Faiz indirimi ekonomiyi nasıl etkiler?

Temel amacı fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmek olan merkez mankası tarihi bir hamle yaparak faiz oranlarını 425 baz puan indirdi.

ABD merkez bankası FED'in ve Avrupa merkez bankası ECB'nin faiz indirme sinyali verdiği bir ortamda TCMB'nin indirmemesi büyük hata olurdu.

Bu arada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta daha var elbette.

Merkez bankasının 4,25 puan faiz indirimine rağmen hala dünyada en yüksek altıncı politika faiz oranına sahip ülkeyiz.

Buna rağmen bazı kesimler faiz indiriminin çok yüksek olduğunu iddia ederek yapılan hamleyi yanlış buluyorlar.

***

Faiz ile ilgili daha rahat analiz yapabilmek için faizin ne anlama geldiğini ortaya koymak gerekir.

Faiz, genel anlamda borçlanmanın maliyeti olarak ifade edilebilir. Diğer bir taraftan bakıldığında ise hiçbir emek harcamadan elde edilen gelir olarak, liberal bakış açısıyla bakılırsa riskin bedeli olarak da görülebilir.

Faiz sebebiyle alt gelir grubundan üst gelir grubuna sermaye aktarımı gerçekleşir.

Paradan para kazanmanın yolu olan faiz oranı çeşitli manipülasyonlarla siyasi riskler oluşturularak yükseltilebilmektedir.

Yüksek faiz ortamında borçlanmanın maliyeti arttığı için yatırımcılar yatırımlarını erteler.

Yüksek finansman maliyetinin fiyatlara yansıtılması sonucunda enflasyonda da artış yaşanır.

Bu durum, büyümeyi ve dolayısıyla istihdam artışını frenlerken işsizliğin artmasına neden olur.

***

Faiz oranlarının yüksek olmasının en büyük nedeni tasarruf eksikliğidir.

Millet olarak gelirimizin %86 civarını harcadığımızı, sadece %14 civarını tasarruf ettiğimizi düşünürsek yatırımlar için gerekli olan sermayeyi yüksek faizle yurt dışından çekmek zorunda kalıyoruz.

Bu nedenle faiz oranlarının daha fazla düşürülmesi için hem kamu hem de özel sektör tasarruflarının artırılması gerekiyor.

***

Küresel korumacılığın ve belirsizliğin bu kadar arttığı bir konjonktürde faizlerin bu kadar yüksek olması farklı problemlere de neden olacaktır.

Yüksek faiz ile kurun düşürülmesi ihracatı olumsuz etkilerken ithalatı artırıcı etki gösterecektir. Bu da cari açığın daha fazla artmasına neden olacaktır. Hali hazırda korumacı politikaların uygulandığı küresel ekonomide yüksek kur avantajıyla ihracatın desteklenmesi gerektiği ortadadır.

Her ülke kendi çıkarlarını düşünürken Türkiye olarak bizim de kendi çıkarlarımızı düşünerek hareket etmemiz gerekiyor.

Bu bağlamda faiz indiriminin ekonomiyi bir nebze rahatlatacağını ancak bu indirimin yetersiz olduğunu belirtmek gerekir.

Türkiye ekonomisinde bugün işsizlik önemli bir problem olarak görülüyorsa bu sorunun çözümü yatırımların artırılmasıdır. Yatırımların artırılması için de borçlanma maliyetlerinin azaltılması yanı faiz oranlarının düşürülmesi gerekir.

***

Merkez bankasının yaptığı faiz indiriminin piyasa beklentilerine paralel olarak gerçekleştiği söylenebilir.

Eylül ayında enflasyon oranının baz etkisiyle tek hanelere inmesiyle birlikte Merkez Bankası daha cesur adımlar atacaktır. Ancak kasım ayında baz etkisinin tersine döneceği ve hazinenin borç ödemesinin olacağını, buna bağlı olarak da dolarda bir miktar yükselme görüleceğini şimdiden söylemek mümkündür. Bu şekilde düşünüldüğünde adımları temkinli atmakta fayda var.

Geçmiş yıllarda bazı adımların geç atılması sebebiyle faiz oranlarının bu kadar yükseldiğini söyleyebiliriz.

Yılsonuna kadar toplamda 6-9 puan seviyesinde faiz indirimi gerçekleştirmesi beklenen merkez bankası cari açık problemini de yakından takip edecektir.

Gerçekleşen faiz indirimine rağmen dünya faiz ortalamasının üzerinde olan faiz oranımızın daha fazla düşmesi için israfı azaltmakla başlayıp gereksiz harcamalardan uzaklaşmamız gerekiyor.

Böylece yurt içi talebi kısarak tasarruflarımızı artırıp ihracatı artırıcı çalışmalar yapmalıyız.

Alınacak mikro tedbirlerin makro etkiler göstereceğini unutmamalı, bu kapsamda adımlar atılmalıdır.