Alışveriş merkezlerindeki “Fırsat Ürünü!” yazılarına kesinlikle takılırız.
Kafamızda hemen “kârlı bir alışveriş için fırsat” düşüncesi oluşur.
Bir de “fırsatı kaçırma endişesi” yaşarız.
“Şimdi almazsan bir daha bulamazsın!”
“Fırsatı kaçırma” korkusu, kazanma arzusunu bastırır.
Havuç ile sopa!
Havuç, “kârlı bir alışveriş yapma” vaadidir, sopa ise “kaçırma korkusu.”
Ürünün “normal” fiyatının üstü çizilip “indirimli” fiyat yazıldığında hemen aradaki farkı hesaplarız.
“Normal” denilen fiyatın, dolayısıyla “indirim miktarı”nın abartılı olduğu gözümüzden kaçar çoğu zaman.
Alışveriş merkezleri zaten “tahrik edici” unsurlarla doldurulmuştur.
Müzik, koku, ışık, raf düzeni…
Köyde on kilometre yürüseniz yorulmazsınız ama alışveriş merkezlerinin tüketimi tahrik eden ortamı sizi kısa sürede bitkin düşürür.
Sağlıklı düşünebilme kapasitenizi azaltır.
“Fırsat Ürünü!”
“Stoklarla sınırlı!”
“Hafta sonuna özel!”
“Patron çıldırdı!”
*
Mağaza bize “iyilik” yapmaktadır, bulunmaz bir “fırsat” sunmaktadır.
“Fırsatı kaçırma korkusu” beyindeki “mantık” merkezini devre dışına iter, duruma “duygu” merkezi hâkim olur.
Yapılması gereken alışverişe çıkmadan bir “ihtiyaç listesi” hazırlamaktır ve “Fırsat Ürünü!” tabelası görüldüğünde oraya bakmaktır.
Lâkin…
“Pazarlamacıların” amacı bizi “mantık”tan uzaklaştırıp “duygu”ya yönlendirmektir.
Onlar çoğu zaman amaçlarına ulaşırlar ve biz pek de kullanmayacağımız ürünleri yığıp dururuz dolaplarımıza!
*
Bazıları canı sıkıldıkça boğaza yüklenir, yemeyi abartır…
Bazıları da “alışverişle” dağıtmaya çalışır kafayı.
Her ikisi de “uyuşturucu” yerine geçer adeta.
*
“Tüketim çılgınlığı”na sürüklenmek “ahlâk erozyonuna” sebep olur, en büyük sakıncası da budur.
Bir kere “tüketim bağımlısı” olduğumuzda “ihtiyaç” duyacağımız “doz” gittikçe artar.
Hep “daha fazla harcamak”, dolayısıyla da “daha fazla kazanmak” mecburiyetindeymişiz gibi hissederiz.
Hastalık çok bulaşıcıdır.
Hane halkının tamamı “tüketim bağımlısı” olmuştur.
İhtiyaçlar sınırsız, kaynaklar sınırlıdır!
Hane halkının “arttıkça artan” tüketimini karşılayabilmemiz için birçok değerimizden "taviz" vermemiz gerekecektir.
Umumun “fırsatçı” olduğu ortamda, bizim “fırsatları” değerlendirmekten, yeni “fırsatlar” oluşturmaktan başka çaremiz kalmamıştır.
Hane halkının gittikçe artan “masraflarını” karşılayamadığımızda moraller bozulacak, suratlar asılacaktır.
*
Böyle bir durumla karşılaşmamak için…
Her ortamda “fırsatçılık” yapmak gerekecektir.
“Fırsat Ürünleri”ni kaçırma korkusu zamanla “karakteri aşındıracak”…
Ortaya, menfaat umulan güç odaklarına “yalakalık” yapmayı tek çıkar yol olarak gören “insan tipi” çıkacaktır.
“Hayır” diyebilme gücü…
“Helâl-haram” hassasiyeti azalacaktır.
Kalp, “vicdan ile cüzdan arasında” çıkışıp kalacak…
“Tüketim çılgınlığı”na sürüklenmiş “hane halkı”nın baskısından dolayı tercih edilen genellikle “cüzdan” olacaktır.
Ne var ki “kalp” bir türlü rahat durmayacaktır.
Yaşantıyla söylem arasındaki “uçurum”un sızlattığı vicdanı rahatlatmak için söylem üstüne söylem geliştirmek gerekecektir.
Vicdanın sesini bastırmanın yolu “haramları helâlleştirme” çabasına girişmek olacaktır.
Biz buna “günahı mubahlaştırmak” diyoruz.
Yüce Allah’ın bir fiili haram kıldığının bilinmesine rağmen, onu helâl, mubah, câiz gösterme çabası!
Kurnazlığı!
Bir “fırsat ürünü” yazısından nerelere geldik değil mi?
*
“Ne alâkası var kardeşim!” diyenler, “fırsat ürünlerini” kovalamaya devam etsinler!