Mesele 'sözleşme' değil

Mesele 'sözleşme' değil

TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanı Fatmanur Altun, İstanbul Sözleşmesi çerçevesindeki tartışmaların da "hükümeti dövme" amacıyla sopaya dönüştürüldüğüne dikkati çekerek "Mesele 3-5 ağaç değil, mesele barış değil, mesele özgürlük değil, mesele kadın değil. Nedir meseleniz?" diye sordu.

12 Ağustos 2020 22:32:52

TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanı Fatmanur Altun, İstanbul Sözleşmesi çerçevesindeki tartışmaların da "hükümeti dövme" amacıyla sopaya dönüştürüldüğüne dikkati çekerek "Mesele 3-5 ağaç değil, mesele barış değil, mesele özgürlük değil, mesele kadın değil. Nedir meseleniz?" diye sordu.

ÖZLEM DOĞAN

TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanı Fatmanur Altun sosyal medya hesabından İstanbul sözleşmesi ile ilgili tartışmalara değindi. Fatmanur Altun, yaptığı açıklamada konuyla ilgili şunları söyledi:

İstanbul Sözleşmesi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yakıcı bir sorun olan kadına karşı şiddeti önleme amacına matuf olarak dönemin hükümeti tarafından 2011 yılında imzalandı. 2014 yılında yürürlüğe giren yasa kadına karşı şiddeti durdurmaya maalesef yetmedi.

Böyle bir zeminde yasanın tartışmaya açılması daha iyiye ulaşma anlamında doğal bir aşamaydı. Zira kadınlar öldürülmeye devam ederken toplumun her kesiminde bunun nedenleri üzerine farklı yorumlamaların/çözüm önerilerinin üretilmesi kadar doğal bir gelişme olamazdı.

Bu taleplerin siyasetin diline tercüme edilmesi ve siyasetin çözüm iradesi ile meseleye yaklaşarak konuyu masaya yatırması ise doğallığında ilerleyen sürecin bir başka aşaması idi. Ne var ki gelinen aşamada bu doğal seyir, doğal olmayan müdahalelerle zehirlenmeye çalışılıyor.

HDP’YE SES ÇIKARMADILAR

Pek çok sosyal olayda karşımıza çıktığı gibi bir sosyal sorunun daha “hükümeti dövme” amacıyla sopaya dönüştürüldüğüne, politik çıkar elde etmek için araçsallaştırıldığına şahitlik ediyoruz. HDP’de yaşanan tecavüz skandalına sesini çıkarmayan, kafasını kuma gömen ve son olarak da mağdur kadının sosyal medyada teşhir edilerek cadı avına maruz bırakılmasına sessiz kalanların İstanbul Sözleşmesi üzerinden yeniden sahne aldığını görüyoruz.

Yeni bir politik silah keşfetmenin hazzı ile kadın konusunda hükümeti duyarsız hatta kötü niyetli gösterebilecekleri bir zemin inşa etmeye çalışıyorlar. Amaç bu kez kadına karşı şiddet üzerinden politik güç devşirmek. Vah ki kadın değil dertleri..!

YENİDEN ELE ALINMALI

Kadına karşı şiddet bu toplumda seküler-muhafazakar aklı ve gönlü selim hiç kimsenin tahammülü olan bir konu değildir. Böyle bir vasatta (ister doğru bilgiye ister yanlış bilgiye dayalı olsun) toplumda geniş biçimde eleştirilen bir sözleşmeyi politik kavga aracına dönüştürmek yerine onu iyileştirmek yahut ondan daha iyisini yapmak için neden birlikte çalışamıyoruz?! Bu yakıcı mesele elbirliği ile bütün toplumun enerjisiyle ve sosyal, siyasal bölünmeleri aşan bir dille yeniden ele alınmalıdır. Başımıza gelebilecek en kötü şey; bölünme ve ayrışmadır.

Kadınların başına gelebilecek en kötü şey ise düşmanlaştırılmış, bölünmüş, işgale ve dış müdahaleye açık hale getirilmiş bir toplumda kadın olmaktır. Kadın sorunlarının cephane olarak kullanılması ise en başta kadınlara ihanettir. ASLOLAN KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİDİR. Mesele 3-5 ağaç değil, mesele barış değil, mesele özgürlük değil, mesele kadın değil... Nedir meseleniz?!

ERKEĞİ DE KORUYOR

Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), 16 maddelik soru-cevapla İstanbul Sözleşmesinin yürürlükte kalmasını istedi. İstanbul Sözleşmesi’nde, sözleşmeyi parlamentolarından geçirmiş hükümetlerin kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin her türüyle mücadele etmek için bir dizi kapsamlı tedbir almasının istendiğini vurgulayan KADEM açıklamasında, “Erkekler de dâhil tüm aile fertleri -özellikle çocuklar- bu düzenlemelerin koruma kapsamına dâhildir ve bu durum hem İstanbul Sözleşmesi hem de 6284 sayılı kanun metinlerinde açıkça belirtilmiştir. Düzenlemelerden faydalanabilecek olanlar kadınlar değil, kadın ya da erkek fark etmeksizin ‘mağdur’lardır” denildi.

AİLE YAPIMIZ TEHLİKEDE

Toplumsal cinsiyet eşitliği felsefesinin bir ‘fesatlık’ olduğunu kaydeden sosyolog Prof. Dr. Ergün Yıldırım, “İstanbul sözleşmesi bir yanlıştır. Beyaz Türk burjuvazisi ve elitleri bazı muhalif muhafazakârla birlikte İstanbul Sözleşmesi’nde diretip ülkeyi kültürel bir çatışmanın eşiğine taşıyorlar. Bunlara karşı usül ve suhuletle mücadele etmeliyiz. “Cinsel yönelim”, “cinsel kimlik” planlarını kadın şiddeti ve kadın hakları söylemi arkasına saklıyorlar. Oysa değerlerimize, aile yapılarımıza ve inançlarımıza saldırıyorlar” ifadelerini kullandı.

7 ÜLKE SÖZLEŞMEYİ REDDETTİ

2011 yılında övgü ve hararetle İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayanın Ahmet Davutoğlu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sefa Saygılı şöyle konuştu: Davutoğlu, "İstanbul Sözleşmesinde hiçbir yerde LGBT dâhil, Türkiye'yi temel ahlaki meselelerde müeyyide altına sokan bir madde söz konusu değil" diyor. Hayır, Davutoğlu bu sözleşmeye dayanılarak yapılan 6284 sayılı yasa ile kadınlara şiddet azalmamış, adeta fazlasıyla artmıştır. On binlerce erkek (eş, baba ve hatta oğul olarak) evlerinden 6 aya varan uzaklaşmalar almışlardır maalesef. Ülkemiz, kadim medeniyet ve inanç değerlerine sahiptir. Rusya Federasyonu, Macaristan, Ermenistan, Çekya, Hırvatistan, Bulgaristan ve son olarak Polonya’nın dahi reddettiği İstanbul Sözleşmesi tek taraflı fesih edilip uzantısı 6284 sayılı yasa yürürlükten kaldırılmalıdır. Aileyi, kadını ve çocukları en üstün seviyede şiddetten ve istismardan koruyacak, tabii/evrensel hukuk ilkelerine uygun yasalar yapılmalıdır. Aksi halde toplum çöker ve aile biter.”


Yorumlar

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement