Hayat bazen uzun bir yol gibidir. Bu yolun bir kısmında insanlar tarafından dağıtılırız, diğer kısmında ise yeniden kendimizi toparlamaya çalışırız. Aslında çoğu zaman farkına bile varmadan bu döngünün içinde yaşar gideriz. Yoruluruz, kırılırız, ama yine de yürümeye devam ederiz.
İnsan ruhu sandığımızdan çok daha hassastır. Yaşanan haksızlıklar sadece kalpte iz bırakmaz; bazen beden de bu yükü taşımak zorunda kalır. Bir insanın içine işleyen bir kırgınlık, çoğu zaman ilk olarak midede kendini hissettirir. Sanki yapılan haksızlık, kelimenin tam anlamıyla insanın içine oturur. Mide krampları, boğazda düğümlenen bir acı, kısılan bir ses… Bunların hepsi aslında ruhun bedene gönderdiği sessiz mesajlardır.
Çünkü insan bazen yaşadığı duyguları dile getiremez. İçine atar, susar, sabreder. Fakat bastırılan duygular başka bir yol bulur ve beden üzerinden konuşmaya başlar.
Geçtiğimiz günlerde yaşadığım bir olay bana bunu bir kez daha hatırlattı. Büyük bir haksızlıkla karşılaştım. Günün ilerleyen saatlerinde mide krampları başladı, ardından boğaz ağrısı ve ses kısıklığı… Geceler uykusuz, günler halsizlik içinde geçti. Doktora gittim, ilaçlar aldım, serumlar takıldı. Fiziksel belirtiler tedavi edilmeye çalışıldı ama asıl yarayı açan şey, yaşanan haksızlığın kendisiydi. Ruhum zedelenmişti…
Aslında insanı en çok yoran şey, yapılan haksızlıktan çok bazen o haksızlığın hiç yokmuş gibi davranılmasıdır. Çünkü vicdanın olduğu yerde bir telafi çabası olur. Bir özür, bir açıklama, küçük de olsa bir merhamet… Bunlar insanın yarasını hafifletebilir. Ama vicdan susmuşsa, insan da kendi yarasını kendi sarmayı öğrenmek zorunda kalır.
Belki de hayatın öğrettiği en önemli derslerden biri budur:
Kimse için kendimizi bu kadar yıpratmamak. Çünkü çoğu zaman insanlar hayatlarına kaldıkları yerden devam ederken, olan yine kendi sağlığımıza olur.
Bu yüzden insanın en büyük sorumluluğu önce kendisine karşıdır. Ruhunu ve bedenini korumak, kırgınlıkların içinde kaybolmamak gerekir. Çünkü sağlık gerçekten de insanın elindeki en büyük nimettir; çoğu zaman kaybedene kadar değerini tam olarak anlayamadığımız bir nimet.
Hayatın içinde zorluklar kaçınılmazdır. Bazen nimetlere ulaşmak için zahmet çekmek gerekir. Bazen de saadete ulaşmadan önce musibetlerle karşılaşır insan. Ama unutulmaması gereken bir gerçek vardır:
Her zorluğun içinde, bir kolaylığın tohumu saklıdır.
Nitekim İnşirah Suresi'nde de ifade edildiği gibi:
"Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır."
Bu yüzden insan bazen kırılır, bazen hastalanır, bazen de hayatın yükü altında sarsılır. Ama yine de ayağa kalkmayı öğrenir. Çünkü yol devam eder ve insan, yürümeye mecburdur. Saygıyla.