ABD ile İsrail’in İran’a saldırıları ve Tahran’ın cevabını Körfez ülkeleri üzerinden vermesi yeni bir dönemin kapıları araladı. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar başta olmak üzere bölge ülkelerinin ‘Herhangi bir sıkıntı olursa ABD’den aldığımız sistemler bizi korur’ düşüncesi boşa düştü.
Ne saydığımız ülkeler ne de bölgedeki diğer merkezler İran’dan gelen füzeleri ya da kamikaze İHA’ları tam anlamıyla durduramadı. Suudi Arabistan’ın gözü gibi koruduğu petrol tesisleri vuruldu. İmajı için trilyonlarca dolar para harcanan Dubai’den dumanlar yükseldi. Katar’ın kalbi konumundaki gaz üretim merkezi hedef alındı.
Örnekleri çoğaltmak mümkün… Tam da bu nokta milyarlarca dolarlık bir soru yeniden gündeme geldi. ABD tarafından korunamayan Körfez ülkeleri yeniden inşa sürecinde savunma için nasıl bir strateji izleyecek?
[ABD'nin Katar'da konuşlu olan ve 1 milyar dolardan fazla fiyatıyla dikkat çeken radarı da saldırılarda vuruldu.]
“Siyasi krizlerden savunma sanayii de etkilenmişti”
Savunma Sanayii Uzmanı Yusuf Akbaba, Körfez ülkelerinin bugününe gelmeden önce geçmiş için kısa bir parantez açıyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ile yaşanan siyasi krizler nedeniyle savunma sanayiindeki iş birliğinin de durduğunu anımsatıyor.
Katar ile her alanda çok yakın ilişkiler olsa da savunma sanayii ürünlerinin tedariki söz konusu olduğunda istenilen seviyeye bir türlü gelinemediğinin altını çiziyor. Aynı şekilde Bahreyn ve Umman’da da Türk savunma sanayii ürünlerinin tedarikinin her zaman kısıtlı kaldığını anlatıyor.
“Körfez ülkeleri Türk savunma sanayiine temkinli yaklaşıyordu”
“Körfezin Türkiye'ye yönelik temkinli bir duruşu var.” diyor Akbaba. ABD'den tedarik edemediklerini Çin, Güney Kore, Avrupa ülkeleri ile çözmek istediklerinden bahsediyor. Hatta kimi ürünlerde Pakistan’ın öne çıktığını sözlerine ekliyor.
Akbaba, yakın geçmişe kadar Körfez’deki kimi ülkelerde ‘Türkiye’den yapacağımız alımlar Türk savunma sanayiini ve Türk ekonomisini daha da büyütebilir’ görüşünün hakim olduğunu dile getiriyor. Ancak İran-İsrail-ABD arasında yaşananlar ve bunun kendi ülkelerine etkisini gördükten sonra mecburen yönlerini Ankara’ya çevirmek zorunda kaldıklarını kaydediyor.
[Suudi Arabistan'ın 'kalbi' konumunda enerji üretim tesisleri de vuruldu.]
“Türkiye’den çok fazla talep var”
Mevcut çatışma ortamının doğurduğu acil ihtiyaçlar dolayısıyla Körfez ülkelerinden Türkiye'ye çok sayıda talep geldiğini anlatıyor Yusuf Akbaba ve sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Körfez ülkeleri az önce bahsettiğim önyargıya rağmen Türkiye’ye mecbur kalacak... Bunun farklı sebepleri var. Elbette öncelikle Türk savunma sanayii ürünleri kendini sahada ispatladı ve çok önemli kabiliyetlere sahip olduğunu gösterdi.
Ancak sadece bizim iyi olmamız yeterli değil. Örneğin en önemli potansiyel adaylardan biri Güney Kore. Ancak özellikle hava savunma sistemlerinde onların hem kendi ihtiyaçları çok yüksek hem de daha imza attıkları satış sözleşmeleri hayli hacimli. Yani oradan Körfez’e ek bir destek çıkması zor.
Başka bir önemli adres Çin. Ancak burada da farklı sorunlar var. Suudi Arabistan, Çin’den tedarik ettiği lazer silahtan kesinlikle memnun kalmadı. Çünkü kağıt üzerindeki performansını sahaya yansıtamadı. Yine Çin İHA’ları bu süreçte bekleneni veremedi.
Türkiye’nin tam da bu dönemde hem hava savunmada özelinde hem de füze sistemleri özelinde ciddi bir yükselişi var. İHA’larda zaten kapasitemiz de yapabildiklerimiz de ortada. Her iki alanda da üretim kapasitemizi gün geçtikçe artırıyoruz. Türk savunma sanayiinin yıldızı giderek parlıyor. Ülkemizin daha da öne çıkacağına inanıyorum. Günün sonunda kimi Körfez ülkeleri belki istemeden de olsa mecbur kalıp Türkiye’den ürün alabilir.”