Kardeseli

Zilzal suresinin tefsiri

Zilzal suresinin tefsiri
12 Eylül 2020 13:31:43

Tefsir açıklamak anlamına geliyor. Kuranı Kerim ayetlerinin açıklanması ve yorumlanması tefsirdir. Kuranı Kerimin 99. suresi olan Zilzal suresinin tefsirini araştırdık. Medine döneminde nazil olan Zilzal suresi 8 ayettir. Zilzal suresinde suresinde kıyamet gününde yaşanacak olan sıkıntı ve dehşet verici haller anlatılmaktadır. Peki Zilzal suresi ne anlatıyor? Zilzal suresinin tefsiri nasıldır? İşte Zilzal suresinin tefsiri...

Tefsir açıklamak anlamına geliyor. Kuranı Kerim ayetlerinin açıklanması ve yorumlanması tefsirdir. Kuranı Kerimin 99. suresi olan Zilzal suresinin tefsirini araştırdık. Medine döneminde nazil olan Zilzal suresi 8 ayettir. Zilzal suresinde suresinde kıyamet gününde yaşanacak olan sıkıntı ve dehşet verici haller anlatılmaktadır. Peki Zilzal suresi ne anlatıyor? Zilzal suresinin tefsiri nasıldır? İşte Zilzal suresinin tefsiri...

ZİLZAL SURESİNİN OKUNUŞU

Bismillâhirrahmânirrahîm

1,2,3. Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, “Ona ne oluyor?” dediği zaman,

4.İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır.

5.Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.

6.O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.

7.Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir.

8.Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.

ZİLZAL SURESİ OKUNUŞU

Bismillahirrahmânirrahîm.

1- İza zülziletil erdu zilzaleha

2- Ve ahracetilerdu eskaleha

3- Ve kalel insanü ma leha

4- Yevmeizin tühaddisü ahbaraha

5- Bienne rabbeke evha leha

6- Yevmeiziy yasdürun nasü eştatel li yürav a’malehüm

7- Fe mey ya’mel miskale zerratin hayray yerah

8- Ve mey ya’mel miskale zerratin şerray yerah

ZİLZAL SURESİNİN TEFSİRİ

Kıyamet gününün ne kadar dehşet verici bir gün olduğu ve o sırada nelerin meydana geleceği anlatılarak insanların o gün için hazırlık yapmaları gerektiğine dikkat çekilmektedir. Diğer âyetlerden de anlaşıldığı üzere kıyamet kopacağı gün sûrun birinci defa üflenmesiyle yer küresinde şiddetli sarsıntılar meydana gelir ve dağlar yerlerinden kopup savrulur, yeryüzünde yıkılmayan hiçbir şey kalmaz (krş. Kehf 18/47; Tâhâ 20/101-107). Çünkü “kıyamet sarsıntısı gerçekten çok büyük bir olaydır” (Hac 22/1). 2. âyetteki “yerin ağırlıklarını dışarı atması” ifadesi birkaç türlü yorumlanmıştır: a) İçindeki hazineleri dışarı çıkarması; b) Kabirlerdeki ölülerin dirilip dışarı çıkması; c) Yer altındaki madenler, gazlar, ve lâvların dışarı çıkması. Müfessirler yerin ağırlıklarını dışarı çıkarması olayının sûrun ikinci defa üflenmesiyle gerçekleşeceğini söylemişlerdir. Yerkürede meydana gelen bu dehşet verici olayları gören insan, “Ne oluyor buna!” diyerek korku ve şaşkınlığını ifade eder. Çünkü daha önce bu derecede şiddetli bir sarsıntı görülmemiştir.

 “O gün yer, rabbinin ona vahyettiği şekilde bütün haberlerini anlatır” meâlindeki 4-5. âyetler başlıca üç şekilde yorumlanmıştır: a) Allah yere bir çeşit konuşma ve anlatma yeteneği verir, o da üzerinde olup bitenleri ve kimin ne yaptığını açık açık anlatır. Nitekim bir hadiste kıyamet gününde arzın dile gelerek konuşacağı bildirilmiştir (İbn Mâce, “Zühd”, 31). b) O gün Allah’ın hükmü uyarınca arz, üstünde olup bitenleri tek tek sayıp dökercesine insanların orada yaptıkları her şeyi açığa çıkarır. c) Yer, o büyük sarsıntıyla âdeta dünyanın son bulduğunu ve âhiretin geldiğini haber verir (Râzî, XXXII, 59). Sonuçta önemli olan arzın gerçek anlamda konuşup konuşmaması değil, dünya hayatının bittiğini ve herkesin neler yaptığını açık açık ortaya koyması ve artık orada hiçbir şeyin saklı gizli kalmayacak olmasıdır. Âyetin bunu anlatmaktan maksadı ise insanların bu gerçeği göz önüne alarak o gün arzın kendisi hakkında iyi şeyler söylemesini sağlayacak bir hayat yaşamalarıdır.

