Gazze'den Kızıldeniz'e: Dahlan, Bin Zayed ve İsrail ekseninde kötücül bir güç odağı

Batı Asya (Orta Doğu) coğrafyasında son yirmi yılda ortaya çıkan yeni güç modeli; klasik devlet diplomasisini aşan son derece karmaşık bir yapıya büründü. Karşımızda artık sadece ordular veya diplomatlar yok; devletler, istihbarat ağları, karanlık özel güvenlik şirketleri, yerel milisler, finans merkezleri ve siber teknoloji devleri aynı stratejik denklemde buluşuyor.

Bu yeni güç mimarisinin merkezinde ise iki kritik isim ve onların temsil ettiği hat dikkat çekiyor: Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed el-Nahyan ve onun gölge danışmanı haline gelen Filistin kökenli Muhammed Dahlan.

İki isim arasındaki ilişki, Filistin meselesinin sınırlarını çoktan aşarak Libya, Mısır, Sudan, Yemen ve Kızıldeniz’e uzanan geniş bir alanda istikrarsızlık üreten sahte bir güvenlik ve nüfuz ağına dönüşmüş durumdadır.

Gazze’den Abu Dabi’ye Projeksiyon

Muhammed Dahlan’ın yükseliş hikâyesi Gazze’de başladı. 1990’larda Filistin Önleyici Güvenlik Teşkilatı’nın başındayken İsrail ve ABD güvenlik çevreleriyle yakın temaslar kurdu. 2006’da Hamas’ın seçimleri kazanmasının ardından ABD’li General Keith Dayton öncülüğünde yürütülen güvenlik programlarında aktif rol aldı. Hamas’a karşı oluşturulan paramilitar yapılarda adı sıkça anılan Dahlan, 2007’de Gazze’deki çatışmalarda mağlup olarak bölgeden çıkarıldı, El-Fetih’ten ihraç edildi ve 2011’de BAE’ye sığındı.

Abu Dabi’ye yerleşmesiyle birlikte eski bir güvenlik bürokratı olan Dahlan, BAE yönetiminin "gölge diplomatı" ve stratejik aracısına dönüştü. 2020 yılında BAE ile İsrail arasında imzalanan İbrahim Anlaşmaları ile diplomatik normalleşmenin sağlanmasında perde arkasındaki en önemli aktörlerden biri yine Dahlan’dı.

Ancak BAE-Dahlan ikilisinin yürüttüğü model klasik diplomasi değildir. Büyükelçilikler ve resmi antlaşmalar yerine; danışmanlar, istihbaratçılar, paralı asker şirketleri, yerel milisler ve kayıt dışı finans ağları devreye sokulmaktadır.

Kötücül Özel Güvenlik Şirketleri ve Siber Güç

BAE’nin bölgesel stratejisinin en tehlikeli ayağını, "kötücül" özel askeri ve güvenlik şirketlerinin kullanımı oluşturmaktadır. ABD’li Blackwater’ın kurucusu Erik Prince üzerinden BAE için oluşturulan yasadışı özel ordu yapılanmaları, Yemen ve Libya’daki operasyonlarda sahaya sürüldü. "Spear Operations Group" gibi yapıların Yemen’de siyasi ve dini aktörlere yönelik suikastlarda kullanıldığı iddiaları uluslararası raporlara yansıdı.

Güç projeksiyonu sadece silahlı unsurlarla da sınırlı kalmadı. "Project Raven" adı verilen ve eski ABD istihbaratçılarının görev aldığı siber istihbarat yapılanmaları, İsrail merkezli Pegasus gibi casus yazılımlar ve BAE merkezli DarkMatter şirketi üzerinden bölgede kapsamlı bir dijital takip ağı kuruldu.

Bu durum BAE’nin bölgesel güç modelini üç sacayağı üzerine oturtmaktadır: Finans + Güvenlik + Teknoloji.

