Dolar (USD)
17.9655
Euro (EUR)
18.2988
Gram Altın
1025.78
BIST 100
2791.2
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

Bütün insanlar için en güzel örnek: Hz. Muhammed

Bütün insanlar için en güzel örnek: Hz. Muhammed

20 Nisan 2017 10:42:00

HAZIRLAYAN:

SABRİ GÜLTEKİN

halilsivasi@yahoo.com

Peygamber Efendimizin dünyaya teşrifleri münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından her sene farklı temalarla gerçekleştirilen Kutlu Doğum Haftası, bu yıl 14 -20 Nisan tarihleri arasında "Hz. Peygamber ve Güven Toplumu" temasıyla kutlanıyor. Efendimizin 1446. kutlu doğum yıldönümü münasebetiyle dünyanın birçok bölgesinde konferans ve Kur'an-ı Kerim ziyafetleri gönülleri mest ediyor.

PEYGAMBER Efendimiz(sav) Miladi 571 yılı Nisan'ın 20'sine rastlayan Rebiu'l-Evvel ayının 12'nci Pazartesi gecesi tan yeri ağarırken Mekke'de dünyaya geldi. Babası Abdullah, annesi u00c2mine'dir. Babası Abdullah onun doğumundan iki ay kadar önce vefat etmiş bu mutlu güne erişememişti. Dedesi Abdülmuttalip torununa Muhammed adını vermişti. Ataları arasında böyle bir ad yoktu. Bunu duyanlar Abdülmuttalip'e bu adı niçin koyduğunu sordular. Abdülmuttalip şu cevabı verdi, "Umarım ki, onu gökte Hak, yerde halk övecektir". Tarihçiler, Peygamberimizin doğduğu gece dünyada olağanüstü bazı olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran'da hükümdar Kisra'nın sarayından 14 sütun yıkılmış, Sava gölü kurumuş, bin yıldan beri yanan Mecu00fbsilerin ateşi sönmüştü. Bu olaylar, ilerde İran saltanatının yıkılacağına, Bizans İmparatorluğunun çökeceğine ve putperestliğin ortadan kalkacağına işaret idi ve öyle de oldu. (Şiblu00ee, İslam Tarihi, Asrı Saadet, c. 1, s. 188.) Peygamberimizin hem çocukluğu ve hem de gençliği hiç kimsede görülmeyen bir güzellik içerisinde geçti. Herkes O'na "Güvenilir Muhammed" diyordu.

Bir gün ashab-ı kiram Peygamberimizden hayatının ilk günlerini anlatmasını istemişler, O da şu sözleri söylemişti: "Ben, atam Hz. İbrahim'in duası, kardeşim Hz. İsa'nın müjdesi, annem u00c2mine'nin rüyasıyım, annem bana hamile olduğu sırada bir rüya görmüştü. İçinden bir nu00fbr çıkmış ve bu nu00fbr Suriye'deki sarayları aydınlatmıştı." (Şibli, İslam Tarihi, Asrı Saadet, c. 2, s. 1643, Şevval, 1330) Evet, işte bu gecenin sabahında Hz. İbrahim'in duasına ve Hz. İsa'nın müjdesine mazhar olan bu son Peygamber, bir güneş gibi doğdu. Bu gecenin sabahı gerçekten feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Hz. Adem'le başlayan tevhid inancı yeniden canlanmış, cehalet ve sapık inançlarla kararan ruhlar, bu doğuşla aydınlığa kavuşmuştu. Gerçekten insanlar Peygamberimizden önce her türlü değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı. Küfür ve zulüm, gönülleri karartmış, Allah'a giden yoldan uzaklaştırmıştı. Hayır ve fazilet namına hiçbir şey kalmamıştı. Sosyal hayat bozulmuş, ahlak bağları tamamen çözülmüştü. Hak, kuvvete boyun eğmiş, merhamet ve şefkat kalplerden silinmişti.

Nihayet 40 yaşına geldi. İçerisinde bulunduğu toplumdan çok rahatsızdı. Ne yapmalı idi ki bu toplumu içerisine düştüğü bunalımdan kurtarmalıydı. Hep bunu düşünüyordu. Allah'a ibadet etmek için de zaman zaman Mekke yakınında bulunan Hira Dağı'ndaki mağaraya çekiliyor, günlerce burada kalıyordu. Miladi 610 yılının Ramazan ayında Hira'da bulunduğu sırada kendisine Cebrail aleyhisselam adındaki melek geldi. Peygamberimize Peygamber olduğu Cebrail adındaki melek tarafından tebliğ edilmiş ve ilk ayetler de vahyedilmiş oldu.

