Kültür-Sanat

Gökyüzüne dokunan hayat: Ulusları aşan kültürel köprü

Uçurtma, Mehmet Naci Aköz’ün hayatında sadece çocukluk oyunu değil; eğitim, kültür, zanaat ve uluslararası temsilin ortak dili hâline geliyor. Üsküdar sokaklarında gazete kâğıdıyla başlayan serüven, Hollanda kıyılarında yeni ufklara açılıyor; ardından Türkiye’de dernekler, festivaller, müzeler, on binlerce çocuğa ulaşan eğitim yolculuğuna dönüşüyor.

Fevzi AKARGÜL / İSTANBUL

Bazen insanın hayatını anlamak için çocukluğuna bakmak yeterlidir. Çocuklukta kurulan bağlar, zamanla ömrün istikametini belirler çünkü. Uçurtma Müzesi kurucusu, Türk Uçurtma Takım Kaptanı Mehmet Naci Aköz’ün hikâyesi yalnızca bireysel başarı değil; üretim merakının, sabrın, geleneğin, toplumsal sorumluluğun iç içe geçtiği yolculuktur aslında. Bu yolculuk, bugün artık pek çok kez uluslararası alanda karşılık bularak gökyüzünde görünür hâle geldiği başarı hikâyesine dönüşmüş durumda. İstanbul sokaklarında başlayan serüven, günümüzde kültürel diplomasi alanına Türkiye’yi temsil ediyor. Naci Bey, modern insanın doğayla, emekle, kendi iç dengesiyle yeniden bağ kurmasına dair güçlü örneklerinden. Uçurtma, yalnızca gökyüzüne bırakılan nesne değil; hafızayı taşıyan, kültürü görünür, kılan insanı kendi özüyle buluşturan araç onun için.

“ÇOCUKLUKTA KURULAN BAĞ ZAMANLA HAYAT FELSEFESİNE DÖNÜŞÜR”

Çocukluğunuzda Üsküdar sokaklarında uçurtmayla kurduğunuz bağ, bugüne gelindiğinde nasıl bir anlam kazandı?

Açık ifade etmek gerekirse yıllar içinde derinleşti o bağ. Çocukluğumda uçurtma yalnızca eğlence değildi. İmkânsızlıklar içinde üretmenin, yoklukla baş etmenin, kendi dünyanı kurmanın yoluydu. O yıllarda bugünkü hazır oyuncaklara ulaşmak kolay değildi. Ama çocuk dediğiniz varlık, oyundan vazgeçmez. Mutlaka yol bulur. Biz de öyle yaptık. Ağaç dallarını çıta hâline getirirdik. Gazete kâğıtlarını dikkatle keser, üzerine yapıştırırdık. Evden anneden habersiz aldığımız un-suyla kendi yapıştırıcımızı hazırlardık. Ama iş bununla bitmezdi. Uçurtmayı yaptınız diyelim; uçurmak için ip bulunmuyor. O zaman çarşıya gider, esnafın attığı iplikleri toplardık. Küçük parçaları bir araya getirir, düğümlerle uzatır, ip elde ederdik. Bugün bakıldığında yöntemler ilkel gibi görülebilir ama aslında burada çok önemli bir şey var: vazgeçmemek. Üretmekten geri durmamak. Benim hayatımın temelini oluşturan şey bu oldu. Uçurtma, bana çocuk yaşta sabrı, emeği, kendi imkânını üretmeyi öğretti. Bugün çok uçurtmayı seviyorum. Ama artık o sevgi sadece gökyüzünde süzülen bir nesneye duyulan hayranlık değil. O sevgi, bir kültüre, hatıraya, üretim anlayışına duyulan bağlılık. Yani çocuklukta başlayan o bağ, bugün bir hayat felsefesine dönüşmüş durumda.

“BİR KARŞILAŞMA İNSANIN TÜM BAKIŞ AÇISINI DEĞİŞTİREBİLİR”

‘Uçurtmanın aslında bambaşka bir dünya olduğunu fark ettim’ dediğiniz Hollanda’daki deneyiminiz nasıl bir kırılma noktasıydı?

