KAZA VE KADERE İMAN

KAZA VE KADERE İMAN

Cenab-ı Hak, hayrı seçen kulu mükafatlandırır, şerri seçen kula ise azap eder. Kulun seçimleri onun imtihan vesilesidir. Başımıza gelen musibetler karşısında kulun üzerine düşen tevekkül içinde sabretmesidir. Kul, Rabbinin verdiği yükü yüklenmeye çalışmalı, teslimiyet ve sabır içerisinde Allah'' tan af ve mağfiret ile yardım istemelidir.

05 Temmuz 2013 00:00:00

Cenab-ı Hak, hayrı seçen kulu mükafatlandırır, şerri seçen kula ise azap eder. Kulun seçimleri onun imtihan vesilesidir. Başımıza gelen musibetler karşısında kulun üzerine düşen tevekkül içinde sabretmesidir. Kul, Rabbinin verdiği yükü yüklenmeye çalışmalı, teslimiyet ve sabır içerisinde Allah'' tan af ve mağfiret ile yardım istemelidir.

HAZIRLAYAN: SABRİ GÜLTEKİN

BİR AYET 'Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre yazılmıştır. Her kim, dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını isterse, ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız.' (u00c2Lİ İMRu00c2N, 145)

BİR HADİS 'Kuvvetli mü'min, Allah nazarında zayıf mü'minden daha sevgili ve daha hayırlıdır. Aslında her ikisinde de bir hayır vardır. Sana faydalı olan şeye karşı gayret göster. Allah'tan yardım dile, acz izhar etme. Bir musibet başına gelirse: 'Eğer şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi!' deme. 'Allah takdir etmiştir. Onun dilediği olur!' de! Zira 'eğer' kelimesi şeytan işine kapı açar.' (Müslim, Kader 34)

Kader; Yüce Allah'ın ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini özellik ve niteliklerini ezeli ilmiyle bilip, sınırlaması ve takdir etmesi demektir.

Kaza; Cenab-ı Hakk'ın geçmişte irade ettiği ve takdir buyurduğu şeylerin zamanı gelince her birisini ezeli ilim, irade ve takdirine uygun biçimde meydana getirmesi ve yaratmasıdır.

Kainatta olan her şeyin evren yaratılmadan önce belirlenmesine kader, bu kaderin vakti gelince yaratılmasına ise kaza denir. Kainattaki bütün vakıalar nerede ve kiminle olursa olsun Allah'ın dilemesi ve takdir etmesiyledir. Allah geçmişe ve geleceğe hakim olandır. Saklanan ve açığa çıkan her şeyi bildiği gibi kulun seçimlerini önceden bilir ve kulun seçimlerine göre fiili takdir ettiği vakitte yaratır. Bir başka deyişle; kulun iradesi sonucu Allah takdir eder ve sebepler ölçüsünde kulu imtihan eder.

Allah'ın verdiği akıl iyi kullanılmalı

Sebepler sonuçları doğurduğu için, sebepler ve kulun seçimleri önemlidir. Kul, Allah'ın vermiş olduğu aklı iyi kullanmalı ve seçimlerine dikkat etmelidir. Seçimleri karşısında kulun karşısına hayır ve şer dolu yollar çıkar. Kulun iradesi sonucunda hayrı da şerri de seçmesi kendi elindedir. Cenab-ı Hak, hayrı seçen kulu mükafatlandırır, şerri seçen kula ise azap eder. Kulun seçimleri onun imtihan vesilesidir. Başımıza gelen musibetler karşısında kulun üzerine düşen tevekkül içinde sabretmesidir. Kul, Rabbinin verdiği yükü yüklenmeye çalışmalı, teslimiyet ve sabır içerisinde Allah' tan af ve mağfiret ile yardım istemelidir. İsyandan kaçınmalı ve tevekkül etmelidir. Bu şekilde amel, kulu iki cihan saadetine gark eder. Bu bakımdan kul, imtihana göğüs germeli ve gelen musibet karşısında elinden geleni yapıp sonucu Allah'a havale etmelidir. Kul başına gelen olayların sorumlusunu kader olarak göstermemelidir.

