Gençlik nereye gidiyor?

Nesilden nesile aktarılan, sürekli şikayet konusu olan bir mesele var. ‘Ne olacak bu toplumun, bu gençliğin hali?’ Bu şikayeti dedem de, babamdan da duydum. Aslında bu konu önemsenmeyecek ve öylesine geçiştirilebilecek bir meselede değil. Dünün, bugünün ve eminim ki yarının da şikayet konusu olacaktır. Gençlik elden gidiyor! Şeytan gece gündüz durmuyor, çalışıyor.

Hatırlıyorum..

Babam elimden tutup İmam Hatip’e götürüp yazdırdı ve okul müdürüne hitaben, “evladımı size emanet ediyorum. Evladımı, evlat bileceksiniz. Devletine, dinine, geçmişine bağlı, değerlerinin yolunda, kalbinde Allah korkusu bir neslin

yetişmesi elzemdir. Bu nesil sizin gibilerin elinden çıkacaktır.

Anadolu insanı olarak bizler çok ezildik, horlandık, inançlarımız yüzünden türlü baskılara maruz kaldık. Çok çileler çektik. Çocuklarımız bizim yaşadıklarımızı yaşamasın. Ezanlar bir daha susturulmasın, bu çocuklar bunun, maneviyat ve ahlak davasının mücadelesini versinler…” deyip beni orada bırakıp gitti.

Peki, bugünkü nesiller anneleri, babaları, dede ve nineleri gibi mi düşünüyorlar, onlar gibi mi inanıyorlar. Onların değerlerinde mi?

Hayır.

Keşke onlar gibi olabilselerdi. Maalesef yeni nesil, annesiz, babasız, ilgisiz, değerlerinden çok uzak veya yoksun büyüyorlar. Her yandan kötülüğün kuşatması altındalar.

Televizyon, cep telefonu ve sosyal medyayla büyüyorlar, şekil alıyorlar. Çoğu hayasız ve ahlaktan yoksun büyüyor. Uyuşturucu, hemen hemen her haneye girmiş durumda. Çocukları bağımlı çok aileden duyuyorum, “ölse de biz de kurtulsak, o da kurtulsa…” diye. Sokakların durumu ise ortada. Adeta çıplaklar kampı gibi. Çok fena bir durum.

Mutlaka her ebeveyn, evlatlarının kendi değerlerinin, inancının, ülkesinin insanı olmasını ister. Bugün bu pek mümkün olmuyor. Nesiller arasında uçurumlar var.

İnsanın her yandan kuşatıldığı, kıskaca alındığı, akrep rolündeki insanlar tarafından sokulduğu, kötülüğün hüküm sürdüğü bu zalim çağ herkesi kendine benzetiyor maalesef.

Bir gerçek daha. Her çağ kendi özelliklerini ve kendi değerlerini aktarıyor.

İnsan ise baskın ortamın şeklini alıyor. Büyüdüğü çağın rengini, yetiştiği ortamın huyunu suyunu alıyor. Bu anlamda bugünkü neslin hikayesi, durumu pek iç açısı değil.

Bir şey daha. İnsan gördüğüne, duyduğuna ve konuştuğuna yani sürekli meşgul olduğu şeylere inanıyor, o yönde şekil alıyor. Şeytan her yandan ve yönden saldırıyor.

Müslüman bir kimlik olarak söylüyorum, yalnız kendimizden değil; yaşadığımız mahalleden, sokaktan, apartmandan, nesil ve çağdan sorumluyuz. Bir derdin, bir davanın adamı yaptıklarından, yapması gerekirken yapmadıklarından da sorumludur, evet. Görevimiz, neslin, evlatlarımızın, ülkemizin Müslüman kalmasını sağlamaktır.

Kötülük baskındır, mikrop gibidir, hızla yayılma gibi bir özelliği vardır. Kötülüğün sesi çok çıkıyor ayrıca. Uyarıyoruz, gençlik elden gidiyor…

İşte cadde ve sokakların durumu, içler acısı. Adeta çıplaklar kampı gibi. Şeytanın görevidir; insanda görünme ve gösterme arzusunu sürekli körüklüyor. Arif Nihat Asya’nın ifadesiyle, “ Ebu Lehep ölmedi/ Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor ya Rab…”

Peki, kutsal emaneti koruyacak gençler yok mu? Var tabi, var şükür. Ha gayret, bu dava tümsekte kalmasın. Dinine, diline, kimliğine, değerlerine, ülkesine sahip çıkan özellikte neslin yetişmesi için daha çok çaba göstermek gerekiyor. Nesli ve ahlakı koruyacak kanun düzenlemeler mutlaka çıkmalıdır.

Noktayı şöyle koyalım. Kötülük öldürür, iyilik yaşatır. Bizim görevimiz ise yaşatmaktır.

Var mısın?