Ramazan’ın ilk sahurunda, dünyanın bir köşesinde ezanla birlikte umut değil; silah sesleri yükseldi.
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta sabahın seher vaktinde açılan ateş, bir Filistinlinin hayatına mal oldu. Oruç niyetiyle uyanılan bir vakitte, göğe yükselmesi gereken dualar; barut kokusuna karıştı. Ramazan’ın ilk günü… Rahmet kapılarının aralandığı bir zaman dilimi, kanla mühürlendi.
Bu artık tekil bir hadise değil. Bu, sistematik bir yıkımın parçası.
Han Yunus’taki Nasır Hastanesi kaynaklarına göre saldırı, kentin doğusundaki Beni Suheyla Kavşağı’nda gerçekleşti. Görgü tanıkları sabah saatlerinden itibaren konuşlu askeri araçlardan yoğun ateş açıldığını aktarıyor. Aynı saatlerde Refah yakınlarında Morag Koridoru çevresi ateş altına alındı; Bureyc Mülteci Kampı’nın doğusu topçu atışlarıyla sarsıldı. Beyt Lahiya’nın doğu kesimleri ve Gazze kentinin güneydoğusundaki Zeytun Mahallesi de saldırılardan nasibini aldı.
Ateşkes ilan edilmişti. 10 Ekim’de yürürlüğe girdiği duyurulan ateşkesin üzerinden aylar geçmeden, yine kurşunlar konuşuyor. Kâğıt üzerinde var olan bir sükûnet ile gökyüzünde yankılanan patlamalar arasındaki çelişki, Gazze’nin kaderine dönüşmüş durumda. Ateşkesin metinlerde yaşadığı, fakat sokaklarda karşılık bulmadığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Ramazan; Müslümanlar için arınma, merhamet ve iç muhasebe ayıdır. Lakin Gazze’de Ramazan, yıkılmış evlerin gölgesinde, çadır kentlerde, hastane koridorlarında karşılanıyor. Bir yanda iftar sofrasına konulacak bir lokma ekmek arayışı, diğer yanda hayatta kalma mücadelesi…
Bu manzaraya hâlâ “çatışma” demek hakikati eksiltmektir. Elektriğin, suyun, gıdanın ve ilacın sistematik biçimde kısıtlandığı; sivillerin, kadınların ve çocukların doğrudan hedef olduğu bir süreç yaşanıyor. Uluslararası hukukun, insan haklarının ve savaş hukukunun defalarca ihlal edildiği bir zeminde, yaşananları yalnızca askeri operasyon başlığı altında değerlendirmek vicdanı rahatlatmaz.
Gazze, Ramazan’a abluka altında giriyor. Teravih namazı bombardıman gölgesinde, sahur siren sesleri eşliğinde… Çocukların hafızasında Ramazan; mahya ışıklarıyla değil, patlamaların alevleriyle yer ediyor. Oysa Ramazan, bir çocuğun kalbinde sevinç olmalıydı; korku değil.
Dünyanın büyük kısmı ise ya suskun ya da seçici bir hassasiyet içinde. Oysa mesele, siyasi kamplaşmaların çok ötesinde insani bir meseledir. Sivillerin korunması evrensel bir ilkedir ve bu ilke coğrafyaya göre değişmez.
Ramazan; zulmün değil adaletin, intikamın değil merhametin ayıdır. Gazze halkı bu mübarek ayı yas ve yıkım içinde karşılarken, uluslararası toplumun sessizliği de tarihin satır aralarına kaydediliyor.
Bir şehir düşünün:
Sahura top sesleriyle uyanıyor.
İftara ambulans sirenleriyle oturuyor.
Ve yine de orucunu tutuyor, duasını ediyor, sabrediyor.
Gazze’de Ramazan, yalnızca bir ibadet ayı değildir.
Gazze’de Ramazan, insanlığın vicdan sınavıdır.