Evlilik Ama\u2026

0

Viyana'dan bir okuyucum yazmıştı: "Yozgat'ta yaşıyorduk... Ortaokul bitti. Yaz tatiline girdik; bana dünür geldiler, istediler. Annem ve babam, bu kız daha çocuk demediler, hiç bana sormadılar, istemediğim halde beni verdiler ve 1985 yılının Eylül ayında düğünümü yaptılar. Bir köyden başka bir köye küçük gelin olarak gitmiştim. İş yapmayı, yemek yapmayı bilmiyordum, benden iş ve hizmet bekliyorlardı ve ben ise küçüktüm. Bütün bunlara rağmen, dalga geçercesine, sanki ben evlenmeyi istemişim gibi; evlenmeyi biliyorsun ama iş yapmayı bilmiyorsun diyerek, sürekli beni hor görüp dışlıyorlardı…"

Bu yazılanları okuduktan sonra, başka bir hikaye daha aklıma gelmişti; dinlediğimde yüreğimi yakan, düşüncelerimi sızlatan… Nişanlı ve nikahlı bir kız, nişanlısından gelen mektuptan dolayı kıskançlık krizine giren babası tarafından komalık edilircesine dövülüyor. Ve sonrasında kararan hayatlar… Anadolu'da ve özellikle Güneydoğu Anadolu'da halen bazı aileler çocuklarına evlilik yaptırmak yerine, sanki kıyım yaşatıyorlar… Kendileri sevgisiz, soğuk yuvalar kurmuşlar, çocuklarına da aynı şeyi yaşatmak istercesine... İşin en acı tarafı da; helal dairesinde, tertemiz sevgilere rahatsız olup, işin ucunda evlilik olmayan çirkin ilişkilerin, çirkin neticelerine katlanmak zorunda kalıyorlar… Bu durum ise sanki baskılarının cezası oluyor. Baskı her şeyin tazyikini arttırır…

İyi insanlar, her işini Allah'ı razı etmek niyeti ile güzel yapmaya çalıştığı gibi; güzel evliliklere de vesile olurlar… Hayırlı evlikler, ebeveynin rızası - duası ile ve evladın ise bencil, saygısız, evladınız artık benimdir demeyen tipleri bulması ile olur. İstisnalar hariç, şimdi bir kısım gençlerin dışları süslü-püslü ama içlerinde derin kararanlıklar ve çirkinlikler dolu… Özellikle bazı kızlar istediklerine kavuştuktan sonra artık eşinin mümkün olduğu kadar her hususta ebeveyninden uzak kalmasını istiyorlar… Ama kendi ailesine kocası tarafından en küçük ihmale kıyamet koparıyorlar… Geçmişte ailelerin baskısı, şimdi dışları süslü ama içleri pek güzel olmayan kızların baskısı evlilikleri cehenneme çeviriyor…

Müslüman'ız ama sebep olduğumuz hadiselerin neticesi şeytanı sevindirecek cinsten.

Ya ana baba şuurlu ve insaflı olur; evladının hayırlı bir insan olmasına, mutlu yuva kurmasına çalışır ama evlat bildiğini yapar... Ya da evlat itidalli, hayırlı olur ana baba diretir evladın gönlündekini dinlemez baştan çatırdayan yuvaya sebep olur. Nadirdir bütün güzelliklerin bir araya gelmesi. Çaremi? Ebeveyn ve çocukların Allah rızası için ve hayırlısı ne ise onu isteyerek hareket etmesi. Süse püse kapılmadan, nasıl bir eş olur? Anne ve babama saygılı olur mu; kendi anası babası gibi sahiplenerek dualarını alır mı? Sofra kurarken, içinden zıkkımı yiyini kurar mı? Dünya malına, eşyaya tamah edip, tüm İslami değerleri diri diri toprağa gömer mi? Zaten bunlara ve burada sayamadığımız değerlere hassasiyet gösterene büyükler kendi evlatları gibi sahip çıkar ve yüreklerine alırlar…

Ebeveynler damat veya gelinlerine kendi evlatları gibi davranmakla; gelin ve damatlar ise eşimi dünyaya getiren ebeveyn benimde ana-babamdır saygı ve hürmeti ile hareket edilen yuvalar, ayrıca çocuklarına zorla evlilik yaptırmayan ana ve babalar kazançtadır; dinamit fitilini tutuşturmamışlardır.

Her fiilimizde Hz. Peygamber (sav)'mi örnek almak, bizi zamanın fitnelerinden, dehşetinden koruyacaktır... Rollerimizin düzgün olması için, rol modelimiz Efendimiz olması lazım. O harika insanın hayat tarzını esas almak, bütün fiillerin Allah'ın hoşuna gidecek şekilde çekçekleşmesini sağlar. O'nun gibi sevmek, itaat etmek, almak, vermek ve evlenmek vs. Başka modellere hiç gerek yok! Bütün sancılarımızın nedeni; en Güzel'ini örnek almak yerine kendi kirli ve ölçüsüz bakış acımızla dokunduğumuz hayatları mahvetmektir.

İyi insan olmak, güzel manzara olmak…

Kanaatimce en güzel manzara iyi insanlardır; otur izle, içini tatlı bir huzur kaplasın…

Hayırlı bayramlar…