Erkeğim; maskulinist değilim

Kadın konusunda aktüel tartışmalar çeşitlenerek yoğunlaşmaktadır. Elbette bir konuda bilimsel tartışmaların olması önemli ve gereklidir. Fakat bilhassa feminizm üzerinden yürütülen tartışmalarda iki boyut öne çıkmaktadır. Birincisi, cinsiyet değiştirmeden queer konusuna kadar direkt feminizmle ilintili olmayan meseleler de feminizme dahil edilmektedir. İkincisi de, tartışmalar “insan” ve “Türkiye” gerçeğine biraz teğet geçmektedir.

Aslında bir de üçüncü boyut var; artık kadın-erkek meselesinin konuşulamaz ve tartışılamaz hale gelmesi. Zira ortaya atılan klişe söylemlerin mutlak onayı arzu edilirken farklı argümanlar sürekli meşruiyet çerçevesinin dışına yerleştirilmektedir. Bu minvalde argüman öne süren kişiler ve bilhassa erkekler ciddi olarak paylanmaktadır. Öte yandan bugünün argümanlarıyla geçmişi okumalar sonucu geçmişin tüm faturası da erkeklere çıkarılmakta; erkeklerin tarihin tüm hesabını vermesi istenmektedir.

Aslında gelinen noktada klasik feminizm konuları ve tartışmalarının oldukça geleneksel kaldığı; farklı kavramlar üzerinden aslında yeni hayat tarzları konuşuluyor ve pekiştiriliyor. Söz gelimi; Terf tartışmaları, toksik erkeklik, Gen Z Flört kültürü, Dating Burnout, derinleşen queer tartışmaları, cinsiyet değiştirmeler vb. kavramlar olabildiğince çeşitlenmiş ve her duruma farklı tanımlar getirmiş bulunmaktadır.

Aslında giderek çeşitlenen ve artan kavram ve literatüre maruz kalmış durumdayız. Çoğalan ve çeşitlenen bu kavramlardan kimi anlıksal duygulara, kimi de dönemsel durumlara karşılık gelmektedir. Fakat çoğalan ve çeşitlenen bu kavramlar üzerinden Batı kaynaklı bir hayat tarzı ve yaşam tecrübesinin hem Batı dışı toplumlara aktarımı hem de egemenlik kurmasını içermektedir.

Doğrusu bu mesele bile başlı başına konuyla ilgili geniş düzeyde kavramları ele almanın zaruretini bize göstermektedir. Biz de bu zihni arkaplandan hareket ederek aile ve cinsiyete dair kavramları ele alan bir çalıştayı gerçekleştirdik. İnşaallah yakında yayımlanacaktır. Kavramların içeriğini belirleyen, çeşitleyen ve tanımlayanların diğer kültürler üzerine egemen olduğu böyle bir bilim dünyasında kavramlar üzerine odaklanılmalıdır.

Günümüz dünyasında aksiyonlar reaksiyonu doğurmakta; dolayısıyla özelde kadın-erkek meselesi de bu reaksiyoner tavırlar çerçevesinde tartışılmakta ve belirlenmektedir. Öyle bir noktaya gelindi ki, artık genel kabullerin de batı dışından belirlendiği bir ortamda tartışmalar anlamını yitirdiği ve giderek “gerçekliğe” ytabancılaşıldığı gözlemlenmektedir. Öncelikle meselelerimiz açık yüreklilikler konuşacak ilmi bir ortamın oluşturulması zaruri görünmektedir.

İslam açısından önce “insan” vardır. Erkeklik ve kadınlık ise insana verili bir cinsiyet durumudur. Yani insan cinsiyetini kendisi belirlemez. Bu bağlamda biyolojik cinsiyet insanı belirleyen bir merkeziliğe sahiptir. Fakat biyolojik cinsiyetin neredeyse hiçbir anlamı yokmuş, hatta insan üzerinde “baskı” oluşturuyormuş imajının yerleştirilmeye çalışıldığını görmekteyiz. Toplumsal Cinsiyet kavramı da bu ve benzeri tüm düşüncelerin içine yerleştirildiği geniş bir kavramsal sete dönüştürülmüş durumdadır.

İnsan bedeninden bağımsız olarak bir varlık ve düşünceye sahip değildir. Bu gerçeklik bir erkek ve kadın olarak insanlığın farklılıklarını oluşturmaktadır. Fakat postmodern mantaliteye bakacak olursak insanın özelde verili/biyolojik cinsiyeti onun için bir sınırlama ve özgürlüğün yitimidir. Bu ise nihayetinde her şeyin değiştirilebilir ve çeşitlendirilebilir olması mantığını getirmektedir.

Elbette toplumsal hayatta kadın ve erkeklerin adalet ekseni üzerinden haklarını talep etmeleri önemlidir. Fakat bunu yaparken kendine (özelde cinsiyetine) yabancılaşması kadar cinsiyetini ideolojik bir yaklaşım önünde araçsallaştırması da ciddi bir problemdir.