Dünya Ekonomik Forumu, 2030’a kadar iş dünyasında nelerin değişeceğini anlatan yeni raporunu yayımladı. Rakamlar ilk bakışta biraz ürkütücü. Rapora göre 2030’a kadar 92 milyon iş ortadan kalkacak. Ama aynı dönemde 170 milyon yeni iş de ortaya çıkacak. Yani dünya sadece iş kaybetmeye değil, aynı zamanda yeni işler üretmeye de hazırlanıyor. Net sonuçta 78 milyonluk yeni bir istihdam artışı bekleniyor.
Bu tabloyu sadece “robotlar işlerimizi elimizden alacak” diye okumak eksik olur. Asıl mesele şu: Eski dünyanın işleri değişiyor. Bazı işler küçülüyor, bazıları büyüyor. Bazıları ise tamamen başka bir şekle bürünüyor.
Yani gelecekte mesele sadece hangi mesleği seçtiğimiz olmayacak. Mesele, o mesleği hangi becerilerle yapabildiğimiz olacak.
Eski alışkanlıklarla yeni dünyada yürünmez
Eskiden bir meslek sahibi olmak çoğu zaman yeterliydi. İnsan bir işi öğrenir, yıllarca aynı bilgiyle çalışır, emekli olurdu. Bugün bu düzen yavaş yavaş geride kalıyor.
Çünkü artık teknoloji sadece fabrikaya girmiyor. Bankaya giriyor. Hastaneye giriyor. Okula giriyor. Mağazaya giriyor. Reklama, muhasebeye, tasarıma, ulaşıma, tarıma kadar her yere giriyor.
Dünya Ekonomik Forumu’nun raporunda en hızlı büyümesi beklenen mesleklerin başında büyük veri uzmanları, finans teknolojileri mühendisleri, yapay zekâ ve makine öğrenimi uzmanları, yazılım geliştiriciler, siber güvenlik uzmanları, elektrikli araç uzmanları ve yenilenebilir enerji mühendisleri geliyor.
Bu liste bize şunu söylüyor: Geleceğin ekonomisi veriyle, yapay zekâyla, yazılımla, güvenlikle ve enerji dönüşümüyle şekillenecek.
Ama burada yanlış anlaşılmaması gereken bir nokta var. Herkes yazılımcı olmak zorunda değil. Herkes yapay zekâ uzmanı olmak zorunda değil. Fakat hemen herkesin teknolojiyle daha iyi geçinmesi gerekecek.
Bir esnaf için de böyle. Bir öğretmen için de böyle. Bir doktor için de böyle. Bir gazeteci için de böyle. Bir muhasebeci için de böyle.
Artık teknoloji “bazılarının işi” değil. Herkesin işinin bir parçası.
Küçülen işler bize ne anlatıyor?
Raporda en hızlı küçülmesi beklenen meslekler arasında posta hizmetleri görevlileri, banka gişe çalışanları, veri giriş elemanları, kasiyerler, bilet gişesi görevlileri, sekreterlik işleri, bazı muhasebe ve kayıt işleri, matbaa çalışanları ve tele-pazarlamacılar bulunuyor.
Bu listeye dikkatli bakınca ortak bir yön görülüyor. Bu işlerin önemli bir kısmı tekrar eden, belli kurallara bağlı, kolay tarif edilebilen işler.
Yani yapay zekâ ve otomasyon en önce insanın “ezbere yaptığı” işleri zorluyor.
Bir formu doldurmak. Bir kaydı sisteme girmek. Bir işlemi sırayla takip etmek. Aynı soruya aynı cevabı vermek. Aynı dosyayı düzenlemek. Aynı fişi kesmek.
Bunlar elbette değersiz işler değildi. Bu işleri yapan insanlar da değersiz değil. Tam tersine, yıllarca sistem bu insanların emeğiyle yürüdü. Ama teknoloji artık bu tür işleri daha hızlı, daha ucuz ve daha hatasız yapmaya başladı.
Bu yüzden mesele insanın değersizleşmesi değil. Mesele, insan emeğinin başka bir yere taşınması.
İnsan artık sadece işlem yapan değil; yorum yapan, karar veren, ilişki kuran, problem çözen, yön gösteren kişi olmak zorunda.
Asıl tehlike yapay zekâ değil, yerinde saymak
Bugün birçok insan yapay zekâyı duyunca tedirgin oluyor. “Benim işimi elimden alır mı?” diye düşünüyor. Bu kaygı anlaşılır bir kaygı. Çünkü kimse ekmeğinden olmak istemez.
Ama bence asıl tehlike yapay zekâ değil. Asıl tehlike, dünyadaki değişimi görmemek.
Bir insan mesleğini sevebilir. Yıllardır aynı işi yapıyor olabilir. Hatta o işte çok iyi de olabilir. Fakat bu, kendini yenilemesine gerek olmadığı anlamına gelmez.
