Hac İslâm'ın özetidir

Bismillahirrahmanirrahim…
Güç yetirenler için Haccı farz kılan Allah’a hamd ederim. Onu, Kur’ân’ın onayladığı İbrahimî çizgide bize örneklendirerek açıklayan Elçisi Hz. Muhammed’e salât ve selâm ederim.
Allah katında Kabul olunur bir hac yapmak için, Hz. Peygamberimiz efendimizin yaptığı tek hac olan Veda haccının bilinmesi gerekir.
Haccın özünden uzaklaştırıcı ayrıntılardan korunmak ve uygulamada karşılaşılan zorlukları giderici ilmî çalışmalar yapmak için de bu gereklidir.


HZ. MUHAMMED’İN VEDÂ HACCI
On yıl kadar önce ünlü İslâm bilgini İbn-i Hazm’ın Haccetül-Vedâ isimli hacimli çalışmasından bizzat kendisi tarafından çıkarılan özeti tercüme etmiş ve küçük ilaveler yaparak yayınlamıştım. Bu defa katkılarımızı artırdık ve çalışma bize ait bir çalışma niteliğine büründü. Bir çırpıda okunabilmesi için hacmi büyütmemeye de özen gösterdik. Çalışmamızın neredeyse her cümlesinin kaynağını da gösterdik.
Amacımız bu çalışmamızla, hacca giden ve gidecek olan insanlarımızın doğru bilgilerle bilgilendirilip bilinçlendirilmelerine ve gönül dünyalarının ışıklandırılmasına bir ölçüde olsun vesile olabilmektir. Ana gayemiz Âlemlerin Rabbi olan Mevla’mıza güzel kul olabilmektir.


HACCIN KUR’ÂNÎ TEMELİ
Hz. İbrâhîm’in Kâbe’yi tarihî temelleri üzerinde yükseltmesinden sonra Allah, mü’min insanlar için Haccı görev kılmıştı. Bu farz görev, Kur’ân-ı Kerîm ile de şöylece pekiştirilmiştir:
“Şüphesiz insanların ibadet edebilmesi için kurulan ilk ev Mekke’de olan (Kâbe)’dir. O, giderek ünü ve ziyaretçileri çoğalan ve de insanlar için doğrulara yönlendiren Allah’ın özgür evidir. Orada apaçık belgeler vardır. İbrahim’in sergilenen ihtişamı vardır. Oraya giren kişi güvencede olur. Yoluna gücü yeten insanların Kâbe’yi hac etmeleri, Allah’ın yüklediği görevdir. Hac emrini tanımayıp uygulamayan kişi bilmelidir ki Allah (hac emrinin uygulanması dâhil) yarattıklarına ihtiyaçlı değildir.”


HAC, RABBİMİZİN EMRİNE İTAATTİR
Hac, İslâm’ın özetidir. Onun belirli günlerde İhramlanma, Arafât’ta Vakfe ve Tavâf gibi özgün amellerle özgürce yaşanmasıdır. Bu sebeple Hac, Yüce Rabbimizin emrine mutlak itâattir. Hz. İbrahim’den Hz. Muhammed’e kadar bütün Peygamberleri ve çağrılarını tanımaktır. Tüm renkleri ve dilleri içinde insanlığı bir bütün halinde hür ve eşit görmektir.
Hac, eş, çocuk, ana, baba ve sosyal statü gibi tüm sevdiklerimiz bırakarak, bedenî, rûhî ve maddî varlığımızla Allah’a koşmaktır. O’nunla sözleşmektir.
Hac, benlikten ve beşerî yargılardan soyutlanmak, değer ölçüsü olarak yalnızca ilâhî kânunları benimsemektir.
Hac, canlılara saygıdır. Bitkiler dâhil bütün yaratıklarla barıştır. Şeytanlar ve şeytani güçlerle mücadele eğitimidir. Silahsız cihâddır. Ferdîlik çizgisinde sosyalleşmedir.


HAC, KIYAMET GÜNÜNÜN PROVASIDIR
Hac ümmet şuurunu pekiştirip kültürel, iktisadî ve siyasî birliği kurmaya çalışmaktır. Dış görünüşü ile birliğin, iç hakikati ile Kıyamet Günü’nün provasıdır.
Bütün bu özellikleri içinde bedenî, rûhî, mâlî, sosyal ve siyasî vasıflı ve görünümlü olan Hac, İslâm’ın beş ana temelinden biridir. Günahlardan aklayan ana ibâdettir. Peygamberimiz Bakara sûresinin 203. âyeti doğrultusunda şöyle buyurur:
“Bir Müslüman hac yapar ve ihramlı iken sözlü ve fiili olarak cinsel eylemlerden kaçınır ve açık haramlara düşmekten; dil ve el çatışmalarına bulaşmaktan korunursa geçmiş günahları bağışlanır da anasının onu doğurduğu gibi tertemiz olur.”
-Salât ve selâm üzerine olsun- O, Haccın Cennet’e açılan fiilî bir duâ olduğun da şöylece müjdeler: “Şartlarına uyulduğu ve tatlı dilli-güler yüzlü-barışçı ve ikram edici olunduğu için kabul olunacak haccın mükâfatı hiç şüphesiz Cennet’tir .”
Takriben dört bin yıl önce Rabbimizin “İnsanlara Haccı ilan et …” buyruğu ile Hz. İbrahim Peygamberle başlayan, son ve evrensel Peygamber Hz. Muhammed’le de aslî hüviyetine bürünerek varlığını sürdüren Hac, Kıyamet Günü’ne kadar devam edecek İslâmî bir mûcizedir.


LEBBEYK ALLAHÜMME LEBBEYK!
Allah’ın elçisi Hazreti Muhammed Veda Haccında umre ve haccı birlikte yapmak üzere Hacc-ı Kıran’a niyet edip ihrama girdi. İhrama girme Rabbimizin buyruğuydu. Zûlhuleyfe Mescidi’nin yanı başında bindiği devesi hareket ettiğinde şöylece telbiye getirdi: “Lebbeyk Allâhümme Lebbeyk, Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnnelhamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk. La şerîke lek.”
“Buyur Allah’ım buyur; Sen Rabbimsin, ben kulunum. Buyur (Allah’ım!) Senin yaratıcı ve yönetici egemenliğinde hiç bir ortağın yoktur. Buyur; buyruklarına boyun eğerim. Bütün övgüler Sana’dır. Tüm nimetler Sen’dendir. Varlıklar da Sen’indir. Sen’in hiçbir ortağın yoktur. (Allah’ım!) ”
Allah’ın Resûlü, Telbiye getirilmesini de şöylece teşvik buyurmuştur:
-Hac veya umre için İhram’a giren mü’min Telbiye getirdikçe sağında ve solunda yer alan ve bu yönlerden yeryüzünün nihaî sınır noktalarına kadar uzayıp giden taşlar, ağaçlar ve yerleşim birimleri gibi bütün va rlıklar da Telbiye getirirler. Yola çıktıktan, Telbiyeler ve Tekbîrler getirilmeye başlandıktan hemen sonra (vahiy meleği) Cibrîl geldi. Sahâbîlerine telbiye getirirlerken seslerini yükseltmelerini, emretmesini ona öğütledi. Peygamberimiz haccın kabulüne vesîle olacağı ve sevaplarını artıracağı müjdesi ile bu doğrultuda emir verince sahâbîler seslerini yükselttiler. Öylesine yükselttiler ki kısa bir süre sonra sesleri kısıldı. Hz. Âişe annemiz de Telbiye’de sesini yükseltenler arasındaydı.