1453'ün Haziran'ı, Venedik senato binasının salonunda çıt çıkmıyor. Çünkü Komutan Jakopo Loredan'ın gönderdiği mektup okunuyor. Herkes korku ve şaşkınlık içerisinde. Sonra haber tüm kente ulaşıyor ve Venedik Valisi, Papa V. Nicoulas'a; "Eğer bir şeyler yapmazsak, Hristiyanlığın sonu geldi" diyordu.
Öyle ki Konstantinopolis'in düşmesi onlara Kudüs'ün düşmesini hatırlatıyordu.
Tüm Doğu Akdeniz'de ve Avrupa ülkelerinde Fatih Sultan Mehmed Han, Konstantinopolis, ve Aya Sofya konuşuluyordu. Kardinal Kievli İsidoro; Sultan Mehmed'in Sezar'dan da İskender'den de veya dünyaya ebediyen hakim olmak isteyen her kim varsa hepsinden de daha güçlü göründüğünü anlatıyordu.
Galata-Pera'yı kaybeden Cenevizlerde ise fetih daha başka bir üzüntüyle karşılanıyordu. Öyle ki bütün ülkelerde Konstantinopolis'in düşüşü üzerine mersiyeler yazıldı. Örneğin Rum diyarından Dukas şöyle diyordu:
"Ey dünyanın dört tarafının merkezindeki kent! Ey tüm Hristiyanlığın gururu! Yerin göğün mabediydin sen! Şimdi acının ve sefaletin prensi Yaremya gibi ağlıyorum! Ey güneş artık sonsuz ışığını karart ve sen ey toprak…"
Sonra Fatih için, deccal, tiran, diktatör, yedi başlı kırmızı ejderha dediler… Türkler, o günden sonra bir başka nefretle ve kinle anılmaya başlandı. Konstantinopolis'i geri alma çalışmalarını daha o gün başlattılar.
Çünkü o gün Bizans düşmedi. Düşen Yeni Roma İmparatorluğu idi. Aya Sofya'nın büyük kilise oluşu ve Hristiyanlığın en değerli eşyalarının İstanbul'da saklanıyor olması yeni bin yıllık Roma İmparatorluğu'nun orada tesis edileceğine dair alametlerdi.
Bu yüzden önce büyük bir şok yaşadılar ardından da büyük bir kin ve nefret beslediler. Papa II.Pius Türklerin dünyanın en aşağılık en rezil-rüsva, cahil ve katil bir millet olduğunu söylüyordu.
Kısacası 74 imparator tarafından savunulan, dünyanın ilk Hristiyan şehri Konstantinopolis'in Müslüman bir hükümdar olan genç yaştaki Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedilmesi ruhlarında derin yaralar açtı.
Oysa Sultan Mehmed Han daha fethin ilk günü büyüklüğünü ve merhametini göstermişti. Şehrin dini liderlerinden Gennaios Skolaris'i çağırıp ona; "Şimdiye kadar hangi haklara sahip iseniz şimdiden sonra da aynı haklara sahipsiniz" demişti.
Sonra savaşta ölen Doğu Roma İmparatoru Poleoglos'u "İmparatora imparator gibi gömülmek yaraşır" diyerek cesedini buldurdu ve onu Aya Sofya'nın arkasına bir yere gömdürdü.
1463 tarihli fermanında da;
"Ben Fatih Sultan Mehmed Han. Bütün dünyaya ilan ediyorum ki, bu padişah fermanı verilen Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır ve emrediyorum ki; hiç kimse, ne bu adı geçen insanları ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içerisinde yaşasınlar ve bu göçmen durumuna düşen insanlar, özgür ve güvenlik içerisinde yaşasınlar.
İmparatorluğumdaki bütün memleketlere dönüp korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler. Ne padişahlık eşrafından, ne vezirlerden veya memurlardan, ne hizmetkarlarımdan, ne imparatorluk vatandaşlarımdan hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir.
Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar, başka ülkelerden devletime birini getirecekse, onlar da aynı haklara sahiptir."
4 Temmuz 1776 yılındaki ABD Anayasası'ndan tam 324 yıl "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nden 485 yıl önce kaleme alınan bu muhteşem insan hakları beyannamesini gözümüz görmez!
İki imparatorluk, dört krallık ve on bir prensliğe son veren genç Fatih'in "İstanbul merkezli bir dünya imparatorluğu kurmak" gibi bir amacının olduğunu da bilmeyiz. Çünkü bu ülkü bize aşılanmadı.
Hristiyan Siyonistler Fatih korkusunu hala aşamadı. O yüzdendir ki bugün İstanbul'un düşmesini çok istiyorlar.
Fatih, İstanbul'u fethettiğinde küçük hesaplar yapmadı. O, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi kıymetli alimlerin tedrisatından geçmiş ve özel yetiştirilmiş entelektüel bir sultandı.
Bizzat padişahın referansıyla karşısına gelen birinin isteğini; "Şer'i şerife uygun değildir!" diyerek geri yollayan Molla Güranilerin tesis ettiği muhteşem bir ahlaki düzen vardı. Bir de bugüne bakın!
Kısacası bugün, atamız Fatih Sultan Mehmed Han'ın mirasına, ülküsüne sahip çıkma günüdür. Bu şuurla, gayretle ve bilinçle yola koyulmamız lazım.