Gerekçelerin hakikati örttüğü yer

İslam düşüncesinde önemli bir yere sahip olan, ancak zamanla farklı anlamlar yüklenen iki kavram üzerine yazmak istiyorum.

Aslında bu iki kavram, günlük hayatın içinde doğrudan esnafı, bakkalı ya da sokaktaki insanı ilgilendiren meseleler değildir. Daha çok bir düzeni yönetenlerin, kurumların, vakıfların, cemaatlerin ve karar verici konumda bulunan yapıların karşı karşıya kaldığı kavramlardır. Çünkü bu kavramlar, bireysel tercihlerden çok kurumsal kararların gerekçelerini şekillendirir.

Bu nedenle, özellikle İslami camialar açısından bu iki kavramı yeniden konuşmaya ve yeniden anlamaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Doğru anlaşıldıklarında hakikati koruyan ilkeler hâline gelirler; yanlış kullanıldıklarında ise hakikatin üzerini örten en güçlü gerekçelere dönüşebilirler.

Maslahat.
Hikmet.
Biri korumayı esas alır.
Diğeri yön vermeyi.

Koruma iddiası, zaman zaman hakikatin üzerini örtebilir.

Yön verme iddiası ise doğru kullanılmadığında hakikatin yerini almaya başlayabilir.

Maslahat, faydayı gözetir.

Zararı azaltmayı amaçlar.

Bu yönüyle zaruridir.

Ancak mesele burada bitmez.

Çünkü düzeni koruma isteği, zamanla düzenin kendisinden daha değerli hâle gelirse, orada artık düzen değil; korunmaya çalışılan bir alışkanlık vardır.

Alışkanlık, fark edilmeden düşüncenin yerini alır.

Düşünce zayıfladığında gerekçeler güçlenir.

Gerekçeler çoğaldığında ise hakikat geri çekilmeye başlar.

Maslahat tam da bu eşikte sınanır.

Bir araç olarak mı kalacaktır, yoksa bir amaca mı dönüşecektir?

Araç olarak kaldığında düzen kurar.

Ama amaç hâline geldiğinde sınır tanımaz.

Bu yüzden maslahat sadece bir fayda hesabı değil, aynı zamanda bir sınır bilgisidir.

Nerede duracağını bilmeyen maslahat, fayda üretmez sadece hakikati geciktirir.

Oysa geciktirilen her hakikat, bir gün daha ağır bir sorun olarak geri döner.

Maslahat, yanlışı meşrulaştırma aracına dönüşmemelidir.

Çünkü üzeri örtülen yanlış ortadan kalkmaz sadece görünmez olur.

Ve görünmez hâle gelen yanlış, en tehlikeli olandır.

Hikmet.

Hikmet sadece bilmek ya da açıklamak değildir.

Doğruyu, doğru zamanda ve doğru zeminde söyleyebilme sorumluluğudur.

Fakat bu, hiçbir zaman hakikatten vazgeçmek anlamına gelmez.

Hikmet, hakikati şartlara göre değiştirmek değil, şartlar içinde hakikatin nasıl temsil edileceğini bilmektir.

Zamanla hikmet de anlam kaymasına uğrayabilir.

Her şeyi açıklayıp hiçbir şeye dokunmayan bir dile dönüşebilir.

Her durumu "anlaşılabilir" kılıp hiçbir şeyi değiştirmeyen bir tutuma evrilebilir.

Hatta suskunluğu yücelten bir gerekçe hâline gelebilir.

Oysa hikmet, gerektiğinde konuşabilme cesaretidir.

Sürekli ertelenen sorumluluk ise hikmet değil, ihmaldir.

Batı düşüncesinde pragmatizm faydayı ve sonucu merkeze alır.

Realizm güç ve dengeyi esas alır.

Realpolitik ise ideallerden çok şartları ve çıkarları konuşur.

Batı, bu tercihlerini açık biçimde tartışır.

Bizde ise mesele çoğu zaman daha sessiz ilerler.

Maslahat vardır ama sınırları belirsizleşmiştir.

Hikmet vardır ama yönü zamanla değişmiştir.

İslam düşünce geleneği güçlü bir zemine sahiptir.

Ancak bu iki kavram her zaman yerli yerine oturtulabilmiş değildir.

Bazen maslahat hakikatin önüne geçirilmiş, bazen hikmet hakikatin yerine ikame edilmiştir.

Bazen de ikisi birlikte hakikatin üzerini örten bir perdeye dönüşmüştür.

Bu perde sessizdir.

Ama etkisi derindir.

Çünkü artık hiçbir şey açıkça yanlış görünmez.

Her şey "makul" ve "anlaşılabilir" hâle gelir.

Normalleşen yanlış ise zamanla sorgulanmaz.

en tehlikeli eşik budur.

Yanlışın açıklanabilir hâle gelmesi.

Çünkü açıklanabilen yanlış, giderek şartların gereği olarak görülmeye başlanır.

Dil değişir.

Düşünce değişir.

Davranış değişir.

sonunda yanlış rahatsız etmez olur.

Maslahat, koruma refleksi olmaktan çıkıp meşrulaştırma aracına dönüşür.

Hikmet ise hakikati aramak yerine mevcut durumu açıklayan bir çerçeveye evrilir.

Böylece biri davranışı, diğeri zihniyeti meşrulaştırır.

Dışarıdan bakıldığında her şey makuldür.

Fakat içeride hakikat yerini gerekçelere bırakmıştır.

Hakikat unutulduğunda yön de kaybolur.

İnsan artık doğruyu aramak yerine, bulunduğu yerin doğru olduğunu varsaymaya başlar.

Oysa hakikat, maslahatın da hikmetin de üstündedir.

Maslahat hakikati koruduğu sürece değerlidir.

Hikmet hakikate yön verdiği sürece anlamlıdır.

Hakikatin önüne geçen her maslahat faydayı ilkeye dönüştürür.

Hakikatin yerine geçen her hikmet ise açıklamayı hakikatin önüne geçirir.

Gerekçeler hakikati açıklamak için vardır; onu ertelemek, örtmek ya da değiştirmek için değil.

Bir toplumun en büyük kırılması yanlış yapması değildir.

Yanlışı doğru gerekçelerle savunmaya başlamasıdır.

Çünkü o andan itibaren vicdan susar.

Sorgulama zayıflar.

Hakikat görünmez olur.

En büyük tehlike yanlışın varlığı değil, yanlışın makul görünmeye başlamasıdır.

İnsan bazen yanlışa düştüğünü fark etmez.

Yanlışın içinde yaşamaya alışır.

Bir süre sonra ona "doğru" demeye başlar.