“Farklı gruplar halinde” diye çevirdiğimiz eştât kelimesine: a) Herkesin kabirlerinden çıkıp mahşer yerine doğru ilerlerken dünyadaki amellerine göre iyi veya kötü şartlar altında, güzel veya çirkin bir görünüşte olması; b) İnsanların, inanç ve amellerine göre farklı gruplar oluşturması; c) Yeryüzünün farklı bölgelerinden çıkıp bölük bölük mahşer yerine doğru ilerlemeleri gibi değişik anlamlar verilmiştir (Râzî, XXXII, 60; Elmalılı, IX, 6012). Âyetin, bu anlamların hepsini içerdiğini düşünmek de mümkündür. Burada asıl anlatılmak istenen, daha kabirlerinden çıktıkları andan itibaren her bir insanın âhiretteki durumunu, âkıbetini, iyiler arasında mı yoksa kötülerle mi birlikte olacağını belirleyen şeyin, bizzat kendisinin bu dünyadaki tercihi, inancı ve yaşayışı olduğudur. Şu halde bu tasvir, her insanın devredilemez bireysel sorumluluğunun varlığını da göstermektedir. “Amelleri görmek” tefsirlerde iki şekilde yorumlanmıştır: 1. Amel defterlerindeki kayıtları görmek. 2. Yapılanların ödül veya ceza olarak karşılığını görmek.

Herkesin eninde sonunda yaptıklarının karşılığını bulacağını belirten bu âyetler, bütün insanlığın paylaştığı bir gerçeği dile getirmesi bakımından hikmet dolu ifadelerden (cevâmiu’l-kelim) sayılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber de bu âyetleri, kuşatıcı anlamıyla eşsiz bir ifade olarak nitelemiştir (Buhârî, “Şürb”, 12; “Tefsîr”, 99). Âyetler, dünyada yapılan en küçük hayır veya şerrin bile kaybolmayacağını, âhiret gününde bunun hesabının verileceğini ve karşılığının ödül veya ceza şeklinde alınacağını ifade eder (krş. Kehf 18/49; Enbiyâ 21/47). Hz. Peygamber de, “Bir yarım hurma veya bir güzel sözle olsun ateşten korunun!” (Buhârî, “Edeb”, 34; “Zekât”, 10; “Tevhîd”, 36) buyruğuyla kişinin, karşılığını Allah’tan bekleyerek iyi niyetle ve insan sevgisiyle yaptığı en küçük bir hayrın dahi onu âhirette ateşten koruyabileceğini ortaya koymuştur.

İnanmayanların dünyada yaptıkları iyiliklerin hükümsüz, âhiret hayatı bakımından faydasız olduğunu bildiren âyetler (meselâ bk. Nûr 24/39) “zerre miktarı da olsa iyiliğin karşılığının görüleceği”ni bildiren bu âyetle çelişir gibi görülmüş ve şu yorumlar yapılmıştır: a) İnançsızlar yaptıkları iyiliklerin karşılığını dünyada görürler, âhirete bir şey kalmaz. b) Mümine de inkârcıya da yaptıkları gösterilir; müminin küçük günahları bağışlanır, iyilikleri ödüllendirilir. Kâfirin iyi amelleri reddedilir; çünkü bunları Allah rızası için yapmamıştır, günahları ise ceza ile karşılanır. c) İnanmayanın ameli de hesaba girer, inkârına ait büyük günahından düşülür ama iyilikleri bu günahı karşılayamaz ve bu bakımdan boşa gider. d) Mümin bütün iyiliklerinin, inkârcı da bütün kötülüklerinin karşılığını görür (Râzî, XXXII, 58-59).