GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HADİS-1

0

Günümüzde İslamiyet'le ilgili yapay veya gerçek tartışmaların kökeninde hadis bulunmaktadır. Gerek savunucuları gerekse inkarcıları bu minvalde dil ve kalem oynatmaktadırlar. Kıyamete kadar devam edecek olan bu tartışmalara biz de ucundan bir dokunmak istedik. Çünkü Kur'anı ve dini doğru anlamak, hadisi doğru anlamaktan geçmektedir.

Hadis Nedir?

Sonradan meydana gelen, kadîm/eski olmayan, haber, söz gibi anlamlara gelir.

Bu ismi ilk olarak Resûlullah (sav) kullanıyor. "Ya Resûlullah (sav)! Kıyamet günü şefaatin ilk olarak kime nail olacaktır?" Cevap: "Ey Ebu Hureyre! Hadise olan merakını bildiğim için, bu soruyu senin soracağını tahmin ediyordum."

Bir terim olarak, Peygamber Efendimiz'den bize gelen rivayetleri, senet ve metin açısından araştıran, o rivayetlerin Allah Resûlü (sav) tarafından söylenip söylenmediğinin tespiti için gereken usul ve yöntemleri belirleyip uygulayan bir İslamî ilimdir.

Genel ve kısa olarak; Hz. Peygamber'e dayandırılan, O'nun söylediği ifade edilen sözlere denir. Bir diğer ifadeyle, Hz.Muhammed'in, sözlerinin, fiil ve davranışlarının, onaylarının sözle tespit edilmiş haline denir.

Hadis için kaynaklarda, haber, eser gibi terimler de kullanılır.

Hadis'in çoğuluna "ehadis" denir.

Hadis ile sünnet, bazen aynı anlamda kullanılmakla beraber, sünnet daha genel bir ifade olarak, Hz. Muhammed'in sözlerini de içine alan, yaşam bütünüdür.

Hadisler Bize Nasıl Ulaştı?

Hz. Peygamber (sav) döneminde Sahabe-i Kiram, Allah Resulünden çıkan her söze değer verirdi. O'nu dinlemek için ciddi çabalar harcardı.

Namazlarını Müslümanlar camide kılmaya çalışırlardı. Çok ciddi bir engel olmadıktan sonra evde veya işyerinde namaz kılma diye bir olay yoktu. Dolayısıyla tüm namaz vakitlerinde Allah Resulünü görme, O'nun talimatlarını alma, sohbetinde bulunma durumu gerçekleşmiş oluyordu.

Allah Resulü her zaman uzun sohbetler yapmazdı. Haftanın belirli bir günü vaaz verir, Cumaları hutbe okurdu. Ama namaz öncesi veya sonraları, problemi olan, ihtiyacı olan derdini, sorusunu söyler cevabını alırdı. Veya herhangi bir soru yokken bile Efendimiz (sav) söylemesi gereken bir durum varsa iletirdi.

Ashab-ı Suffe, Kur'an ve Hadis eğitimini alıyordu.

Ayrıca Allah Resulü zaten hayatın içindeydi. Toplumdan ayrı, fildişi kulede değildi. Her zaman insanlarla, çarşıda, pazarda, mahallede, bahçede… beraber olurdu.

İşte tüm bu birlikteliklerde Allah Resulünün söyledikleri, ashap tarafından dinleniyor, öğreniliyor, uygulanıyor ve diğer insanlara ulaşıyordu. Hatta Allah Resulünün hadislerini düzenli

dinleme, yeni inen ayetleri takip etme amacıyla sahabeler kendi aralarında dönüşümlü görev paylaşımı yapardı. Mesela Hz. Ömer'le bir başka sahabi, anlaşmışlar, bir gün kendisi, diğer gün diğeri, Mescid-i Nebevi ve çevresinde bulunuyor, gelişmeleri takip ediyordu. Akşam olduğunda ise, günlük raporla durum diğerine aktarılıyordu.

Görüldüğü gibi Efendimiz (AS) döneminde sahabe ile Peygamberimiz içiçe ve her sorun O'nun izahıyla çözülüyor, Kur'an-Hadis-Sünnet birlikteliği sürüyordu.

(Nasipse devamı haftaya inşallah…)