Evden çıkmasına ramak kala, Feruha hanım Muhittin'i görerek tiz bir çığlık attı. "Delirdin mi oğlum, n'apıyorsun!" diye inledi. Muhittin annesine görünmeden sıvışabileceğini ve kaza mahalline gidebileceğini düşünmekle hata ettiğini fark etti - annesi henüz mutfaktan çıkmamıştı. Lafı döndürmenin manası yoktu, dürüst olmaya karar verdi:
- "Kaza oldu anne! N'olur bir çıkıp bakayım. Söz bahçeden dışarı adımımı atmayacağım, n'olur, n'ooolur!"
- "Olmaz! Delirdin mi sen oğlum? Şu durumunu bilmiyormuş gibi yapmaların da birgün beni öldürecek! Kaza diyorsun, etrafı mikrop, duman götürüyordur şimdi. Yine haftalarca yataklara mı düşmek istiyorsun anlamıyorum ki?"
"Hayır, direkt ölmek istiyorum" diye içinden geçirdi Muhittin, eli kapı kulbunda sessizce beklemeye devam ederek. Lanet gelsindi böyle hayata. Aşırı zayıf bağışıklık sistemi yüzünden havadan hastalık kapan bir bünyesi vardı. En ufak bir mikrop onun için yatakta ateşler içinde yatmayla geçen iki hafta demek olabiliyordu. Doğduğundan beri bu haldeydi. Kaderine sık sık isyan ederdi, neden böyle olmuştu ki sanki? Durumu yüzünden çocukluğundan beri dışarı çıkamamış, okula gidememiş, bir tane arkadaş edinememişti. Hayatı hep evim diye bellediği bu dört duvar arasında geçmişti. Evet, istediği her türlü oyuncaklar, bilgisayarlar, konsollar alınıyordu, ama en çok dışarı çıkmayı istiyordu o, arkadaş sahibi olmanın nasıl birşey olduğunu merak ediyordu..
- "Peki anne." diyerek odasına doğru yöneldi. Birkaç hafta önce esrarengiz bir şekilde kapısının önünde bulduğu, evde kimseye ait olmadığını sonradan öğrendiği ilginç kitabını okumaya devam etmeye karar verdi. "Hastalanmayan adam".. Ah, ne güzel birşey olmalıydı!
Kapı çalmaya devam ediyordu. Bünyamin "n'apıyordum ben yav" diye mırıldandı. Birden elinde çalan telefon aklına geldi. Çalan telefon.. Çalan telefon..? İyi de, onun telefonu yoktu ki! Bünyamin bu ani aydınlanmanın verdiği şokla topuğundan ense köküne kadar ürperdi. Telefon! Hem de bir cep telefonu! Hayatı boyu fakirliğin alt sınırlarında yaşamış olan Bünyamin, bir cep telefonunun ancak ve ancak hayalini kurabilmişti. Şimdi ise bir tanesini elinde tutuyordu! Nasıl yani, birden bire yatağının yanında esrarengiz bir şekilde telefon mu bitivermişti? İncelemek için yüzüne yaklaştırdığında aslında oldukça eski model bir telefon olduğunu gördü. Hatta o kadar eskiydi ki, artık bu modellerden telefoncuların raflarında görmediğini anımsadı. Tuşlu ve küçük ekranlıydı, günün dokunmatik ekranlı telefonlarının dedesi sayılabilecek bir modeldi. Yine de bir telefondu, şimdi susmuştu ama demin çaldığına göre de çalışıyordu. Olayın absürdlüğünü unutup birden keyiflendi Bünyamin. Telefonu olmuştu. Zenginlik böyle birşey miydi acaba?