Gulca Katliamı’nın 29. Yıldönümü “Bir Kadir Gecesi Katliamı...”

Takvimler, 5 Şubat 1997 tarihini gösterdiğinde, Doğu Türkistan Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’ne bağlı Gulca şehrinde yaşayan Müslüman Uygur halkı, Çin Komünist Partisi'nin tüm engellemelerine rağmen mübarek Ramazan ayının feyzini ve bereketini yaşamaya çalışıyordu.

Çin yönetimi, özellikle Ramazan aylarında, başta Uygur halkı olmak üzere, Müslüman azınlıklara yönelik baskısını iyice artırıyor, yeni yasaklar getiriyordu.

Öyle ki Çin polisi, Ramazan ayında Müslümanların yaşadığı mahallelerde sabahlara kadar devriye gezip, sahura kalkan aileleri Çin istihbarat örgütü MSS'ye rapor ediyordu.

Polis takibinin farkında olan Uygur Türkleri, genellikle sahura kalkmadan oruç tutuyordu. Cesaret edip sahura kalkanlar ise evlerinin lambalarını yakmadan ibadetlerini yerine getiriyordu.

Pekin hükümeti, işyerleri, fabrikalar, eğitim kurumları, devlet daireleri gibi kamuya açık yerlerde de oruç tutulmasına izin vermiyordu.

Ramazan ayının son günlerine denk gelen Kadir gecesi, diğer Müslümanlar gibi Uygurlar için de mübarek bir geceydi...

Bir yıl boyunca İslam ümmeti, bu mübarek geceye kavuşmanın hayalini kurar, Kadir gecesini dua ve ibadetlerle geçirirdi.

Gulca katliamının yaşandığı, 1997 yılının Ramazan ayında, Kadir gecesi 4 Şubat’a denk gelmişti. Bir grup Uygur Türkü kadın da Kadir Gecesi münasebetiyle bir evde toplanarak cemaatle ibadet etmişlerdi.

Bu durumdan haberdar olan Çin polisi, hiçbir gerekçe göstermeden, Müslüman kadınların toplandığı eve baskın düzenleyip, evdeki herkesi tutuklamıştı.

Polisin bu sert ve hukuksuz tavrı, Uygurlar arasında büyük bir tepkiyle karşılandı. Sabah olur olmaz on binlerce Uygur Türkü sokaklara dökülüp haksız tutuklamaları, şiddete başvurmadan, protesto etti. Her geçen saat kalabalık artıyor, Çin’in yıllardır süren asimilasyon politikasına Uygur halkı isyan ediyordu.

Eylemin giderek büyümesinden ve diğer şehirlere sıçramasından korkan Pekin, protestocuları dağıtmak için güvenlik birimlerine müdahale emri verdi.

Binlerce polis ve Çin Halk Kurtuluş Ordusu'na mensup asker, Uygurlara acımasızca saldırmaya başladı. Kısa süre içerisinde Gulca sokakları kan gölüne dönerken, Uygurlu Müslümanların yürekleri parçalayan feryatları arşa yükseliyordu.

Olaylar bittiğinde onlarca şehidin cansız bedeni sokakları doldurmuş, mübarek kanları ise toprağı kırmızıya boyamıştı.

Sokaklarda hayatını kaybedenlerin yanı sıra, gözaltına alınan bazı eylemciler de işkence sonucu hayatını kaybetmişti. (Tutukluların bedenleri, soğuk suyla tamamen ıslatıldıktan sonra soğuk havada saatlerce bekletilmiş, bu işkence sonucu çok sayıda Uygur Türkü donarak şehit olmuştur.)

5 Şubat günü yaşanan katliamda hayatını kaybedenlerin sayısı tam olarak ne yazık ki bilinmiyor. Kimi kaynaklar, iki yüze yakın ölü ve çok sayıda kayıp olduğunu iddia etse de gerçek sayıyı sadece Çin güvenlik birimleri biliyor.

Çin, ayrıca Gulca olaylarına karışan 200 Uygur Türkünü de idam etmiş, yüzlerce göstericiyi de müebbet hapis cezasına çarptırmıştı.

Gulca katliamı, mübarek Kadir gecesinin hemen ertesi günü, oruçlarını şehadetle açan Uygur Müslümanlarının, Kızıl Çin rejimi tarafından alçakça katledildiği, gök mavisi bayrağın kana bulandığı, Turan diyarının öksüz kaldığı kara bir gün olarak tarihe geçmiştir.

Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in Unutulan soykırım tekrarlanır.” sözünü dikkate alarak, bizler de Müslüman soydaşlarımıza yapılan Gulca katliamını unutmayalım, unutturmayalım!