Bugün iyi bir öğretmen sadece dersi anlatan kişi değildir. Öğrencinin dikkatini anlayan, teknolojiyi doğru kullanan, çocuğa öğrenmeyi öğreten kişidir.
Bugün iyi bir gazeteci sadece haber yazan kişi değildir. Bilgiyi ayıklayan, gerçeği araştıran, okura karmaşık dünyayı sade şekilde anlatan kişidir.
Bugün iyi bir esnaf sadece ürün satan kişi değildir. Müşterisini anlayan, dijital kanalları kullanan, stoğunu, reklamını, yorumlarını takip eden kişidir.
Yani birçok meslek bitmiyor. Ama eski haliyle devam edemiyor.
Çocuklara ne söyleyeceğiz?
Bu rapor en çok anne babaları düşündürmeli. Çünkü bugün okul çağındaki çocuklar, 2030’un iş dünyasına hazırlanıyor.
Peki onlara ne söyleyeceğiz?
“Sadece doktor ol, mühendis ol, avukat ol” demek artık yetmez. Elbette bu meslekler değerli. Ama mesele sadece unvan değil.
Çocuklara merak etmeyi öğretmek zorundayız. Soru sormayı öğretmek zorundayız. Teknolojiyi kullanmayı, ama ona teslim olmamayı da öğretmek zorundayız.
Yapay zekâyı kullanan ama aklını kiraya vermeyen bir nesle ihtiyacımız var.
Çünkü gelecekte sadece bilgiye sahip olan değil, bilgiyi doğru kullanan kazanacak. Sadece diploma alan değil, kendini yenileyen ayakta kalacak.
Dünya Ekonomik Forumu raporunda 2030’a kadar önemi en hızlı artacak beceriler arasında yapay zekâ ve büyük veri, siber güvenlik, teknolojik okuryazarlık, yaratıcı düşünme, analitik düşünme, esneklik, merak ve hayat boyu öğrenme öne çıkıyor.
Bunların içinde en önemlisi belki de “hayat boyu öğrenme”.
Çünkü artık okul bitince öğrenme bitmiyor. Belki de asıl öğrenme okuldan sonra başlıyor.
Türkiye için büyük fırsat da var, büyük risk de
Bu konu Türkiye için ayrıca önemli. Çünkü genç bir nüfusumuz var. Bu büyük bir avantaj. Ama genç nüfus tek başına yetmez. Eğer bu gençlere doğru beceriler kazandırılmazsa, avantaj kısa sürede soruna dönüşebilir.
Dünya değişirken bizim “gençler iş beğenmiyor” demekle yetinmememiz lazım. Gençleri hangi işe hazırladığımızı da sormamız lazım.
Okullarımız, üniversitelerimiz, meslek liselerimiz ve şirketlerimiz bu dönüşümü ciddiye almak zorunda.
Bir gence sadece diploma vermek yetmez. Ona dijital beceri kazandırmak gerekir. İletişim becerisi kazandırmak gerekir. Problem çözme becerisi kazandırmak gerekir. Yabancı dil, teknoloji okuryazarlığı, üretkenlik ve merak kazandırmak gerekir.
Aynı şey çalışanlar için de geçerli. Bugün 35 yaşında, 45 yaşında, 55 yaşında olan insanlar da kendini yenileyebilir. Gelecek sadece gençlerin değil. Öğrenmeye açık olan herkesin.
Meslek seçmekten daha önemli bir şey var
Eskiden şu soru sorulurdu: “Hangi meslek geleceğin mesleği?”
Bugün bu soru hâlâ önemli. Ama tek başına yeterli değil.
Bence asıl soru şu olmalı: “Gelecekte hangi insanlara ihtiyaç olacak?”
Cevap da çok açık.
Öğrenmeyi bırakmayan insanlara.
Teknolojiyi düşman değil araç olarak gören insanlara.
Veriyi okuyabilen insanlara.
İnsanla iletişim kurabilen insanlara.
Yeni şartlara uyum sağlayabilen insanlara.
Sadece şikâyet etmeyen, çözüm üreten insanlara.
Geleceğin meslekleri değişebilir. Bugün popüler olan bir iş yarın önemini kaybedebilir. Bugün adını bile duymadığımız bir meslek birkaç yıl sonra hayatımıza girebilir.
Ama bazı şeyler değişmeyecek.
Merak eden insan değerli olacak.
Düşünen insan değerli olacak.
Üreten insan değerli olacak.
Kendini yenileyen insan değerli olacak.
Bu yüzden mesele sadece “hangi meslek yükselecek?” meselesi değil.
Mesele şu: Biz bu değişime hazır mıyız?
Çünkü gelecek bir gün ansızın gelmeyecek. Zaten geliyor. Hatta çoktan kapıdan içeri girdi.