Çünkü kul, günahı iradesiyle işler ve bu irade sonucu yaptığından mesuldür. Kişi hasta olmazsa sağlığın, ölüm olmazsa hayatın kıymetini bilemez. Bu bakımdan gelen musibetlere karşı isyan etmemeli, yapılan hatalara tevbe ederek sabredilmelidir. Çünkü bizim hayır zannettiğimiz olayların ardında şer, şer zannettiğimiz olaylarınsa ardında hayırlar gizlenmiş olabilir. Kul, musibetler karşısında isyandan kaçınmalı ve sonucu Allah' a bırakmalıdır.

İsyan Müslümana yakışmaz

Cenab- ı Hak Furkan Su00fbresi'nin ikinci ayetinde: 'Her şeyi yaratıp ona bir nizam veren ve mukadderatını tayin eden Allah yüceler yücesidir buyuruyor.' Allah, sonsuz merhamet sahibi ve yüceler yücesidir. Rabbimiz bizi bizden daha iyi bilir. Rahmeti ve mağfireti bol olandır. Sebeplere göre sonuçları yaratır. Rabbimiz imtihanı vesile ederek bizleri rıza-ı ilahisine ulaştırır. Bu sayede Cennet ehli olma şerefine nail oluruz. Allah'tan gelene ve O'nun emirlerine isyan etmek takva sahibi bir Müslümana yakışmaz. Sonsuz kudret sahibi Allah kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez. Bu anlamda imanlı bir Müslüman, kadere iman etmeli ve başına gelenlere sabır göstermelidir. (Sümeyye Beyzanur Ergun)

İMAN HAKİKATI

Bir kaderden diğerine kaçan Ömer

Hz. Ömer (ra) hicretin 18. yılında bir gurup sahabi ile birlikte Şam'a teftişe gitti. Yolda, Şam yakınlarında 'Şerağ' denilen köye vardılar. Burada Şam valisi ve Suriye ordusu komutanı Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) bazı askeri erkan ile Hz Ömer'i karşıladı ve Şam'da ciddi bir veba hastalığının yaygın olduğunu haber verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra), 'Müfessirlerin imamı' diye bilenen Abdullah b. Abbas (ra) vasıtasıyla beraberinde bulanan Ashab-ı Kiram'ı kıdem sırasına göre istişare için huzuruna çağırdı. Önce ilk hicret eden Mekkeli Müslümanları çağırdı. Peşinden Medineli Ensar'ı çağırdı. Son olarak da Fetihten sonra Medine'ye hicret eden Kureyşileri çağırdı. Onlara, Şam'da yaygın bir veba hastalığının bulunduğunu haber verip, oraya gidip gitmeme konusundaki fikirlerini sordu.

Bazıları, Allah'a tevekkül edip Şam'a gidilmesini söylediler. Bazıları da bu tehlike ile yüzyüze gelmemek için Medine'ye geri dönülmesi görüşünü savundular. Hz. Ömer (ra) onları huzurundan çıkardı, biraz düşündü ve Medine'ye geri dönme kararını verdi. Bunu onlara bildirdi. Halifenin Şam'a gelişini hararetle bekleyen Şam valisi Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) bu karara üzüldü ve Hz. Ömer'e:

'Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?' diye sordu. Hz. Ömer (ra) cevaben:

'Ey Ebu Ubeyde, keşke bu sözü senden başkası söyleseydi. Evet, biz, Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz' dedi ve yaptığı işin doğruluğunu anlatmak üzere Ebu Ubeyde'ye şunu sordu:

'Bana söyle bakalım; senin bir gurup deven olsaydı, sen onları bir tarafı otlu, diğer tarafı çorak olan bir derenin hangi tarafında otlatırdın? Eğer sen develerini otlu tarafta güder ve karınlarını doyurursan Allah'ın kaderiyle gütmüş olursun. Aynı şekilde onları derenin çorak tarafında güder ve aç bırakırsan, yine Allah'ın takdiriyle gütmüş olursun, ikisi de kaderdir; fakat sonuçları bir değildir.'

