ESKİ DOST

0

Şehrin en büyük mağazası onundu.

Birinci katta mobilya ve beyaz eşya, ikinci katta ise giyim eşyaları yer alırdı.

Hemen hemen herkesin yolu bir şekilde düşerdi mağazaya. Bir ev için ne lazımsa, gıda hariç, bulunurdu.

İsmail Bey; mağazasına her gün erkenden gelir, genel bir kontrol yapardı. İşçilerin zamanında gelmesini çok önemser, geç kalanları affetmezdi. Affetmediği bir başka şey de istek sahipleriydi. Bıkmış usanmıştı onlardan. Her gelen, maddi durumunun kötülüğünden bahsedip, eşyaları bedavaya, olmazsa ucuza almaya çalışıyordu. İsmail Bey, bunlara karşı acımasız olunması gerektiğini düşünürdü.

Bir de dostlarından rahatsızdı.

Mağazaya gelmelerinden değil elbette.

Dostluğu dile getirerek, bunu hissettirerek eşyaları ucuza almaya çalışmalarından.

Bunları düşünürken eski dostlarından Süleyman Bey göründü.

-Selamünaleyküm.

-Ve aleyküm selam Süleyman. Nasılsın kardeşim, iyisin inşallah.

-Allah'a şükür, iyiyiz.

İki arkadaş biraz günlük meselelerden sohbet ettiler.

Süleyman:

-Bana bir buzdolabı gerekiyor.

-Ehlen ve sehlen. İstediğin bu olsun.

Birlikte yeni model dolaplara baktılar, daha doğrusu Süleyman'ın eşinin daha önce baktığı dolabı incelediler ve beğendiler.

-Tamam bunu bize gönderin.

Fakat ben taksitle almak istemiyorum. Biliyorsun kredi kartı da kullanmıyorum. Ama biri önümüzdeki ay diğeri de sonraki ay olmak üzere iki ayda veririm. Tamam mı?

-Hayır, tamam değil. Allah için beni yorma. Sen bir kart bul da oradan keselim.

İki arkadaş anlaşamadı.

İsmail, bir türlü anlam veremiyordu.

Kendisi olsa bir dostunu, çocukluk arkadaşını asla incitmezdi.

İş inatlaşmaya vardı ve İsmail, öfkelenerek mağazayı terk etti.

Arkasından Süleyman'ın çağrısını hiç duymadı bile…

Beş yıl sonra…

Odanın içinde sinirli, öfkeli, hüzünlü, kırgın, kızgın, mahcup, mahzun, mazlum bir tavırla gezinen Süleyman Bey, hanımına belki de yirminci, otuzuncu kez sordu:

-Ne dersin hanım? Sence uygun olur mu?

-Başka çaremiz mi var?

Adamdan Allah razı olsun.

İnat ve gururu bırak da bu teklifi kabul et, biraz rahatlarız.

Süleyman Bey, gerçekten gururuna yediremiyordu.

O, bu hallere düşecek adam değildi.

Şehrin en büyük tüccarlarından Süleyman Bey; eve ekmek götürmekten aciz, evinin kirasını ödeyemez duruma düşecek adam değildi.

Ama tüm ülkede binlerce esnafı perişan eden kriz onu da vurmuş, borçlarını ödeyemez, satış yapamaz, çarkı döndüremez hale gelmişti.

Direnişi fayda vermemiş; mağazasını devretmiş, evlerini, iki kıymetli arsasını satmış ama hala borçlardan kurtulamamıştı.

Odada, sayısını kendisinin de bilemediği turlarını atmaya devam ederken zil çaldı.

Pencereden baktığında, gelenin, buzdolabı kırgınlığından beri, tam beş yıldır görüşmedikleri İsmail Bey olduğunu gördü.

Çok duygulandı.

Gözyaşlarına, hücum eden damlalara, engel olamadı.

Lavaboya giderek yüzünü yıkadıktan sonra kapıyı açtı.

-Selamunaleyküm Süleyman kardeş.

-Ve aleyküm selam İsmail.

Eski arkadaşının işlerinin bozulduğunu işiten İsmail, zamanında kendisine çok öfkelenmiş olmasına rağmen, Süleyman'a haber göndermişti. Apartmanın bir dairesi boştu, kirasız ve süresiz kalmasını istiyordu.

Ancak Süleyman'ın bunu gurur meselesi yapmaması için de kalkmış, evine kadar gelmişti.

-Kırgınlığımızı unut Süleyman. Senin de benim de hatam oldu. İkimiz de hatalıydık. Ama artık onları geçelim. Senin yaşadığın sıkıntıları da geçelim. Düşmez kalkmaz bir Allah'tır. Hiç kendini ve aileni üzme. Benim daire boş duruyor. İşlerini düzene koyuncaya kadar da benim misafirimsin. İtiraz ve naz istemiyorum.

Biz kardeşlik ve dostluk sözlerini niçin okuduk Süleyman?

Edebiyat olsun diye mi?

Haydi hazırlanın…***