Görevini Yapmayanların Ülkesinde

0

Yıl 2100'ler…Torunumun torunu, torununa geçmiş zamanlardan bilindik ülke manzaraları anlatıyor… Masal niyetine… Dedesinin yazdığı yazılardan mülhem… Biraz gerçek, biraz hayal... Evvel zaman içinde kalbur saman içinde…. Ortadoğu'nun ortasının biraz kuzeybatısında…. Ne tam Batı'da ne tam Doğu'da… Doğu ile Batı'nın tam ortasında, ama daha doğru olanı Batı'nın tam kucağında…

Hiç kimsenin hiç kimseye eyvallahının olmadığı, herkesin herkes kadar bencil ve umursuz olduğu, herkesin uğradığı haksızlık karşısında herkes gibi kendi yöntemleriyle hakkını ikame etmeye kalktığı, kötülük edenin ettiği kötülüğün yanına kar kaldığı, güçlünün her zaman haklı olduğu, güçsüzün her zaman haklı da olsa haksız bulunduğu bir ülke varmış…

Bu ülkede çok kazanan az, az kazanan çok vergi öder, çoğunluk azınlığa hizmet eder, alın teri peş para etmez, haksız kazanç ve gayr-ı meşru başlar tacı edilirmiş…. Kul hakkıyla servet yığanlar makbul ve muteber adam sayılır, cemiyette baş tacı edilir, cümle alem bunlara "ağam da sensin paşam da sen" muamelesi yapar, üç beş kemik de bize düşer düşüncesiyle kalabalıklar bunlar önünde ön ilikler saygıda kusur etmezmiş….

Hiçbir şeyin hiç kimsenin umurunda olmadığı bu ülkede adalet terazisi şaşmış, kişilik haklarına saygı ayaklar altına alınmış, kendisinden medet umulanlar medet umanlardan daha aciz hale gelmişmiş… Üstelik ağalar beyler hakları korunurken başkalarının haklarını hiç mi hiç düşünmemiş, sadece kendi çıkarları söz konusu olduğunda haktan hukuktan bahsederlermiş…

İş iyice çığırından çıkmış, hiç kimse görevini hakkıyla yapm(a)az olmuş… Ahbap-çavuş, eş-dost, partizanlık, rüşvet, adam kayırma, hemşehricilik, oculuk, buculuk, cemaatçilik, cemaatsizcilik tavan yaparken, hak, adalet, saygı, sevgi, insanlık, görev şuuru, devlet-millet sevgisi unutulmuş, defterleri dürülmüş…

Korumakla görevli olanlar korumaları gerekenleri koruyamaz hale gelmiş, mazlum hakkını ararken medet umduklarının maskarası olmuş, zalim ise utanmadan elini kolunu sallaya sallaya gezer olmuşmuş…

Rüşvetin adı "hediye", kirli paranın zekatı "hayrat" olmuşmuş…

Mamur masasından, terzi makasından, tüccar kasasından, doktor hastasından, fırıncı pastasından sorumlu değilmiş…. Emanet duygusu azalmış, sorumluluk hak getire….

Yazar kaleminden, hatip kelamından, derviş kemalinden… herkes her şeyden bihaber herkesin her şeyden sıtkı sıyrılmışmış…

Gün olmuş devran dönmüş, at izi it izine karışmış, emanet, ehlinden uzaklara düşmüş, düzen bozulmuş, otorite sarsılmış, her şey allak bullak olmuş… Bir babayiğit çıksa da her bişeyi yoluna koysa denmiş ama iş işten geçmiş. Babayiğitlerde de ne yiğitlik kalmış ne de babalık… Ama nedense "her şey yolunda, tasaya gerek yok" diye bağıranların sayısı çokmuş… nedense….!

Ama herkes uykudaymış, herkes hayatından memnunmuş… gemisini yüzdüren kaptanmış...mış…mış…mış…. sonra mışıl…. mışıl…. Uyku, daha derin uyku…. Çok daha derin uyku…. İyi uykular demiş masalı anlatan… İyi uykular…. Ne gerek var uyanmaya…. Uyu gitsin… uyu bitsin… unut gitsin… kabusa uyanmaktansa uykuda kalmak yeğdir demiş…. Sonra…. Bu hikaye burada bitmiş…