Peygamberimiz yalnız insanlara değil, alemlere rahmet olarak gönderildi. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Ey Muhammed, biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik" (Enbiya, 107) Evet, Peygamberimiz sadece insanlar için değil, alemler için bir rahmettir. Peygamberimiz bütün insanlara hatta canlılara şefkat ve merhamet gösterir, bu konuda insanlar arasında ayırım yapmazdı. Müslüman olsun-olmasın; kadın-erkek, büyük-küçük, zengin-fakir, köle-efendi herkese merhamet ederdi. Peygamberimiz anılırken akla ilk gelen, onun, Kur'an-ı Kerim'le övülmüş olan yüksek ahlakıdır. Onu Allah Teala terbiye ettiği için bir insanda bulunması düşünülebilen güzel huy ve davranışların daha mükemmeli onda toplanmıştı. Ahlakının güzelliğine ve her yönü ile güvenilir olduğuna düşmanları bile hayrandı.

Peygamberimiz, davranışları ve üstün kişiliği ile en güzel örnektir. Kur'an-ı Kerim'de bu husus şöyle bahsetmektedir: "And olsun ki, Allah'ın Resu00fblü, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok ananlar için güzel bir örnektir."(Ahzap, 21) Peygamberimize göre ahlak her şeydi. O, ahlaka o kadar önem verirdi ki, dinin ne olduğunu soranlara, dinin güzel ahlaktan ibaret olduğunu söylerdi. Hatta ahlakı güzel olmayanın; konuştuğu zaman yalan söyleyenin, söz verdiği zaman sözünde durmayanın, emanete hıyanet edenin (diğer dinu00ee vecibelerini yerine getirmiş olsa bile) olgun mümin olamayacağını söylerdi. O'nun hayatını inceleyenler, O'nun ne yüksek bir ahlaka sahip olduğunu göreceklerdir. 0, kim olursa olsun, herkese iyi muamele eder, kimseyi incitmez, ayıplamaz ve kırmazdı.

Peygamberimizin yüksek ahlakını böyle bir çırpıda anlatmak mümkün değildir. Peygamberimizin doğumunu anarken ne yapacağız? Bazı yerlerde olduğu gibi kaside ve ilahiler söyleyip kandil simitleri dağıtmakla mı yetineceğiz? Elbette bunlar da güzel adetlerdir. Ancak onun doğumunu anmak bu değildir. Onu anmaktan asıl gaye, onun cihanşu00fbmül olan nübüvvet ve risaletini, yüksek ahlakını anmak ve sünnetine uyma azmini tazelemektir. Allah Teala'nın sevgisine ve mağfiretine mazhar olmanın tek yolu, O'nun sevgili Peygamberinin sünnetine uymaktır.

***

O GECE

Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,

Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!

Lakin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;

Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!

Nerden görecekler? Göremezlerdi tabu00ee'u00ee:

Bir kere, zuhu00fbr ettiği çöl en sapa yerdi;

Bir kere de, ma'mure-i dünya, o zamanlar,

Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.

Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;

Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!

Fevza bütün afakını sarmıştı zemu00eenin

Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,

Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!

Bir nefhada kurtardı insanlığı o ma'sum,

Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!

Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;

Zulmün ki, zeval akılına gelmezdi, geberdi!

u00c2lemlere, rahmetti, evet, Şer'-i mübu00eeni,

Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.

Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep;

Medyu00fbn ona cem'iyyeti, medyu00fbn ona ferdi.

Medyu00fbndur o ma'su00fbma bütün bir beşeriyyet...

Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.

(MEHMED u00c2KİF ERSOY)

LÜGATÇE: Fevza: Kargaşalık. Afak: Kainat ve içindeki hadiselere aid. Nefsin haricindeki aleme dair. Nefha: Güzel koku. Zeval: Yok olma, yok edilme. Mübin: İyiyi ve kötüyü ayıran. Şehbal: Kuş kanadının en uzun tüyü. Medyun: Borçlu. Beşeriyyet: İnsanlık. İkrar: Saklamayıp doğruca söyleme, açıkça söyleme.

***

Çağlayan olsak; Sana, hep Sana aksaku2026

Allah'ın salat ve selamı üzerine olsun" sadaları eşliğinde ve Sensizliğin girdabında perişanız Ya Resu00fblullah.

Şeytanın askerleri Senin araladığın rahmet perdesini yırtıp atmak istiyorlar; nu00fbrundan, kokundan, öğrettiklerinden bizleri mahrum etmek için.

