E. Polster
Zamanın veya içinde bulunduğumuz her anın bir anlamı ve değeri vardır. Zaman her an akıp gitmekte ve yaşamın içinde varlığını sürdürmektedir. Bizler ise zaman içerisinde hayatlarımızı anlamlı kılmak için ilerler ya da anlamsız kılmak yolunda gerileriz. Fakat zaman dediğimiz süreç her an durmadan ve durmaksızın ilerlemeye devam etmektedir.
Sizler bu yazıyı okurken bile! Bazılarınız evinizde işlerinizle uğraşırken, çocuğunuzu okula gitmesi için hazırlarken, markete giderken, açık havada yürüyüşe çıktığınızda, hasta olduğunuz da zaman her daim bir süreölçer misali işlemektedir. Bu akıp giden kovalamacanın içinde, biz hayatı neresinden yakalamaya çalışırız?
Birçok insan enerjisini geçmişteki hatalarından şikayet etmeye ve hayatlarının nasıl daha farklı olabileceğini düşünüp durmaya harcar veya gelecekle ilgili hiç bitmeyen planlar üretir, çözüm yolları arar. İnsanlar var olan enerjilerini geçmişte ne olduğuna veya gelecekte ne olabileceğine dair yönelttikleri için, içinde bulundukları anın enerjisi sürekli azalır. Çünkü insan geçmişte yaşadığı hiçbir şeyi değiştiremez. Geçmiş zaman geçmişte kalmıştır ve değişmeyecektir. İnsan ancak anı yaşayarak ve anını anlamlı kılarak hayatına yön verebilir. Geçmişi değiştiremez fakat yaşadığı an içindeki davranışları, düşünceleri gelecek zamanda yaşanabilecekleri etkileyebilmektedir.
Dünya da yaşanması olası ve değişmeyen savaş, afet, hastalık, kaza ve ölüm gibi birçok olay vardır. Bizler bu gibi durumları değiştirme gücüne sahip değiliz elbet, fakat bunca yaşanabilecek olumsuzluklara rağmen yaşamı sevmeyi, yaşamayı sevmeyi önemli bir amaç haline getirebiliriz. Çünkü insanlar başlarına gelebilecek her türlü olay karşısında dayanma gücüne sahip yaratılmıştır. Sadece bazılarımız bunun farkında olarak, bazılarımız ise farkında olmayarak yaşamamızı sürdürmeye devam ederiz.
Geçmişimiz bizi yaşadığımızı ana hazırlar. Yaşadığımız an ise bizim geleceğimizi etkiler. Geçmişte yaşanan olaylara takılarak, tüm enerjimizi geçmiş zaman dilimi içinde yaşanan olaylara harcar isek, hayat bazen anlamını yitirebilmektedir. O zaman başımıza gelmiş olaylar, hayatımızı yaşanılası olmaktan çıkan bir hal ile dengesizlik üzere, çıkmaza sokabilmektedir.
Hal böyle olunca dünya güven ve huzur veren bir yer olmaktan çıkar. Geçmişimizde yaşadıklarımızdan mutlaka ders almalıyız fakat gelecekte ve şimdiki zamana ait yaşanan olaylara yön vermesine izin vermemeliyiz. Yakından tanıdığımız veya çok sevdiğimiz birinin bizi üzmüş olması, bütün insanların bizi üzeceği anlamına gelmemektedir. Bir kere trafikte kaza yaptık diye, her zaman trafikte kaza yapacağız demek değildir. Bu gibi örnekler birçok açıdan insan hayatına şekil verebiliyor. Bir daha kimse beni üzmesin deyip kimse ile arkadaşlık ilişkisi kuramayan veya trafik kazası yaparım diye, trafiğe hiç çıkamayan çok sayıda insan var.
Elbette yaşamış olduğumuz olayların hayatımıza yön vermesi çok normaldir, fakat nasıl yön verdiği önemsenmelidir. Trafik kazası yapıp, trafiğe çıkmamak yerine, hem yaya hem de sürücü olarak daha dikkatli olmak alınabilecek en büyük önlemdir ve geleceğe doğru bir şekilde yön vermedir. Bir daha üzülmemek için kimse ile arkadaşlık yapmamak yerine, kendi hatalı olan yanlarımızı da keşfetmek atılabilecek önemli bir adımdır. Birde bizi inciten durumlar karşısında konuşabilir olmaktan kaçınmamak, daha önce yaptığımız hataların aynısını yapmamak, yada benzer hataların size yapılmasına izin vermemek gelecekte olabilecek bir çok sorunun önüne geçebilmek demektir.