Genç kardeşim, sana açık ve net bir şey söyleyeceğim:
İslam’ı Müslümanlara bakarak yargılıyorsan, en baştan yanlış bir yerden bakıyorsun.
Etrafına bakıyorsun; adaletsiz ama dindar görünen insanlar görüyorsun. Namaz kılıyor ama kul hakkı yiyor. Dinden konuşuyor ama merhametten uzak. Sonra diyorsun ki: “Eğer İslam buysa, ben yokum.”
Dur. Orada dur.
Çünkü sen aslında İslam’ı değil, Müslümanların hatalarını yargılıyorsun.
Kur’an bu yanılgıya karşı yıllar önce uyardı:
“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.” (En‘âm, 116)
Yani kalabalık doğru demek değildir. Yaygın olan, hakikat olmak zorunda değildir.
Bak, bu din kusursuzdur; ama onu yaşayan insanlar kusurludur. Peygamberimiz (s.a.v.) bile şunu açıkça söyledi:
“İnsanlar helâk oldu diyen, helâk olanların en başındadır.”
Başkalarının yanlışlarını gerekçe gösterip hakikatten vazgeçmek, seni özgürleştirmez; aksine seni daha büyük bir yanılgıya sürükler.
İslam adaleti emreder:
“Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutun.” (Nisâ, 135)
Eğer bir Müslüman adaletsizse, bu ayet suçlu değildir. Eğer biri dindar görünüp zalimleşiyorsa, sorun din değil; o insanın samimiyetsizliğidir.
Şunu iyi bil: Hiçbir Müslüman İslam’ın vitrini değildir. Hiçbir hoca, cemaat, aile ya da sosyal medya figürü bu dinin ölçüsü olamaz. Ölçü bellidir: Kur’an ve Peygamberin (s.a.v.) örnekliği.
Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Size iki emanet bırakıyorum; onlara sarıldığınız sürece sapmazsınız: Allah’ın Kitabı ve benim sünnetim.”
Bugün yaşanan kriz, İslam’ın çağ dışı kalması değil; Müslümanların çağın vicdanının gerisinde kalmasıdır. İnanç değil, temsil sorunu yaşıyoruz. Ve bu bedeli en çok da senin kuşağın ödüyor.
O yüzden genç kardeşim, sana çağrım şudur:
İslam’ı Instagram yorumlarından öğrenme. Müslümanların hatalarını din sanma. Kirli ellerle gösterilen hakikatten yüz çevirme. İslam’a bakarak Müslümanı yargıla; Müslümana bakarak İslam’ı değil.
Çünkü bu din, insanların yanlışlarından çok daha büyük; çok daha adil ve çok daha temizdir.