Bir toplum bir günde çökmez. Ahlâk bir gecede yıkılmaz. Nesiller bir anda bozulmaz. Çürüme evin içinde başlar, sofrada büyür, anne-babanın dilinde kök salar, sonra sokağa taşar. Bugün gençliğin savruluşundan, iffetin hafife alınışından, haramın normalleşmesinden şikâyet eden nice insan, önce aynaya bakmalıdır. Çünkü bu yangının ilk kıvılcımı çoğu zaman evde yakılmıştır.
“Erkektir yapar…”
Ne kadar ağır, ne kadar zehirli bir cümledir bu. Günahı cinsiyete göre meşrulaştıran, zinayı erkek için hafifleten, hayasızlığı delikanlılık sanan bir zihniyetin özetidir. Oysa Allah’ın haramı kadın için ayrı, erkek için ayrı değildir. Rabbimiz buyurur:
“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.”
(İsrâ Suresi, 32. Ayet)
Dikkat ediniz: “Kadınlar yaklaşmasın” demiyor. “Kızlar yapmasın” demiyor. “Zinaya yaklaşmayın” buyuruyor. Hitap herkese. Erkek de muhatap, kadın da muhatap.
Ama bazı babalar oğlunun günahını marifet gibi anlatıyor. Kumar oynasa “erkektir”, içki içse “gençliktir”, flört etse “delikanlılıktır”, gece hayatına düşse “kan kaynıyor” deniyor. Sonra aynı baba kızına namustan, edepten, tesettürden söz ediyor. Bu çifte standardın yetiştirdiği evlat adalet duygusunu kaybeder.
Allah Teâlâ buyurur:
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”
(Tahrîm Suresi, 6. Ayet)
Baba sadece ekmek getiren değil; evladını haramdan koruyan, doğruyu öğreten, örnek olan kişidir. Oğlunu nefsine teslim eden baba görevini yapmamıştır.
Bir de öteki cephe var:
“Ben yaşamadım, kızım yaşasın…”
Bu cümle de modern zamanın zehiridir. Anne kendi gençliğinde görmediği rahatlığı, ölçüsüz özgürlüğü, sınırsız serbestliği kızında telafi etmeye çalışıyor. Tesettürü baskı sayıyor, mahremiyeti gericilik sanıyor, flörtü çağdaşlık görüyor, gece hayatını özgürlük diye pazarlıyor.
Oysa gerçek özgürlük nefsin kölesi olmamak, modanın esiri olmamak, şehvet pazarına malzeme olmamaktır.
Peygamber Efendimiz buyurdu:
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz emriniz altındakilerden sorumlusunuz.”
(Buhârî, Ahkâm, 1)
Anne de sorumludur. Baba da sorumludur. Evlat emanettir, oyuncak değildir. Onların üzerinden kendi ukdelerimizi tatmin etmek, yaşayamadığımız hayatı onlara yaşatmak emanete ihanettir.
Bugün neden nikâh zor, haram ilişki kolay?
Neden hayâ alay konusu, arsızlık cesaret sayılıyor?
Neden anne-baba evladının namazını değil telefonunu düşünüyor?
Neden Kur’an sesi azaldı da eğlence sesi çoğaldı?
Çünkü ölçü değişti. Allah’ın rızası yerine insanların alkışı tercih edildi.
Resûlullah buyurdu:
“Utanmıyorsan dilediğini yap.”
(Buhârî, Edeb, 78)
Hayâ gidince geriye ne kalır? Beden kalır ama ruh çürür. Kalabalık kalır ama aile dağılır. Eğlence kalır ama huzur kaybolur.
Ey babalar! Oğlunuza haramı erkeklik diye öğretmeyin.
Ey anneler! Kızınıza iffetsizliği özgürlük diye sunmayın.
Ey ebeveynler! Çocuğunuza dünya hazırlarken ahireti yıkmayın.
Çünkü bugün alkışladığınız yanlış, yarın kapınızı felaket olarak çalabilir.
Unutmayın:
Şımartılan nefis sonunda sahibini yer.
Serbest bırakılan heva sonunda evi yıkar.
Terbiyesiz bırakılan çocuk yaşlandığınızda size yabancı olur.
Bu ümmetin yeniden dirilişi saraylarla değil, salih evlerle olacaktır.
Yeni nesil telefonla değil, terbiye ile kurtulacaktır.
Toplum kanunla değil, önce vicdanla düzelecektir.
Geliniz çocuklarımıza miras olarak ev, araba, arsa değil; iman, edep, hayâ ve helal lokma bırakalım. Çünkü mal mezara kadardır, ama terbiye nesilden nesile yürür.