Hakikatten rahatsız olanlara

Aç ve susuz kalmış bir insan, temiz ve helâl bir sofraya kavuştuğunda önce Rabbine hamd eder. Sonra da o nimete vesile olanlara teşekkür etmeyi ihmal etmez. Sofrayı hazırlayanların ihlâsını, hizmet edenlerin samimiyetini ve ev sahibine olan sadakatini takdir eder. O sofrada kullanılan malzemelerin mutfağa nasıl girdiğini, kimin ne yaptığını, içine ne konulduğunu veya ne konulmadığını araştırmaz. Çünkü gerçekten aç olan insanın derdi kusur aramak değil, nimetten istifade etmektir.

Fakat karnı tok olan, yahut başkalarının telkinleriyle zihin dünyası doldurulmuş kimseler, sofraya oturur oturmaz kusur aramaya başlar. "İçine bunu niçin koydunuz?", "Şunu neden koymadınız?" diyerek hizmet edenleri sorgularlar. Maksatları karın doyurmak değildir; sofraya gölge düşürmek, hizmeti değersiz göstermektir. Böylelerinin derdi açlık değil, rahatsızlıktır. Zihinleri başka hesaplarla meşguldür.

İşte bu misali şunun için anlattım.

Gayesi imanını kurtarmak, ebedî hayatını kazanmak veya imanını inkişaf ettirmek olan bir insan, eline Risale-i Nur Külliyatı geçtiğinde onu adeta yıllarca hasret kalınmış bir nimet gibi okur. Sayfalar arasında dolaştıkça imanına kuvvet gelir, kalbine huzur iner. Böyle bir insanın aklına, "Şu eksik bırakılmış, bu çıkarılmış, şurası değiştirilmiş." gibi iddialar gelmez. Çünkü o, kabın şekline değil içindeki gıdaya bakmaktadır.

Kaldı ki böyle iddiaların hakikatle de bir ilgisi yoktur.

Üstad Bediüzzaman'ın sağlığından beri okunan ve basılan Risale-i Nur Külliyatı milyonlarca insanın imanına vesile olmuştur. İmansızlıktan kurtulanlar olmuştur. İmanı kuvvet bulanlar olmuştur. Namaza başlayanlar, haramlardan uzaklaşanlar, ailesine, vatanına ve milletine daha sadık hâle gelenler olmuştur. Bunlar inkâr edilemeyecek kadar açık hakikatlerdir.

Sadece Nur Talebeleri değil, Ehl-i Sünnet dairesindeki nice hizmet ehli de bu eserlerden istifade etmiştir.

Öyleyse insan sormadan edemiyor:

Risale-i Nur'un hangi hakikati sizi bu kadar rahatsız ediyor?

Hangi iman dersi vicdanınızı huzursuz ediyor?

Niçin yıllardır insanların imanına vesile olmuş bu eserler hakkında şüphe üretmeye çalışıyorsunuz?

Ortaya atılan iddialara bakıldığında, bunların hakikati arayan samimi sorular değil; zihinleri bulandırmaya yönelik söylemler olduğu görülüyor. Dışarıdan İslâm'a zarar veremeyenler, içeriden şüphe üretmeye çalışıyorlar. Bunun yolu da insanların güvenini sarsmak, hizmet edenleri yıpratmak ve sadakat bağlarını koparmaya çalışmaktır.

"Şunlar çıkarılmış, bunlar eklenmiş." gibi sözler, hakikati ortaya koymaktan ziyade, güven duygusunu hedef alan propagandalardır.

Oysa ortada inkâr edilemeyecek bir netice vardır.

Onlarca yıldır bu eserleri okuyarak yetişen milyonlarca insan...

Dünyanın dört bir yanında iman hakikatlerini anlatan fedakâr hizmet ehli...

Ömürlerini bu davaya vakfeden samimi insanlar...

Bütün bunları görmezden gelerek sadece ithamlarla konuşmak, meyveleri ortada duran bereketli bir bağın köklerine balta vurmaya çalışmaktır.

Fakat Allah'ın izniyle bunu başaramayacaklardır.

Geçmişte de nice teşebbüsler oldu.

Bu hizmeti içeriden yıpratmaya çalışan yapılar ve gruplar ortaya çıktı. Farklı yöntemlerle insanların güvenini sarsmaya çalıştılar. Fakat zaman, samimiyetle yapılan hizmetin; fitne ve hesap üzerine kurulan teşebbüslerden daha güçlü olduğunu gösterdi.

Bugün de durum değişmemiştir.

Yetmişli yıllardan beri nice Ahmetler, Mehmetler, Hasanlar, Hüseyinler, Eyüpler, Abdurrahimler, Şabanlar, Aliler, Zübeyirler ve ismini bilmediğimiz binlerce insan Risale-i Nur'u okuyor. Onlardan hiçbirinin derdi, "Şu çıktı, bu girdi." diye karın ağrısı olmadı. Çünkü onlar Risale-i Nur metinleri için üretilen dedikodularla, fitne ile değil, içindeki iman hakikatleriyle meşgul olmuşlardır. Aç ve susuz olduklarını kabullenmiş, Nur'dan sofradan istifadenin peşindedirler ve o sofraya emek vermiş, hizmet etmiş nurun kahraman talebesi ağabeylerimize hürmeti borç bilmişlerdir.

