Güzel söz de bulaşır, çirkin söz de

Bir toplumun nabzını tutmak istiyorsanız meydanlara çıkmanıza gerek yok. Bir otobüse binin, bir hastanenin koridorunda bekleyin, bir kamu kurumunda sıra alın, sosyal medyada on dakika dolaşın. İnsanlar birbirine nasıl hitap ediyor, ona bakın.

Bugün en büyük yorgunluklardan biri geçim sıkıntısı kadar dil yorgunluğu.

Sabah trafikte korna ile başlayan öfke, gün içinde başka yüzlere bürünüyor. Vatandaş, kamu görevlisine daha cümlesini bitirmeden çıkışıyor. Kamu görevlisi, karşısındaki insanı dinlemek yerine savunmaya geçiyor. Doktor hastaya, hasta doktora öfkeli. Öğretmen veliye, veli öğretmene mesafeli. İş yerinde yönetici çalışanını baskıyla yönetmeye çalışıyor. Çalışan da ilk fırsatta aynı dili arkadaşına ya da evine taşıyor. Akşam olduğunda sosyal medya açılıyor. Hakaret, alay ve linç, gündemin önüne geçiyor.

Sonra hepimiz aynı soruyu soruyoruz.

"Neden bu kadar gerginiz?"

Çünkü öfke bulaşıcıdır.

İnsana gün boyunca nasıl davranılırsa, akşam eve gittiğinde o da çevresine öyle davranıyor. İş yerinde sürekli küçümsenen biri, farkına varmadan aynı tavrı çocuklarına gösterebiliyor. Gün içinde hakaret işiten biri, direksiyon başına geçtiğinde başka birini kırabiliyor. Zincir uzayıp gidiyor.

En çok da çalışma hayatında hissediliyor bu durum. Mobbing artık büyük şirketlerin ya da kurumsal yapıların sorunu olmaktan çıktı. Küçük bir iş yerinde de var, kamu kurumunda da var, özel sektörde de var. İnsanlar yaptıkları işten önce, maruz kaldıkları tavırlardan yoruluyor. Bir bakış, bir imalı cümle, herkesin içinde yapılan bir küçümseme... Maaş bordrosunda görünmüyor ama insanın içinden çok şey eksiltiyor.

İlginç olan şu ki herkes saygı bekliyor.

Trafikte yol isteyen de saygı bekliyor. Sırada bekleyen de. Makam odasında oturan da. Hastanede muayene olmayı bekleyen de. Sosyal medyada paylaşım yapan da.

Peki biz saygıyı ne kadar veriyoruz?

Kelimeler, insanın karakterini ele verir. Bir toplumun eğitim seviyesi diploma sayısıyla ölçülebilir. Kültür seviyesi ise konuşma biçiminde ortaya çıkar. "Buyurun", "kolay gelsin", "geçmiş olsun", "teşekkür ederim", "kusura bakmayın" gibi cümleler küçük görünür. Oysa günlük hayatı ayakta tutan görünmeyen direklerdir.

Hukuk insanın hakkını korur. Güzel söz ise haysiyetini korur. Kanunlar düzen kurar. Nezaket yaşanabilir bir hayat kurar. Birini kırmamak için gösterilen özen, çoğu zaman uzun tartışmalardan daha güçlü sonuç verir.

Kur'an-ı Kerim'in İbrahim Suresi'nde geçen benzetme tam da bunun içindir. Güzel söz, kökü toprağa tutunmuş, dalları göğe uzanan ve her vakit meyve veren bir ağaca benzetilir. Çünkü güzel söz de böyledir. Söylendiği anda bitmez. İnsanların içinde kök salar. Güven üretir. Umut verir. Dostluk büyütür. Çocuk yetiştirir. Kurumların iklimini değiştirir.

Çirkin söz ise köksüzdür. Gürültü çıkarır ama ömrü bereketlendirmez. İlk anda güçlü gibi görünür. Ardında kırgınlık, güvensizlik ve uzaklaşma bırakır.

Belki de yeniden birbirimize hitap etmeyi öğrenmeliyiz. Vatandaşın kamu görevlisine, kamu görevlisinin vatandaşa, yöneticinin çalışanına, öğretmenin öğrencisine, anne babanın evladına, ekran karşısındaki insanların milyonlara... Çünkü güzel söz de bulaşır, çirkin söz de.

Kur'an bunu asırlar önce tek bir misalle anlatmıştı:

"Allah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor. Çirkin bir söz de, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer. Allah inananları, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar." (İbrahim Sûresi, 24-27)

Sözlerinize dikkat edin efendim! Çünkü güzel söz de bulaşır, çirkin söz de. Hürmetlerimle...