'FETÖ yorgunluğu!'

0

Rahmetli Hasan Karakaya ağabey, vefatından birkaç ay evvel "Serdar" demişti;

"Biz o çok zorlu 28 Şubat sürecini yaşadık ya seninle beraber; inan o süreçte bu kadar yorulmamıştım, herkes birbiri için paralelci diyor!"

Birazdan"28 Şubat belgeseli"nin çekimleri var.

Yoğun mesai içinde olacağız.

Seyir halindeyiz.

Hava çok sıcak.

İyisi…

Dağıtarak gitmek ve sonunda toparlamayı bilmek.

Efendim;

Akademisyen kardeşimizle sohbetimizin ardından bir ziyarette bulunduk.

Gittiğimiz yerin misafirlerinden biri de"Sendika Yöneticisi"ydi…

"Meaelen" dedi ki;

"FETÖ ile mücadelede ön saftayım.. Sincan'daki duruşmaları takip eden biriyim. FETÖ bana çok zarar vermiştir ama… Arkadaşlar! Ya FETÖcü olmadığı halde FETÖcü diye damgalanan nice adam varsa…"

Zor mesele…

Birkaç ay evvel;

"FETÖcü olmadığı halde FETÖcü diye damgalananların olup olmadığı" sorulunca, "Oranı çok değildir ama bu durumdakilerle ilgilenmek elbette vicdani vazifemizdir!" diyecek olduk…

Al başına sıkıntıyı, nice başvuru geldi.

Ben biçare, dosyalar içinde boğulmuşum.

Bakıyorum, araştırıyorum, yok…

"Ya yanıltılıyorsam, ya masum gibi görünen bu kişinin başka bağlantıları varsa? Ya, bir FETÖcüyühaksızlık yapılıyor zannıyla aklamaya çalışır hale düşersem!" diyorum.

Bu ülkenin Başbakan Yardımcısı, bugüne kadar yüz küsur bin kamu görevlisinin FETÖden atıldığını, devlet memuru olarak görev yapmakta olan gizli FETÖcülerin sayısının ise bundan çok daha fazla olduğunu söyledi ya…

Kime, nasıl, ne kadar güveneceksin?

İçin nasıl rahat edecek?

Bir yandan, "Türkiye tarihinin, hatta dünya tarihinin en büyük ihanet hareketiyle karşı karşıya kalmış. Çok büyük bir mücadele yürütülüyor, bu mücadele sırasında elbet de gürültüye gidenler olabilecektir."diyorsun.

Diğer yandan da,"Bir kişi haksızlığa uğrasa, sen de kendi çapında mesulsün."

Vicdan yükü ağır.

Mesuliyet çok büyük.

Kılıçdaroğlu'na dikkat!

Sonra…

Meseleye böyle bakarken…

Yani…

"Bir kişi bile gürültüye gitmemeli" derken…

Anamuhalefet'in başına "kasetle getirilmiş" Kemal Kılıçdaroğlu'nun "garip" çıkışları gündeme yerleşiyor.

"Adalet Yürüyüşü" mesela…

Kemal Kılıçdaroğlu'nun "adalet" gibi bir arayışının olmadığını, O'nun müdürlük döneminde yaşananlar hakkında en fazla haber yapmış gazeteci olarak çok iyi biliyorsun...

Sonra…

Kılıçdaroğlu'nun aslında kendisini "yargılanmaktan" korumak için böyle "yürüdüğüne" dair iddialar ayyuka çıkıyor.

FETÖcüler bu sırada iyice bastırıyor; her türlü pislik, her türlü iftira…

"Dur" diyorsun;

"Şimdi kim hakikaten FETÖcüymüş kim gürültüye gitmiş, araştıracak vakit yok!

Kılıçdaroğlu'nun hareketleri buna imkan bırakmıyor!"

Kafanda nice sahne var…

Biraz geriye dönüyorsun.

Tarihi referandumdan "EVET" çıksın istiyorsun, "Açık Ara EVET" çıksın istiyorsun; Türkiye bir daha o karanlık koalisyon dönemlerine sürüklenmesin diye.

Görev belleyip ve evinin rızkından kesip şehir şehir dolaşıyorsun.

AK Parti'nin filanca il başkanı seni kenara çekip,

"Belediye başkanına sakın uğrama!" diyor.

"Niçin?" diye soruyorsun.

Kaşını gözünü "Anladın sen onu!" manasında oynatıyor.

Vatandaşa belediyenin çalışmalarından memnun olup olmadığını soruyorsun.

Kimi yerlerde…

AK Partilisi bile "memnun olmadığını" söylüyor.

Vatandaşa "il veya ilçe başkanının çalışmalarından memnun olmadığını" soruyorsun, bazı yerlerde "Evet" için varını yoğunu ortaya koyanı bile "memnun olmadığını" söylüyor.

Herkes herkes için FETÖcü diyor; nasılsa hemen herkesin hayatı bir noktada o yapıya teğet geçmiş!..

Böyle bir durum.

Öte yandan…

Recep Tayyip Erdoğan'ı hedefe yerleştirmiş cümle şer odağı…

Recep Tayyip Erdoğan'ı yiyebilirlerse ülkeyi de yemiş olacaklar.

Dün Merhum II. Abdülhamit Han neyse, bugün de Recep Tayyip Erdoğan o.