Hayatımda birkaç önemli dönüm noktası vardır ama Hollanda deneyimi bunların en başında. 1991’de gittiğimde uçurtma festivaline katıldım. O zamana kadar uçurtmayı bildiğimi zannediyordum. Türkiye’de model belliydi. Ama orada karşılaştığım manzara, benim bütün bildiklerimi altüst etti. Deniz kıyısında, gökyüzünün tamamını kaplayan devasa uçurtmalar vardı. Ejderhalar, metrelerce büyüklüğe ulaşan tasarımlar… O an şunu fark ettim: Ben uçurtmanın sadece küçük bir parçasını biliyormuşum. Bu karşılaşma sadece beni şaşırtmadı; yönümü değiştirdi. Orada uluslararası uçurtmacılarla tanıştım. Bu işin bir kültür, dil olduğunu gördüm. Türkiye’ye döndüğümde artık eski ben değildim. Hedefim sadece uçurtma uçurmak değil; bu kültürü Türkiye’de geliştirmekti. Nitekim sonrasında dernekler, festivaller, kurumsal çalışmalar bu fikrin üzerine inşa edildi.

“UÇURTMA; OYUN ZANAAT VE KÜLTÜRÜN KESİŞTİĞİ ALAN”

Uçurtmayı bir oyun mu, bir zanaat mı yoksa kültürel bir ifade biçimi olarak mı görüyorsunuz?

Uçurtmayı tek başlık altında tanımlamayı doğru bulmuyorum. O birden fazla alanın kesiştiği noktada. Çocuk için oyundur, usta için zanaattır, toplum için kültürel ifadedir uçurtma. Yapmaya başladığınız anda işin içine ölçü, denge, teknik girer. Bu, ciddi bir emek, dikkat gerektirir. Yani zanaat boyutu güçlüdür. Ama sadece teknikle sınırlı değildir. Uçurtmanın tarihine baktığınızda köklü geçmişle karşılaşırsınız. Kesin olmamakla birlikte Çin, Malezya. Endonezya bölgesinde doğar, farklı coğrafyalara yayılır. Osmanlı’da 1582’de düzenlenen şenliklerde yer aldığını biliyoruz. Bu da onun kültür unsuru olduğunu gösterir. Dolayısıyla uçurtmayı sadece oyuncak olarak görmek eksik okumaktır. İçinde tarih, estetik, emek, anlam barındırıyor. Ben bu dengeyi korumaya çalışıyorum. Uçurtma oyun neşesini kaybetmemeli, taşıdığı kültürel değeri görünür kılmalıdır.

“UÇURTMA, ÇOCUĞA HAYAT İLE BAĞ KURMA BECERİSİ KAZANDIRIR ”

Uçurtmanın bugünün çocukları üzerindeki etkisini nasıl?

Bugünün en çok konuşulan meselelerinden: çocukların teknolojiyle kurduğu yoğun ilişki. Ama ben bunun sadece teknoloji meselesi olduğunu düşünmüyorum. Asıl sorun, çocuğun doğadan kopması. Toprağa basmıyor, rüzgârı hissetmiyor, hareket etmiyor. Bu fiziksel- psikolojik sorunlara sebep. Uçurtma çok önemli rol oynuyor, çocuğu dışarı çıkarıyor, hareket ettiriyor üretmeye teşvik ediyor. Uçurtma yaparken çocuk plan kurar, dengeyi öğrenir, sabretmeyi deneyimler. Uçurtma uçmazsa neden uçmadığını sorgular yeniden dener. Bu süreç, çok güçlü öğrenme alanıdır. Ben yıllarca on binlerce öğrenciyle temas kurdum. Gördüğüm: Uçurtma, çocuğa sadece etkinlik sunmuyor; hayatla ilişki kurmayı öğretiyor. Yetişkinlerin sadece şikâyet etmek yerine çözüm üretmesi gerektiğine inanıyorum.

“UÇURTMA RESMİYETE ALTERNATİF KALBEDE TEMAS EDİYOR”

Uluslararası festivallerde Türkiye’yi temsilinizde uçurtmanın “kültürel diplomasi aracı”na dönüştüğünü düşünüyor musunuz?

Çoğu zaman kültür, sanatın kurduğu temasın, resmî diplomasi kanallarının ötesine geçebildiğini düşünüyorum. Resmî diplomasi çoğunlukla protokol, metin, sınırlarla ilerler. Oysa uçurtma gibi kültürel unsurlar doğrudan insanın duygusuna hitap eder. İnsan dilinizi bilmeyebilir, ülkenizin tarihini tanımayabilir. Ama gökyüzünde yükselen uçurtmayı gördüğünde etkilenir. Bu saf-doğrudan, evrensel iletişimdir. Uluslararası festivallerde Türkiye’yi temsil ederken çok net hissediyoruz. Sadece uçurtma uçurmuyorsunuz. Ülkenin estetik anlayışını, hafızasını, sembollerini taşıyorsunuz. İnsanların yaklaşımı, merakı, kurdukları diyaloglar bunu açıkça gösteriyor. Türkiye’de sürecin kurumsal karşılıkları oldu. İlk uçurtma kurumlarının kurulması, dernekleşmesi, uluslararası festivallerin düzenlenmesi, eğitim alanına girmesi… Tamamı aslında uçurtmanın hobi olmaktan çıkıp kültürel temsil alanına dönüştüğünü gösteriyor.

