Gerçekler satır aralarında gizli

0

Bir televizyon programında gazeteci Hüsnü Mahalli'nin tutuklanmasının ardından yapılan yorumları dinliyorum.

"Özgürlük yok" dedikleri, "korku imparatorluğu" dedikleri ülkede, seçilmiş, meşru, sivil hükümete yapılan eleştiriler, eleştiri olarak ifade edilmenin çok ötesinde ucuz hakaretler boyutuna ulaşıyor. Bunların kanka toplantılarında sivil hükümete ve seçilmiş cumhurbaşkanına ağza alınmayacak ne tür küfürler ettiğine şahidim fakat ekranlarda RTÜK korkusuyla ancak bu kadarına cesaret edebiliyorlar. İzleyiciye verdikleri mesaj şu; "kameralar karşısında söyleyebileceklerimiz bu kadar fakat siz ne dediğimizi anladınız..."

İşte, akıl durmasının yaşandığı böyle bir ortamda programa katılan konuklardan biri olan eski devlet bakanı Abdüllatif Şener'in satır aralarındaki sözleri düğümü çözmemiz için şifre durumunda.

Sayın Şener'in sözleri özetle şunlar; "Hükümetin komşularla sıfır sorun politikasının Suriye ayağında Hüsnü Mahalli önemli bir yer tutuyordu. Gerek cumhurbaşkanı gerek Başbakan, Mahalli'yi yanından ayırmıyordu. Şimdi ne oldu da Hüsnü Mahalli cezaevine konuyor?"

Anlaşılan o ki Şener hükümetin komşularla sıfır sorun politikasından ve bu amaçla Suriye specialisti Hüsnü Mahalli gibilerle işbirliği yaptığının gayet farkında…

Sayın Şener'in dikkat çektiği yıl 2011. Herkesin Ak parti hükümeti için sevdiği bir yıl var ya! Abdüllatif Şener'in favori yılı 2011.

Buradan Türkiye Büyük Millet Meclisine geçiyorum. Meclis oturumunu HDP milletvekili Pervin Buldan yönetiyor. (Korku imparatorluğu bu ha!.. Leyla Zana'nın, meclis kürsüsünde iki çift Kürtçe laf ettiği için hapsi boyladığı bir ülkeden Pervin Buldan'ın Büyük Millet Meclisini vekalaten yönetebildiği bir ülkeye… Meclis kürsüsünden Kürtçe laflar uçuşuyor kimsenin umuru değil.)

Kürsüde bir başka HDP'li milletvekili...

Özgürlük yok dediği bir ülkenin meclisinde Kürt halkından, Kürtçe'den bahsediyor. Bir ara "Kürdistan" bile diyor. Ne masa kapaklarına vuran milletvekileri var ne de, anlı şanlı Kürtçülerimizin yıllarca bize Sosyal Demokrat diye yutturduğu, "bu kadına haddini bildirin" diyen bir başbakan var..

İşte bu HDP milletvekilinin konuşmasının satır arasında geçen son derece önemli sözler var; "Kürt sorunu benim sorunumdur diyordunuz, bu mesele güvenlikçi anlayışla çözülmez diyordunuz. Kürt meselesinin çözümünde hepimizi umutlandıran tarihi adımlar atmıştınız. Şimdiş ne olduda bunlardan vazgeçtiniz?"

Sayın HDP milletvekilin favori yılı ise 2009… Ak Parti 2009 yılına kadar çok iyi bir partidir fakat ne olmuşsa olmuş 2009'dan sonra iyi olmaktan sıkılmış…

Zaman zaman empati egzersizleri yapıyorum. "Onların görüpte benim göremediğim şey nedir, ya da benim görüpte onların göremediği, anlayamadığı şey nedir" diye soruyorum kendi kendime. Bunu herhangi bir ön yargının duygularımı etkilemesine izin vermeden yapmaya çalışıyorum. "Belki de feci halde yanılıyorum" dediğim çok olmuştur.