Ebu Leheb, Ebu Cehil, Haris bin Tulatıla, Huveyris bin Nukazi, Ümmi Sa'd ve Erneb'ler türedi yine; Seni bizden almak için.

Oysa bilmezler mi ki, biz Seni kalbimiz bildik Ya Resu00fblullah. Seni hiç görmedik amma, Hazreti Sıddık-ı Ebu Bekir gibi hiç şüphesiz Resu00fbllüğüne iman ettik. Ve hicret aleminde yılanlar sokarken bizi, gözlerimizden akan yaşlarla "Anam-babam Sana feda olsun Ya Resu00fblullah" dedik.

Hayalini kurduk rüyalarda ve asırlarca uzaklıkta. Bir tebessümüne hasret kaldık, yüreğimizin seraplarında; yaklaştıkça uzaklaşan, uzaklaştıkça yaklaşan ve yakan. u00c2h yolunu bulup muhabbet menbaından gönlüne bir akabilsek; hep aşkınla oturup, aşkınla kalkabilsek Ya Habibullah.

İçimize bir kor düştü de, yine Seni pervasızca incitenleri hatırladık. Hatırladıkça da "babasının annesi" dediğin Fatımatü'z-Zehra gibi hüngür hüngür ağlamaktan kendimizi alamadık Ya Resu00fblullah.

Amcan Ebu Talib ölünce himayesiz kaldın diye pervasızca saldırıyorlardı müşrikler. Nasipsizler bilmiyorlar mıydı; Seni himaye edeni, Seni alemlere rahmet kılanı. Başına pislik saçıyorlardı, başları başına feda olasıca başlar. Nasıl da zevk alıyorlardı, yaptıkları çirkinliklerden.

Ve Sen, "Amcam ne çabuk hissettirdin yokluğunu" diyerek "hüzün" gözyaşlarını dökmeye başlayınca, Mekke sokaklarından Sana doğru koşarak gelen "velilerin anası" Fatımatü'z-Zehra'yı görüyordun. Yüzünü, gözünü siliyordu biricik kızın, gözyaşları arasında. O'na, "Ağlama kızım..." deyişini tekrar tekrar hatırlıyor, "Canımız, anamız-babamız Sana feda olsun" diyoruz Ya Resu00fblullah.

Kalbimiz bir tutsak güvercin gibi titriyor kafesinde. Her kanat çırpışımızda; bulutlar yağmura, katreler ummana, tutkular mecnunluğa, zindanlar aydınlığa dönüşüyor Sende. Kölelik ruhundan arındırıp, nu00fbrunun şu00fblesinde özgürlüğe pervazlandır bizleri Ya Habibullah.

Torunun Hz. Hüseyin dünyaya geldiğinde, kızının yanına gidip; "Hüseyinimi bana getir" demiştin. Ve o kucağına verildiğinde, sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okuduktan sonra ağlamaya başlamıştın. Neden ağladığın sorulduğunda ise, "Cebrail(as) yanıma gelerek Hz. Hüseyin(ra)'in ümmetim tarafından öldürüleceğini haber verdi..." buyurmuştun. Seni ağlatan, Hz. Hüseyin'i şehit eden Yezidler şimdi İslam beldelerinde oluk oluk ümmetinin kanını akıtıyor Ya Resu00fblullah.

Hicap perdesi parçalandı, mazlumlar üryan düştü. Güller sarardı birer birer, bülbüle hüsran düştü. Kırıldı adaletin kalemi, hakime zindan düştü. Sensizlik ikliminde bozulan dengeye ziyan düştü Ya Resu00fblullah.

"Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke Peygamberi görseydik de ne malımız, ne evladımız olsaydı diyecekler" diye işaret ettiğin ümmetin, Seni görüyormuşcasına Hz. Hatice, Hz. Sıddık-ı Ebubekir, Hz. Ali, Hz. Bilal gibi Sana iman etti Ya Resu00fblullah.

Biat ettik, itaat ettik, kapına diz çöktük; "Canımız, anamız-babamız Sana feda olsun Ya Resu00fblullah."

Çağlayan olsak, Sana, hep Sana aksak. Çöl sıcağında ayağına tu00fbrab olsak. Bir yetim çocuk gibi başımızı okşadığında, muhabbet ateşinde doya doya yansak. Ve bütün üzüntüleri unutup hüngür hüngür ağlasak. Ta ki, "ümmetime bütün perdeleri kaldırdım" muştunla biz de, "Canımız, anamız-babamız Sana feda olsun" diye bir kez daha haykırsak Ya Resu00fblullah...