Bundan tam 11 yıl evvel, 11 Eylül Saldırıları bahane edilerek, Müslümanlara karşı başlatılan Teröre / İslam'a Karşı Savaş (Siyonist-Haçlı) Kampanyası çerçevesinde, başını ABD'nin çektiği şer koalisyonu, stratejik ortak olarak gördükleri Türkiye'den de bu kirli savaşa katılmasını istedi. Neo-con'ların domine ettiği Amerikan yönetimi ile, sonradan Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı olacak dönemin Başbakanı Doç. Dr. Abdullah GÜL kabinesinin yetkili bakanları bir dizi görüşmeler sonucunda, 25 Şubat 2003 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bir tezkere sevk edildi. Tam adı "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükümet'e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi" olan ve görüşüldüğü tarihin adı ile "1 Mart Tezkeresi" olarak anılan bu tezkerenin görüşülerek reddedilmesi tarihimizin kırılma noktalarından birini teşkil etmektedir.
1 Mart Tezkeresi'nin gündeme geldiği günlerde şimdiki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN, siyasi yasaklı olduğu için milletvekili seçilememişti ancak iktidar partisinin Genel Başkanlığı'nı yürütmekteydi. Bu tezkere uyarınca, bir İslam beldesi ve sadece 90 yıl öncesine kadar bizimle aynı devlet çatısı altında olan ve 11 Eylül Saldırıları ile uzaktan yakından alakası ve bağlantısı olmayan Irak'ı işgal etmek üzere 62 bin yabancı askerin, 255 uçağın, 65 helikopterin ve gerekli tüm mühimmat ve lojistik enstrümanın 6 ay süre için Türkiye'de bulunması,lüzumu halinde de uzatılması planlanıyordu. Anlaşılan o ki, başta ABD olmak üzere batılı müttefiklerle bu konuyu müzakere edip pazarlık yapan yetkililer, tezkerenin mecliste kabul görerek geçeceğine kuvvetli bir biçimde inanıyorlardı. Ancak beklenmedik bir ya da beklenen bir gelişme oldu ve mezkur tezkere 533 milletvekilinin katıldığı oylamada 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser oy almasına rağmen, Anayasa'nın 96. maddesinde öngörülen 268 salt çoğunluğa ulaşılamadığı içinmecliste reddedildi. Hükümet tezkeresi olmasına rağmen, 100'e yakın iktidar partisi milletvekili fire verdi.
Tezkerenin reddi, o ana kadar, Merhum ERBAKAN Hoca Hükümetlerini istisna tutarsak, Türkiye'yi çantada keklik ve emir eri olarak gören kibirli Amerikan yönetiminde büyük bir hayal kırıklığına sebep olmuş, savaş lordu ve tamtamcısı, şahin Neo-con kanadı kızdırmış, hatta öyle ki; bazı önde gelen yetkili ve bakanların hadlerini aşarak Türkiye'ye hakaretler savurmasına, ekonomik yaptırım tehditleri savurmasına kadar varmıştır.
Geçen zaman gösterdi ki 1 Mart Tezkeresi'nin reddi Türkiye'nin her bakımdan lehine olmuştur. Bugün Türkiye'nin özellikle İslam aleminde ve Araplar nezdinde elde ettiği büyük prestijin nedenlerinden biri de bu savaş tezkeresinin reddedilmesi sebebiyledir. Bu kirli ve kanlı savaşa katılmayarak hem Afganistan'la birlikte düşünüldüğünde yaklaşık 2.5 milyon Müslümanın kanına girme günahından hem de büyük bir maddi yükten kurtulduk. ABD, Siyonist efendilerinin zoruyla girdiği bu savaşta 5 trilyon dolardan fazla bir zarara uğramış, yaklaşık 10 bin askerini kaybetmiş ve dünyada da zaten zayıf olan itibarını da yerle bir etmiştir. Bu karanlık ve yalanlar üzerine kurulu bir Neo-Haçlı savaşı idi ve tek gayesi de bölgenin habis uru, yaramaz ve şımarık çocuğu İsrail'in güvenliğini sağlamayı hedefliyordu. Bu savaşın en büyük mağdur ve kurbanları son 3 asır olduğu gibi yine masum ve mazlum Müslümanlar oldu.
Şimdi yine ABD'nin başını çektiği bir şer koalisyonu, kendi elleri ile besleyip büyüttükleri bölgesel istikrarsızlıkların bir ürünü olan IŞİD'i bahane ederek, yeniden bizim coğrafyamızın başına çoraplar ötmek üzere akbabalar misali saldırıyorlar. Bu hunhar saldırıları yaparken de daha evvelki insani ve maddi kayıplara uğramamak için, başta Türkiye olmak üzere, bölge ülkelerini de bu affedilmez insanlık suçlarına ortak etmek istiyorlar. Tıpkı 11 yıl evvel olduğu gibi. Yine hedefte İslam ve Müslümanlar var.
IŞİD tehdidine karşı yürütülecek kara veya hava harekatında yine korkarım yüzbinlerce sivil ve masum Müslüman katledilecek. Ülkemizi son 12 yıldır, güvenilir bir kaptan olarak fırtınalı denizlerde salimen idare eden Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın,11 yıl evvel olduğu gibi yine bu tuzağa düşmemelerini temenni ediyorum. İnşaAllah, Irak ve Suriye'ye düzenlenecek Neo-Haçlı askeri operasyonları için kara veya hava operasyonlarını içeren bir tezkere ile daha yüz yüze kalmayız, ve yine inşaAllah böyle bir tezkere gelirse de yeniden reddedilir.
2002 yılında rahmetli olan Afrika kökenli ünlü şarkıcımız Esmeray Hanım'ın meşhur ettiği ve adeta ismiyle özdeşleşen "Gel tezkere" isimli şarkıya atıfta bulunarak ben de şöyle sesleniyorum. "Git tezkere, git tezkere, bitsin bu vahşet".
İKİ DOĞU ve İKİ BATI'NIN RABBİNE EMANET OLUN...