ÜLKE gündemini oluşturmak, gündemi belirlemek öyle sanıldığı gibi kolay değil. Sanal alemde sosyal medyada oluşan gündeme çok da itibar etmemek gerek. Onlar sabun köpüğü gibi, bugün var yarın yok.
Gündem oluşturmak demek dünyaya haber salmak, el sallamak, ardıma takılın demekle olur.
Bir bakıyorsunuz bir anda gündemimiz değişmiş, herkes aynı şeyi konuşmaya başlamış. Siyasetçisinden tutun da gündemle çok fazla ilgilenmeyen vatandaşlar bile gündem okuma çalışması yapmaya başlıyor.
Son yıllarda görüyoruz ki gündemimiz emin ellerde. Aslında elde desem daha doğru olur. Çünkü gündemimizi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan belirliyor. Hem de öylesine değil hem de laf olsun diye değil. Gerçekler konuşulsun, doğrular öğrenilsin diye.
Konuşulmayan, üzerinde durulmayan tarihi olaylar bile bir anda Cumhurbaşkanı tarafından dillendirilince herkes tarafından konuşulmaya, tartışılmaya başlanıyor.
Lozan'ın üzerinden yıllar geçmiş ama bu yıl Cumhurbaşkanı, Lozan'ı gündemimize sanki güncel bir olay gibi yerleştiriyor. Sadece biz değil elbette dünya Lozan hakkında konuşmaya başlıyor.
Adalar'dan tutunda Musul'a kadar her mevzu bir anda tartışılmaya başlanıyor. Bir bakıyorsunuz öğrenciler bile "Lozan zafer değilmiş" diye düşünmeye, Lozan'ı araştırmaya başlıyor.
Geçen haftanın net gündemini yine Cumhurbaşkanı belirledi. Misak-ı Milli dedi, bu bile yetti. Ne anlama gelir, nedir, sınırları nereleri kapsar, Misak-ı Milli'yi kim ilan etti gibi soruları tartışmak başta tarihçiler olmak üzere toplumun her kesimine düştü.
Görünen o ki kavramlar üzerinde duran bir toplumuz. Derinlemesine araştırma yapmadan üstünkörü bilgilerle geçiştirerek yaşıyoruz zamanı.
Misak-ı Milli'den bîhaber siyasetçilerden tutun da söz sahibi kişilere kadar birçoğunun bu konuda çok da bilgi sahibi olmadığına şahit olduk.
Zaten Cumhurbaşkanı ne diyor: Araştırın, bakın, öğrenin. Sadece duymakla yetinmeyin.
Misak-ı Milli'den haberdar olmayan sözüm ona Atatürkçüler'i de tanımış olduk. Biraz daha ileri gitseler sadece muhalefet olsun diye Misak-ı Milli'yi bile inkar edeceklerdi, Cumhurbaşkanı hemen açıkladı: Misak-ı Milli'yi Atatürk belirdi.
Gündemimiz dolu. Gündemimiz baş döndürücü bir hızla değişiyor. Takip etmek gerek. Belirlenen gündemin içinde olmakta fayda var. Dünya ülkeleri bile Türkiye'nin gündemini takip ederek açıklama yapıyorlar. Bizim kendi gündemimizden uzak kalmamız düşünülemez bile.
Cumhurbaşkanımıza kulak vermek gerek. Onun sözlerini kulak ardı ettiğimiz zaman neler yaşadığımıza şahit olduk. 15 Temmuz öncesi ağırdan alınan operasyonlar bize bir darbe girişimi yaşattı. Cumhurbaşkanımızın dirayetli çıkışı gibi tüm devlet kurumları da hassas davransaydı FETÖ konusunda belki de 15 Temmuz ve sonrası yaşanmayacaktı.
Şimdi Cumhurbaşkanımız meydanlarda "İdam benim önüme gelirse onaylarım" diyor ama bu konuda tek adım yok. Kimler, neyi bekliyor anlamak mümkün değil. Kendi insanına silah çeviren, insanları acımasızca öldüren, ülkeyi kaosa sürüklemek için hain planlarını çalıştıranlara verilecek cezayı millet meydanlarda tek bir ağızdan haykırıyor zaten.
Gündemimiz çok sağlam bir elden belirleniyor ama gerisinin gelmesi için sanki biraz ağırdan alınıyor işleyiş. Hızların eşit olmasında fayda var. Sonra üzülmek ancak yürekleri dağlıyor.