Hz. Ebu Ubeyde (ra) bu hikmetli cevap karşısında sustu. Hz. Ömer sözünü bitirmek üzere iken, bazı işleri için oradan ayrılmış bulunan Abdurrahman b. Avf (ra) yanlarına geldi. Meseleyi öğrenince, dediki: 'Benim bu konuda bildiğim bir hadis-i şerif mevcut. Ben Allah Rasülü'nün (sav) şöyle buyurduğunu işittim:

'Bir yerde veba hastalığının bulunduğunu işittiğinizde oraya gitmeyin. Bulunduğunuz yerde veba görülünce de oradan kaçarak başka yere çıkmayın.' Bu hadisi işiten Hz. Ömer (ra) kendisinin istişare sonucunda aldığı kararın Rasulullah (s.a.v) Efendimizin hükmüne aynen uymasından dolayı Allah-u00fb Teala'ya hamd ve sena etti. Gerek hadisin hükmü ve gerekse aldığı karar gereğince Medine-i Münevvere'ye geri döndü.(Buharı, Tıbb, 30; Müslim, Selam, 98. )

KISSADAN HİSSE

Boyayı mı beğenemedin, yoksa boyacıyı mı?

Hep hikmetli konuşan Lokman Hekim'in derisi siyah, dudakları da kalınmış. Değerli sözlerini duyarak hayranı olan biri bir gün bakmış ki hayalinde büyüttüğü Lokman, siyah yüzlü, kalın dudaklı biri. Şaşkınlıkla yüzüne bakarken Lokman Hekim, adamın içinden geçenleri sezmiş olacak ki, şöyle çıkışmış:

u2013 Neden öyle şaşkın bakıyorsun? Boyayı mı beğenemedin, yoksa boyacıyı mı?

TEBESSÜM

Ceviz ağacında kabak yetişseydi

Bir yaz günü Nasreddin Hoca biraz serinlemek için ceviz ağacının gölgesine oturmuş. Biraz ilerdeki kocaman helvacı kabakları gözüne ilişince, kendi kendine:

- 'Şu Allah'ın işine bak, otun üstünde koskoca kabak yetişiyor, şu dalları yere göğe uzanmış, bir evleklik yer tutan ceviz ağacının meyveleri ufacık!..' diye düşünürken, tam o sırada başına bir ceviz düşmüş.

- 'Ah başım!', diyerek yerinden fırlamış Hoca:

'Tövbe ya Rabbim, bir daha senin işine asla karış-mam! Ya ağaçta ceviz yerine kabak yetişseydi!', demiş.

ÖĞÜT

Allah'ın hidayet ve merhameti

Zünnun-ı Mısri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir. Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor. Çok korkmuştum.

Beni onun şerrinden koruması için Cenab-ı Hakk'a sığındım. Akrep nehre geldiğinde, sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi. Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler. Ben de onların arkasından yürüyüp, peşlerini takip ettim.

Nehrin karşı yakasına geçtiklerinde, akrep kurbağayı bırakıp dalları büyük, gölgesi çok olan bir ağacın yanına gitti. Birde baktım ki, ağacın altında Allah'a asi bir genç mışıl mışıl uyuyor. Kendi kendime:

La havle vela kuvvete illa billa. Bu akrep nehrin ötesinden buraya bu genci sokmak için geldi dedim ve içimden, akrep gence yaklaştığı zaman hemen onu öldürmeye karar verdim. Akrebe yakın bir yerde durdum. Bir de baktım ki, karşıdan büyük bir yılan, genci öldürmek için gence doğru geliyor. Akrep ona hücum etti, üzerine çıkıp başını sokmaya başladı. Akrep yılanın ölmesine kadar başını sokmaya devam etti.

Yılan öldükten sonra, akrep nehre döndü. Kurbağa da onu orda bekliyordu. Akrep kurbağanın sırtına bindi, nehrin öteki yanına geçtiler. Ben arkalarından onlara bakıp duruyordum. Nihayet dönüp gencin yanına geldim, uyuyan gencin başucunda durarak şu beyitleri söyledim:

Ey uyuyan, Allah seni karanlığın içindeki her türlü kötülükten korur. Yüce Allah'tan gözler nasıl uyurki sana ondan bütün nimetlerin faydaları gelir. Genç benim bu sözlerimden uyandı. Kendisine hadiseyi anlattım. Bunun üzerine genç tevbe etti, kötülükten vazgeçip iyilerden oldu ve ölünceye kadar hayatı böyle devam etti.

 
ABONE OL
VF Kat3