Bugün Erzurum'da Hacı Babam hâlâ dönüp dönüp Risale-i Nur okuyor. Belki kaç defa külliyatı devrettiğini kendisi bile hatırlamıyordur. Yıllardır dershanelerde vakıf olarak hizmet eden nice kardeşlerimiz gecelerini gündüzlerine katıp bu eserleri okuyor, okutuyor ve insanların imanına vesile olmaya çalışıyor.

Onların gündeminde tartışmalar değil, hakikatler var.

Onlar kusur aramıyor; istifade ediyorlar.

Çünkü hakikati arayanın gözü nimete çevrilidir; kusur arayanın gözü ise daima gölgeye takılır.

Biz bu gürültüleri, bu şamataları yıllardır duyuyoruz. İftira edilen Üstadımıza hizmet etmiş rahmetli ağabeylerimiz ise fazlasını duydular ama daima yüreklerine sadakat ve ihlâsı koydular.

Elhamdülillah Rabbimize hamd ediyor, Üstadımıza da Kur'ân'ın iman hakikatlerini bu asrın insanına ulaştırmasına vesile olduğu için dua ediyoruz.

İnşallah kıyamete kadar da ihlâslı insanlar bu eserleri aynı huzurla okumaya devam edecektir.

Bir başka husus daha var.

Üstad'ın sadık talebelerine ve vekillerine yöneltilen ithamlar, şeytani planların ürünüdür. İftira ve şüphe imalatçıları, bu çürük ürünlerinden vazgeçmeyeceklerdir. Bu ise bizim daha çok şevkimizi arttıracaktır.

Ebedî rahmetlere kavuşmuş ağabeylerimiz, en zor zamanlarda Üstad'ın yanında durmuş, mahkemeleri, hapisleri, sürgünleri göze almış, ömürlerini bu hizmete vakfetmiş kimselerdir. Onların sadakati Risale-i Nur'lar'a tahrip hareketi doğurmaz!
Bugün onların sadakatini görmezden gelip itham etmeleri, hakikate değil, hastalıklı hissiyata ve ucu küresel hainlere dayanır.

Kedinin ulaşamadığı ciğere "murdar" demesi atasözünü hatırlatan bu tavır, insanı gerçeğe değil, önyargıya götürür.

Allah sizleri bu huzursuzluktan, karın ağrısından, art niyetten kurtarsın. Nur sofrasına ihlâsla oturmayı nasip etsin.
Kalplerinizi hakikate açsın.

Sizlere uyanmayı, gizli planlardan kurtulmayı; ihlâsla hizmet etmeyi nasip etsin.

Müslümanlarla ve Nur Talebeleriyle uğraşmak yerine küfür ve dalâletle mücadele etmeyi nasip eylesin.

Çünkü bizim derdimiz tartışma çıkarmak değildir. Nur talebesi huzursuzluk çıkarmaz, iftira atamaz. Tersi olur ise zaten talebe olamaz, iman kurtaramaz; örnek olamaz!

Bizim derdimiz bir tek insanın daha imanına vesile olabilmektir.

Risale-i Nur Külliyatı Üstad'ın tashih ve tensibiyle, sağlığından beri aslî hüviyetini muhafaza ederek okunmaya devam etmektedir. Biz de Elhamdülillah aynı hakikatlerden istifade ediyor, aynı huzuru buluyor ve aynı gayeye hizmet etmeye çalışıyoruz.

Sözümü bir hatırayla bitirmek istiyorum.

1970'li yılların sonunda Cumhurbaşkanı'nın bir türlü seçilemediği günlerde bir mizah dergisinde unutamadığım bir karikatür görmüştüm.

Parkta üstü başı perişan iki evsiz oturuyor. Birinin önünde koca bir somun ekmek var. Diğeri ona dönüp, "Ya Hüsnü, merak ediyorum; acaba Cumhurbaşkanı kim olacak?" diyor.

İnsan ister istemez tebessüm ediyor.

Çünkü insan önce kendi hâline bakmalıdır.

Bugün de iman hakikatleriyle meşgul olmak yerine yıllarca bu hakikatlere hizmet etmiş ağabeylerimize dil uzatanların durumu bana o karikatürü hatırlatıyor.

Asıl üzerinde durmaları gereken mesele kendi kalpleridir ve sadakatleridir zira tahrip edilmiş.

Çünkü kanaatimce bütün bu ithamların gerisinde, Risale-i Nur'un iman hakikatlerinden duyulan rahatsızlık ve bu eserlerin bir asırdır milyonlarca insanın hidayetine vesile olmasını hazmedememe hâli yatmaktadır.

Biz ise Rabbimize hamd ederek okumaya, anlamaya, yaşamaya ve anlatmaya devam edeceğiz. Çünkü hakikat, gürültüyle değil; ihlâsla yürür. Gerçekten hakikati arayanlar, kusur aramak için değil; nasibini almak için o sofraya otururlar.

Daima hakikat, gürültüyle değil; ihlâsla yoluna devam eder. Zaten küfrün ve dalaletin gürültüsünde kalmışların yaraları gürültüyle sarılamaz...