Etme bulma dünyası

Kıymetli okurlarım, bir huzurevi ziyaretinde, 75 yaşında olduğunu öğrendiğim yaşlı bir amca elindeki eski bir fotoğrafı bana uzatarak, “Bak oğlum, şu fotoğraftaki çocuk benim oğlum. Onu büyüttüm, besledim. Okusun, adam olsun diye köydeki üç ineğimi ve tarlamı sattım, şehre geldim. Oğlum iyi bir üniversiteyi bitirdi. Şimdi Amerika’da yaşıyor. Yılda sadece bir kez, bayramdan bayrama beni ziyarete geliyor.” dedi.

Bunları anlatırken gözlerinden süzülen yaşlar sözlerinden daha çok şey söylüyordu. Bir süre sessiz kaldı, ardından oğlunun kendisini huzurevine bıraktığını söyledi. “Çok üzülüyorum evladım; ama artık elimden gelecek bir şey yok.” derken yüzündeki hüzün, benide derinden etkiledi.

Bizim çocuklar nasıl bu hale geldi?

Kıymetli okurlarım, anne ve baba olmak, insanlığın ve neslin devamı için en kutsal emanetlerinden biridir. Bir çocuk dünyaya geldiğinde yalnızca anne ve babasıyla biyolojik bir bağ kurmaz. Aynı zamanda sevginin, fedakârlığın, paylaşmanın, sabrın ve merhametin hayat bulduğu bir aile ortamında yetişmeye başlar.

İşte bu ilk yuva, çocuğun karakterini şekillendiren, değer yargılarını oluşturan ve hayata bakışını belirleyen en önemli okuldur. Çocuk burada sevgiyi sevmeyi, saygıyı göstermeyi, paylaşmayı, sorumluluk almayı ve zorluklar karşısında sabırlı olmayı öğrenir. Sağlam temeller üzerine kurulan aile bağları, yalnızca mutlu insanlar değil; aynı zamanda huzurlu ve güçlü bir toplumun da temelini oluşturur.

Elbette huzurevlerinde kalan herkes evlatları tarafından terk edilmiş değildir. Sağlık sorunları nedeniyle bakıma muhtaç olanlar veya kendi isteğiyle kalanlar da vardır. Ancak toplumun hafızasında giderek daha fazla yer eden gerçek şudur: Anne ve babasını yanında istemeyen evlatların sayısı da maalesef artmaktadır.

Acı olan gerçek ise; Bugünün yaşlıları, dünün fedakar anne ve babalarıdır. Çocuklarını en iyi okullarda okutabilmek için yıllarca çalıştılar’ çabaladılar, evlerini sattılar, borçlandılar, alın teri döktüler. Maddi ihtiyaçlarını karşılamak için ellerinden geleni yaptılar. Ancak çocuklar anne-babaya hürmeti, vefayı ve aile olmanın değerini yeterince anlayamamış olacaklar ki bunun acı sonucu olarak da bugün, birçoğu hayatlarının son dönemini yalnızlık içinde geçirmek zorunda kalıyorlar.

Günümüzde birçok genç iyi eğitim alıyor, yüksek maaşlı işlerde çalışıyor, lüks otomobillere biniyor. Fakat aynı gençlerden bazıları yaşlanan anne ve babasını kendi evinde bir oda ayırmak yerine huzurevine bırakabiliyor. Demek ki diploma tek başına adam olmaya yetmiyor.

Türk kültürünün temel taşlarından biri “ana-babaya hürmet” anlayışıdır. Büyüklerimiz “Ne ekersen onu biçersin.” derdi. Bir başka söz atasözümüz ise daha da anlamlıdır: “Etme, bulma dünyası.” İnsan yaşlanmayacağını mı sanıyor? Bugün anne ve babasını yalnız bırakan bir evlat, yarın aynı yalnızlığı kendi çocuklarından görmeyeceğinin garantisini verebilir mi?

Toplum olarak giderek yalnızlaşıyoruz. Aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirini tanımıyor. Aynı şehirde oturan evlatlar aylarca anne ve babasının kapısını çalmıyor. Teknoloji gelişirken gönüller arasındaki mesafe büyüyor. Maddi refah arttıkça manevi bağlar zayıflıyor.

Bugün çoğalan huzurevlerine yalnızca yeni binalar olarak bakmamak gerekir. Onlar aynı zamanda aile kurumunun karşı karşıya olduğu dönüşümün de sessiz göstergeleridir. Eğer aile bağı güçlenmezse, gelecekte daha fazla huzurevi, daha fazla yalnız yaşlı ve daha fazla vicdani sorgulama ile karşı karşıya kalacağız.

Oysa çözüm zor değildir. Çocuklarımıza yabancı dil kadar gönül dilini de öğretelim. Başarı kadar vefayı, kariyer kadar aile olmayı da anlatalım.

Anne ve babalarımız yaşlandığında onları bizim için bir yük görmeyelim, onlar geçmişimizin hafızasıdır. Onlar bizim yaşayan tarihimizdir. Evlerimizin bereketidir. Bilinmelidir ki onların duasını almayan evlatlar, yalnızca neslini değil, kendi geleceğini de kaybetmeye başlar.

Gelin, anne ve babalarımız hayattayken onların ellerine daha çok sarılalım. İnanın bir ziyaretin, birlikte içilen bir çayın yerini hiçbir maddi imkân dolduramaz. Çünkü gün gelir, o kapıyı çalmak istersiniz; ama içeriden açacak kimseyi bulamazsınız. Katma değeri yüksek bir hafta sonu diliyorum.