Endonezya'da ekonomi temelinde bir takım temaslarda bulundu. Sonrasında da Pakistan'da Devlet Başkanı Nawaz Şerif'le kısa bir görüşme gerçekleştirdi. Seyahata katılan gazetecilerin izlenimlerine göre oldukça başarılı bir seyahat olduğu yönündeydi.
Erdoğan'ın Çin ziyareti, Türkiye-Çin ilişkilerinin seyri açısından da önemli bir kırılma özelliği taşıyordu. Çünkü Ramazan ayında, ülkemizde Milliyetçi ve Muhafazakar cenahta infial uyandıran, Doğu Türkistan'da Çin hükümetinin Müslümanların oruç tutmalarını yasaklaması, zorla yemek yedirilmesi.. gibi haberler ile sosyal medyada gösterilen Suriye iç savaşındaki vahşet resimleri üzerinden ciddi bir Çin dezenformasyonu yapılmaktaydı. İlginçtir, zamanlama itibariyle Çin'in Türkiye'de yeni aldığı bankanın, faaliyetlerini aktifleştirmek istediği döneme denk gelmekteydi.
Çinli diplomatlar, uzun zamandır 'Çin'in İslam'la bir problemi yok' mesajını vermeye çalışırken, önce AA Çin muhabirine, Çin'deki Müslümanları görüntületti. Sonrada Çin Ankara Büyükelçisi, Diyanet İşleri Başkanı'na bilgi verdi. Erdoğan'ın bu atmosferdeki Çin ziyareti psikolojik ve sosyolojik açıdan önemliydi. Ziyaret sırasında Erdoğan, Pekin'de Çin İslam Cemiyeti mensuplarıyla bir görüşme yaptı. Alınan bilgilere göre "Çin'de 35 bin cami, 40 bin de din görevlisi'' olduğu yönündeydi. Özetle Türkiye, Çin ile ilişkilere önem veriyor. İlişkilerin yıpranmaması için azami gayret ediliyor. Erdoğan'ın ifadesiyle "Çin ile ilişkilerimize stratejik açıdan bakıyoruz" şeklinde değerlendiriyor.
Bu bağlamda Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü'ne (ŞİÖ) diyalog ortaklığından tam üyeliğe dönüşmesini talep ediyor. Ancak Çin, diğer üyelerin olumlu bakmasına rağmen, Türkiye'nin üyeliğine çekimser davranıyor. Çin'in Türkiye'nin ŞİÖ'nde tam üyeliğine imtina etmesinin sebebi 'Sincan Uygur Özerk Bölgesi' veya diğer adıyla 'Doğu Türkistan' bölgesindeki Müslümanlara müdahil olmasından kaynaklanıyor.
Türkiye,ŞİÖ'natam üye olarak siyasi, ekonomi ve askeri doğrultuda, üye ülkelerle (Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan ) işbirliği yapmak istiyor. Hattı zatında Asya'nın iki rakip ülkesi Pakistan ve Hindistan,ŞİÖ'de tam üyeliğe geçiş noktasında görüşmelere başlamış bulunuyor. Böylelikle ŞİÖ neredeyse dünyanın yarısını içine alan bir örgüt durumuna gelmiş bulunuyor.
Çin açısından Türkiye ise, bölgesel gücünü ispat etmiş, kürsel aktör olma yolunda adımlar atan ülke durumunda. Çin'in etkili ol(a)madığı pazarlardan birisidir Türkiye. Çin mali piyasalarında sanayi üretiminde kar marjı her geçen gün aşağı doğru bir ivme sergiliyor. Çin ihracat kalemlerine artık askeri harcamalar ve altyapı yatırımlarını da eklemiş durumda. Türkiye en son açıklanan rakamlara göre dünyada en fazla yatırım yapan 2. Ülke durumunda. Haliyle Çin açısından Türkiye, bakir bir alan. Çin önce, Türkiye ile füze üretim antlaşması yapmak istedi. Ardından da Türkiye'de bir banka satın alarak Çinli girişimciler için yerinden finansman koşulunu sağladı. Her ne kadar Uygur Türkleri üzerinden yoğun eleştiri alsa da(ki haklı eleştiriler) anlaşılan Çin'in Türkiye ilgisi birilerini oldukça rahatsız etmiş görünüyor.
Özetle Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın Çin ziyareti, karşılıklı stratejik işbirliğinden çok, büyük anlamlar yüklüyordu. Çin'in başta 'Uygur Türkleri' konusu olmak üzere gösterdiği hassasiyet ve Türkiye'nin gönlünü almaya yönelik adımları, Türkiye-Çin ilişkilerin karşılıklı olarak kazan –kazan prensibine göre yürütüleceğini gösteriyor.