Adana Aladağda geleceğimiz yandı. Yangını söndürdükten sonra öğrenci yurdunun üst katlarına çıkan itfaiyeciler birbirlerine sarılmış vaziyette kömürleşmiş cesetler buldular. Ortaokul ve lisede öğrenim gören kız çocuklarımızın kaldığı bir öğrenci yurdu burası.
Baba henüz oniki yaşındaki ölen kızı için "geleceğimdi benim, öyle sıcakkanlıydı ki..." derken tüm insanlığın yüreğini dağlıyor. Bölgede bulunan tek yurt. Çevre köylerden gelenler var. Yurt ücretsiz, kalan öğrencilerden ücret alınmıyor. Bir toplum hizmeti görüyor. Ancak görmeye muktedir olamadığı bir şeyler var ve bu şeyler telafisi imkansız sonuçlar doğurdu.
Düşünün, toplam otuzdört öğrencinin kaldığı yurtta on öğrenci ölüyor, yirmiiki öğrenci kimi pencereden atlamak zorunda kalarak kimi çıkamadığından dumana maruz kalarak yaralı halde hastanelere kaldırılıyor. Bu demektir ki sadece iki öğrenci yaralanmadan salimen kurtulmuş, onlar da izinli olduğundan binada değil. Öyleyse yurtta kalan öğrencilerin tamamı ya ölmüş ya yaralanmış. Üstelik hepi topu iki katlı bir binadan bahsediyoruz. Hal buysa bu binada bir değil birçok sorun var demektir. Bu sorunları umursamayan yurt yetkilileri, bu yetkilileri denetlemeyen ya da görmezden gelen sorumsuzlar var demektir.
Birincil ve ikincil mevzuatlarımız gayet açık ve oldukça kapsamlı. Gerek iş ve iş güvenliği yasaları gerekse de ilgili yönetmelikler yapılacak işleri, alınacak önlemleri tafsilatıyla belirtiyor. Bakınız "Binaların yangından korunması hakkındaki yönetmelik" binaları kullanım amaçlarına göre sınıflandırarak taşıyıcı sistemlerin stabilitesinden yangın kompartımanlarına, cephe ve çatıların standartlarına kadar düzenlemiş.
Mesela yönetmeliğin otuzuncu maddesi "İnsanlar tarafından kullanılmak üzere tasarlanan her yapı, yangın veya diğer acil durumlarda kullanıcıların hızla kaçışlarını sağlayacak yeterli kaçış yolları ile donatılır." hükmü ile kaçış yollarını mecburi tutmuş. Ama söz konusu faciada anlıyoruz ki kendini pencereden atan kırıklarla kurtulabilmiş, yangın merdivenine ulaşılamamış bile.
Aynı yönetmelik binada kullanılması gerekli inşaat malzemelerini dahi tarif ediyor. Söz gelimi tesisat borularının kolay alev almayacak malzemeden, duvar ve döşemelerin en az doksan dakika yangına dirençli yapı elemanlarından olması gerektiğini tüm ayrıntılarıyla düzenleyip yol gösteriyor. Yani denmek isteniyor ki "Ey ahali, bir bina dikerken yangın merdiveni şöyle olacak, kapısı, çatısı böyle olacak gibi teferruatına kadar gösterdiğim hususlara riayet ederek inşaatınızı yapın". Sonra da diyor ki "Bütün bu inceliklere dikkat ederek binayı yaptıktan sonra periyodik bakımlarını ihmal etmeyin ve olası bir yangın durumu için yangın söndürme sistemlerini mesela taşınabilir söndürme tüplerini hazır bulundurun. Ayrıca yine olası bir yangın için yangın güvenliği sorumluları tespit ederek gerekli eğitim ve tatbikatı binayı kullananlara verin."
Eğer, sadece bir kaç basit tatbikat yaparak o yavrucaklara, yangın çıkması halinde nasıl davranmaları gerektiği gösterilmiş olsaydı bir tanesi dahi yanmamış olacaktı.
Eğer, sadece maliyeti üç beş kuruş artıracak standartlara uygun çatı, tesisat, cephe ve döşeme malzemeleri kullanılarak bina yapılmış olsaydı o yangın çıkmayacaktı.
Eğer, yaptığı işin sorumluluğuna haiz bir memur kılı kırk yararak yönetmeliğin gereklerini uygulayıp o ucube binaya yurt iznini vermemiş olsaydı geleceğimiz yanmayacaktı.