“GÖKYÜZÜNDE TÜRK İMZASI: YILLARIN EMEĞİ ÇİN’DE ALTINLA TAÇLANDI”

Çin’in Weifang kentinde elde edilen çifte altın başarıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Açık konuşmak gerekirse bu başarıyı yalnızca yarışma sonucu olarak görmüyorum, yılların emeğinin, sabrının, inancının gökyüzünde görünür hâle gelmesi, teyididir. Buraya gelmek bir anda mümkün olmuyor; arkasında uzun hazırlık süreci, birikim, kültürel derinlik var. Weifang’daki festival, dünya uçurtma kültürünün en önemli merkezlerinden kabul ediliyor. 57 ülkenin katıldığı organizasyonda Türkiye’yi temsil etmek başlı başına sorumlulukken, iki ayrı kategoride birincilik elde etmek anlamlı bir sonuç oldu. 22 metrelik dev uçurtmamızla gerçekleştirdiğimiz gösteri Türkiye’nin gökyüzüne yansımasıydı. “Üstün Uçurtma Uçurma Performansı” ve “En İyi Hava Efekti” kategorilerinde elde edilen başarımız, Türkiye’nin kültürel birikiminin uluslararası alanda kabul görmesidir. Bu başarıların diğer önemli yönü ilham vermesidir. Gençler somut başarı gördüğünde, o alana yönelme cesareti bulur. Bu kültürel değerlerin devamlılığı açısından son derece kıymetlidir.

“BU İŞ SADECE TEKNİK DEĞİL; ZİHİNSEL-AHLAKİ HAZIRLIK SÜRECİDİR”

Uluslararası yarışmalara hazırlık süreci, arka planında nasıl bir disiplin var?

Dışarıdan bu organizasyonlar sadece uçurtmanın uçurulması gibi görünebilir. Ama arka plan oldukça derindir. Süreçte sadece teknik hazırlık yetmez. Zihinsel hazırlık da gerekir. Plan yapmanız, strateji geliştirmeniz, rüzgârı doğru okumak gerekir. Bu süreci dört temel kavramla ifade ediyorum: istek, azim, plan ve sabır. Bu dört unsur yoksa ne kadar teknik bilgiye sahip olursanız olun başarılı olmanız zor. Bir de hayatın gerçekliği var. İnsan her zaman aynı çizgide ilerlemiyor. Kendi hayatımda inişler, çıkışlar, başarısızlıklar yaşadım. Ama şunu gördüm: Asıl mesele düşmemek değil; düştükten sonra yeniden ayağa kalkabilmektir. Bu insanı olgunlaştırır, yaptığı işe daha farklı gözle bakmasını sağlar.

“UÇURTMAYI UÇURAN DENGE, İNSAN HAYATININDA TEMEL GERÇEĞİDİR”

Uçurtmanın ile insan hayatı arasında felsefi açıdan nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

Uçurtma aslında çok sade görünür ama içinde derin bir denge barındırır. İpi fazla çekerseniz düşer, tamamen bırakırsanız yine düşer. Rüzgârı doğru okuyamazsanız, malzemeyi iyi ayarlamazsanız uçurtma havada kalamaz. İnsan ilişkilerinde de böyledir. Ne tamamen kontrol etmek ne de her şeyi akışına bırakmak. Dengeyi kurabilmek dikkat, sabır, tecrübe ister. Uçurtma aynı zamanda insanın bakış açısını değiştirir. İnsan gündelik hayatın içinde çoğu zaman aşağıya bakar; sorunlara, sıkıntılara odaklanır. Uçurtma insanın başını yukarı kaldırmasını sağlar. Gökyüzüne bakmak, zihinsel olarak ferahlatır. Sadece teknik uğraş değildir; insana içsel denge kazandırır. Belki de bu yüzden çocuklukta kurduğum bağ hiçbir zaman kopmadı. O bağ sadece bir nesneyle değil; hayatın kendisiyle kurulan bağdır.