[Finans] ─────────► [Güvenlik (Paralı Asker / Milis)]

│ │

└───────────► [Teknoloji / Siber] ◄┘

Sahadaki Yansımalar: Libya, Sudan, Yemen ve Somaliland

Bu tehlikeli konsorsiyumun ayak izlerini coğrafyanın dört bir yanında görmek mümkündür:

  • Libya: BAE’nin Halife Hafter ve Libya Ulusal Ordusu’na sağladığı yasadışı hava ve lojistik desteği BM raporlarında yer almaktadır. 2020’de Trablus’taki Hadaba Kara Harp Okulu’nda 30 silahsız askeri öğrencinin katledildiği SİHA saldırısı, BAE unsurlarınca gerçekleştirilen yıkıcı müdahalelerin en somut örneğidir.
  • Sudan: Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK/RSF) verilen doğrudan silah ve finans desteği, Sudan’ı büyük bir insani felakete sürüklemiştir. HDK, kontrol ettiği altın madenlerini BAE merkezli şirketlere aktarırken; BAE de Çad ve Libya gibi ülkelerden devşirdiği yabancı unsurları sahaya sürmektedir.
  • Yemen ve Kızıldeniz: Güney Geçiş Konseyi (GGK) üzerinden Aden Körfezi, Sokotra Adası ve Bâbülmendep Boğazı denetim altına alınmak istenmektedir.
  • Somali ve Somaliland: Liman ve güvenlik yapılanmaları üzerinden Doğu Afrika ve Kızıldeniz ticaret hatları vesayet altına alınmaya çalışılmaktadır.

Görüldüğü üzere mesele sadece bir "Arap Baharı karşıtlığı" değildir. İsrail adına stratejik limanları, deniz ticaret yollarını ve lojistik koridorları kontrol etme hamlesidir.

Gazze’de Yeni Vesayet Senaryoları

Sözde ateşkes kararlarına rağmen İsrail’in Gazze’deki katliamları ve Batı Şeria’daki gasp politikaları sürerken, soykırımın ardından yıkılan Gazze’nin üzerine kimin oturacağı tartışılmaktadır. Nitekim Ağustos 2026 tarihli uluslararası haber kaynakları, Abu Dabi’de yaşayan Dahlan’ın Gazze’nin savaş sonrası idari düzeni için ABD tarafıyla temas halinde olduğunu doğrulamaktadır.

Ancak Filistin halkının iradesini baypas ederek, Muhammed Dahlan gibi devşirilmiş aktörler üzerinden kurulacak bir rejim, imar veya iyileştirme değil; açık bir vesayettir. Mesele "Dahlan Gazze’ye dönecek mi?" sorusu değil, "Gazze’nin anahtarını kendi öz evlatları mı taşıyacak, yoksa küresel odakların tayin ettiği kullanışlı aparatlar mı?" sorusudur.

Sonuç: Dahlan Bir Sebep Değil, Sonuçtur

Batı’nın İslam âleminde asırlardır uyguladığı sömürü yöntemlerinin tamamında, yerli işbirlikçi zümreler ve "Dahlan" benzeri kullanışlı aparatlar ön plana çıkarılmıştır. Bu aktörler öne sürülerek, yürütülen küresel sömürü mekanizmasına bir "iç ortak" kılıfı giydirilmiştir.

Ancak asıl tehlike tek başına bir "Dahlan" figürü değildir. Asıl tehlike; devletlerin egemenliğini vekil güçlere, güvenliğini paralı askerlere, istihbaratını yabancı teknoloji şirketlerine ve limanlarını küresel aktörlere teslim eden emperyal sistemin kendisidir.

Gerek ASSAM bünyesinde gerekse stratejik platformlarda yıllardır vurguladığımız "ortak savunma, ortak güvenlik ve ortak kriz yönetimi" fikrinin hayati önemi tam da burada ortaya çıkmaktadır.

İslam coğrafyası iki yoldan birini seçecektir: Ya kendi bağımsız, yerli ve milli ortak güvenlik mimarisini bizzat kuracak; ya da kendi ülkesine yabancılaştırılmış yerli aparatlar üzerinden coğrafyasının adım adım işgal edilmesine seyirci kalacaktır.

Dahlan bir sebep değil, sonuçtur. Asıl mücadele, Dahlan’ları üreten bu küresel güç mimarisini doğru okumak ve karşısına kendi millete dayanan yerli bir irade koyabilmektir.