Merhum II. Abdülhamit Han'ın da eksikleri vardı mutlaka…

Bir de aleyhinde müthiş bir kampanya vardı.

Bazı samimi insanlarımız, Merhum'un bazı eksikliklerine kızıp, kampanyalardan da etkilenince aleyhte çalışmış…

Padişah'ı devirmek isteyen şer odaklarına destek vermiş…

İş işten geçtikten sonra da, hiç bitmeyecek vicdan azabına düştüklerini itiraf etmişlerdi.

Mesele, Sayın Erdoğan'a dostça uyarılarda bulunurken, asla Abdülhamit'in devrilmesine yardımcı olanların pozisyonuna düşmemekte…

Bu da çok zor bir iş, gündem çok hızlı…

Herkes için çok zorlu bir dönem.

Yukarıda bir yerlerde yazdığım gibi…

Rahmetli Hasan Karakaya ağabey, vefatından birkaç ay evvel "Serdar" demişti;

"Biz o çok zorlu 28 Şubat sürecini yaşadık ya seninle beraber; inan o süreçte bu kadar yorulmamıştım! Herkes birbiri için paralelci diyor."

Gerçekten de…

Etrafındaki hemen herkese şüpheyle bakar duruma gelmişsin; kim FETÖcü kim değil, açıktan çatışanı az, kriptosu çok.

Çok hassas bir süreçten geçiyoruz…

Bu süreçte her şey olabilir, her türlü pisliği yapabilirler.

Politik çekişmeler tabiidir ve olmalıdır.

Herkes, eylemlerinin hesabını yargıya vermelidir.

Bununla birlikte…

Bir şekilde eli "kalem tutmuş bulunan" zatların da "tahrik edici" söylemlerden imtina etmesi gerekmektedir.

Toplumun bir kesimine hitap eden "tipler"; "Yeter ki Recep Tayyip Erdoğan gitsin de, ne olursa olsun, isterse ülke yıkılsın!" modunda.

Çılgınlar gibi saldırıyor, her değeri sonuna kadar istismar ediyor, Cumhuriyet'in kurucusu Atatürk'ü mezarında rahat bırakmıyorlar.

FETÖcüler derseniz…

Bu "evanjelik" yapının kullanıcıları, "kaderi zorlamak" için ellerinden geleni yapıyorlar.

FETÖcü olmamakla birlikte sırf Erdoğan gitsin diye FETÖye destek verenlerden "sağduyu beklemek" manasız.

Sıkıntıyı yine biz çekeceğiz çünkü biz bu ülkeye, bu ülkenin insanına sevdalıyız.

Biz…

Vaktinde, hiç sevmediğimiz adamların hukukunu bile sırf Türkiye'yi temsil etme makamındalar diye korumaya çalışmış adamlarız.

Bugün…

Çok tehlikeli oyunlar oynanıyor.

Sınırlarımızın dibinde Kürt ve Türk düşmanı "İkinci İsrail" kuruldu, kurulacak.

Bunun "içeriye" etkileri de mutlaka oluyor, daha da fazla olacak.

Mesele, 2019 meselesinin çok daha ötesinde; "varlık yokluk" meselesi.

Her an "çok büyük bir pislik" yapıp, milyonlarca insanı karşı karşıya getirebilirler!..

Bunu yapmadan önce de, mutlaka "bizim" dediğimiz yapılardan birine yerleştirdikleri adamları kullanır…

"Bizim"kilerden birilerinin heyecanını kullanır…

"Tabağı iyice süsler…"

Ve…

"Servis'e sunulmaya hazır hale getirirler!"

Yemeyelim!..

RAHMETLİ ERBAKAN HOCA… YENİDEN, YENİDEN DÜŞÜNMEK!..

Rahmetli Erbakan Hoca derdi ki;

"Siyonizm öyle bir ustadır ki, 'Kim ben mi, ben hiç Siyonizm'e hizmet edermiyim?' şarkısını söylettirerek talim yaptırır. Sen 'Hizmet etmiyorum' zannedersin ama aslında 'hizmet' edenlerin içindesin, haberin yok!.. Roosevelt'in şu meşhur sözü: "Politik hayatta bir şey olmuşsa, biliniz ki bunu bir yapan vardır!" (Kaset işi mesela)

Bu "Siyonizm" gerçekten müthiş hareket ediyor.

Yöntemleri akıllara durgunluk verecek kadar kurnazca.

"FETÖ Yorgunu" olmamızın sebeplerinden biri de bu, fevkalade ustaca manevralar gerçekleştirebiliyorlar.

Yapı, "DostModern Darbe" adlı kitabımızda belgeleriyle ortaya koyduğumuz üzere, "Siyonizm" tarafından yönlendiriliyor.

Amaca giden her türlü pisliği meşru gördüklerinden başa çıkmak gerçekten çok zorlaşıyor.

Bugün geldiğimiz noktada…

Her şeyi ama her şeyi baştan düşünmemiz gerekiyor; İslam, Kur'an, Sünnet, Siyaset, Protestanlık, Muhafazakarlık, Kalvinizm…

"Durdurun dünyayı başım dönüyor!" ruh haliyle ne kadar düşünebilirsek…

"FETÖ YORGUNLUĞU"