Fakat yukardaki sözleri dinledikten sonra şunu çok iyi anladım ki benim gördüğümü onlar da gayet net görmüşler, benim anladığımı onlarda gayet iyi anlamışlar.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin en özgürlükçü hükümetinin, en özgürlükçü başbakanının, Cumhurbaşkanının, kanayan yaralar haline gelen, Kürt meselesinde, Alevi meselesinde, Azınlıklar meselesinde, ırkçılık meselesinde, nefret suçlarında, sınır komşuları ile olan problemlerde devrimsel adımlar attığını görmüşler, bilmişler fakat bütün bunları ideolojik bakış açılarının, dinmek bilmeyen öfkelerinin, kıskançlık duygularının, hasis menfaatlerin kurbanı etmekten yine de kendilerini alıkoyamamışlar.

Ya, siz aslında salak değil, özünde kötü insanlarmışşınız be kardeşim...

Savaş lobisine dur diyecek bir Kürt yok mu?

Kürt meselesi, Ortadoğu'yu yönetmeye meraklı olanlar için kullanışlı bir kart olagelmiştir hep. Kürtçülüğe yeni başlayanlar, hele, Ak parti tek başına hükümet olmasın diye başımıza Kürtçü kesilen yeni yetme Kürtçüler, Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nin başına ne geldiğini, bu devletin kuruluşunda ve kısa yaşantısında Kürtlerle Türklerin işbirliğini bilmezler, bilmek de istemezler. Onların takılıp kaldıkları düşman belli; Tayyib...

Gladyo için Kürtler Ortadoğu'da iş yapabilecekleri bir partner hiç olmadı. Kürt geleneği onların geleneklerine uyum göstermiyor. Hele Selahaddin Eyyubi gibi bir kuyruk acıları varki kıyamete kadar sürecek. Kürt Selahaddin'in adaleti onların menfaatlariyle örtüşmüyor.

Bu yüzden dostlarını hep Farslılardan, Araplardan ve Türklerden seçtiler.

Kürtlerin payına düşen ise zamanı gelince ileri sürülecek kullanışlı kart olmak.

Türklerden, Farslılardan, Araplardan oyun bozan çıkarsa Kürdistan kartı öne sürülür..

İste böyle zamanlardan birini yaşıyoruz yeniden.

Mahabad Kürt Cumhuriyeti petrol için satıldığında "Kürtler bir daha sözlerinize, vaatlerinize kanmaz" diyenler yanıldılar.

Türkiye'de halk hükümetinin kurulmasının ardından yakalanan "yeniden diriliş" havasının dağıtılması için masaya sürülen kartın piyonu olmaya razı bazı Kürtler çıktı.

Bunlardan bazılarını biz Sosyalist sanıyorduk Pentagondan çıkmaz oldular..

Bunlardan bazılarını Kürdistan-i zannediyorduk meğerse kafalarında şekillendirdikleri Kürtden başkası ile işleri olmazmış.

Hepsinden geçtik...

Bu ülkede devletin ve PKK'nin içindeki etkili savaş lobisinin dışında insiyatif almaya cesaret edebilecek birileri çıkmayacak mı?

Herşeye rağmen "barış, aşîtî, birayetî" diyebilecek ve her iki tarafa (evet her iki tarafa. Yok öyle hep bir tarafa yüklenmek) dur diyebilecek bir Kürt şahsiyeti yok mu?. Umut beslediğimiz Altan Tan, Ayhan Bilgen, Dengir Mir Fırat falan "Çîrokên Kurdî" imiş anladık...

Söylenmese eksik kalırdı

"Hîn bûn (fér bûn) tenê dewlemendi ye kû zaliman nikarin talan bikin."

" Öğrenmek, zalimlerin yağma edemeyeceği tek zenginliktir."

-Xelîl Cîbran-